Tüm Haberler
6 Ekim İstanbul'un Kurtuluşu
6 Ekim 1923'te ise Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul'a girdi ve işgal resmen sonlandı. İşgal 4 yıl 10 ay 23 gün sürdü. Her yılın 6 Ekim'i böylece İstanbul'un kurtuluş günü olarak belirlendi ve kutlanmaya başlandı. İtilaf Devletleri donanmaları 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'na dayanarak 13 Kasım 1918'de Haydarpaşa önlerine demirleyip İstanbul'a girdi. Fiilen gerçekleşmiş olan işgal, 16 Mart 1920 tarihinde resmi işgale dönüştü. Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesinden sonra Fahrettin Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu İtilaf Devletleri kontrolündeki tarafsız bölgeye doğru ilerlemeye başladı. Bunun üzerine Müttefik kuvvetlerde bulunan Fransız ve İtalyan birlikleri derhal geri çekildi. Çanakkale'de bulunan İngiliz birlikleri General Harington'un emriyle savunma pozisyonu aldı. İngiltere, Ankara Hükûmeti ile anlaşma yolları aramaya başladı. Ankara Hükûmeti İstanbul ve Çanakkale boğazlarının denetimini istedi. İngiltere başbakanı Lloyd George bu istekleri reddetti. Birliklere savaş pozisyonu alması emrini verdi. Fakat Harington ateş açılmaması emrini verdi. Türk birlikleri, İngiliz direnişi ile karşılaşmadan tarafsız bölgeye girerek Çanakkale Boğazı'na doğru ilerlemeye başladı. Türklerle savaşılmasını istemeyen Winston Churchill'in başını çektiği bir grup bakan istifa etti. Diğer taraftan İzmir'in Kurtuluşu'ndan sonra Damat Ferit Paşa 21 Eylül 1922'de ülkeden kaçtı. Mudanya Mütarekesi gereği Trakya topraklarının teslimi yapılırken Türkiye'yi temsil edecek kişi olarak Mustafa Kemal Paşa'nın isteği ile Refet Paşa; İstanbul komutanı olarak da Millî Müdafaa Umumi Katibi Selahattin Adil Paşa görevlendirildi. Refet Paşa, 19 Ekim tarihinde TBMM Muhafız Grubu'ndan 100 kişilik bir kuvvetle Gülnihal vapuru ile Mudanya'dan ayrılıp İstanbul'a geldi. Ardından "İstanbul Komutanı" sıfatıyla Selahattin Adil Paşa, 81. Alay ile İstanbul'a geldi. Refet Paşa ve Selahattin Adil Paşa'nın İstanbul'a gelmesine rağmen işgal sonlanmadı. Çünkü mütarekeye göre işgal kuvvetleri barış antlaşması imzalanmasından hemen sonra İstanbul'u boşaltacaktı. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra, 23 Ağustos 1923'ten itibaren İtilaf kuvvetleri İstanbul'dan ayrılmaya başladı. Son İtilaf birliği ise 4 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti. 6 Ekim 1923'te ise Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul'a girdi ve işgal resmen sonlandı. İşgal 4 yıl 10 ay 23 gün sürdü. Her yılın 6 Ekim'i böylece İstanbul'un kurtuluş günü olarak belirlendi ve kutlanmaya başlandı.
T.C Ticaret Bakanı Sayın Prof. Dr. Ömer BOLAT, PERPA Ticaret Merkezi’ni ziyaret etti.
Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanı Sayın Prof. Dr. Ömer BOLAT, PERPA Ticaret Merkezi’ni ziyaret etti. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Sayın Şekib AVDAGİÇ’in de katılımlarıyla gerçekleşen ziyarette, Ticaret Bakanlığı’ndan üst düzey yetkililer, İTO Yönetim Kurulu Üyeleri yer aldı. PERPA A Blok Yönetim Kurulu, PERPA Kooperatifi ve PERPA B Blok Yönetim Kurulu, Perpalıların katılımlarıyla buluşma PERPA B Blok Mithat Yümlü Toplantı Salonunda gerçekleşti. PERPA A Blok Yönetim Kurulu Başkanı Hasan SEZGİN,PERPA Kooperatifi ve B Blok Yönetim Kurulu Başkanı Atakan YÜCEL, İTO Başkanı Şekib AVDAGİÇ ve Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer BOLAT'ın açılış konuşmalarının ardından “Ticarette Ahilikten İnovasyona” adlı söyleşi gerçekleştirildi. Perpalı İş İnsanlarıyla soru-cevap etkinliği yapıldı. Etkinliğin ardından, Perpa A Blok Yönetim Kurulu Başkanımız Hasan Sezgin, Sayın Bolat’a Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün portresini, Sayın Avdagıç’a ise 'Ey Türk Gençliği' kaideli Atatürk heykelini takdim etti. Etkinlik, Ticaret Bakanı Sayın Prof. Dr. Ömer BOLAT ve İTO Başkanı Şekib AVDAGİÇ esnaf ziyareti ile son buldu.
22-28 Eylül Ahilik Haftası kutlu olsun
Ahilik Haftası, Türk-İslam kültürünün önemli bir parçası olan Ahilik geleneğini ve bu geleneğin değerlerini anmak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla kutlanan bir haftadır. Ahilik, Anadolu'da 13. yüzyılda Ahi Evran tarafından kurulmuş olan bir esnaf ve zanaatkâr teşkilatıdır. Bu teşkilat, sanat ve ticaretle uğraşanların ahlaki ve mesleki gelişimini sağlamak için önemli bir rol oynamıştır. Ahilik Nedir? Ahlaki ve Mesleki Eğitim: Ahilik, üyelerine hem ahlaki değerler hem de mesleki beceriler kazandırmayı amaçlayan bir sistemdir. Ahilik teşkilatına üye olanlar, dürüstlük, güvenilirlik, dayanışma, yardımseverlik, adalet ve saygı gibi temel değerleri benimserler. Toplumsal Düzen: Ahilik, sadece ekonomik ve mesleki bir teşkilat değil, aynı zamanda toplumsal düzeni sağlamak için çalışan bir yapıdır. Ahiler, toplumun her kesimine hizmet etmeyi, yardımlaşmayı ve adaleti gözetmeyi ilke edinmişlerdir. Eğitim ve Ustalık: Ahilik teşkilatında bir kişinin yetişme süreci çok önemlidir. Çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa geçen bu süreçte, birey hem mesleki hem de ahlaki olarak eğitilir. Ahilik Haftası: Ne Zaman Kutlanır? Ahilik Haftası, her yıl Eylül ayının üçüncü haftasında kutlanır. Bu hafta boyunca, çeşitli etkinlikler düzenlenir ve Ahilik kültürü hakkında farkındalık oluşturulur. Amaç: Ahilik Haftası, Ahilik teşkilatının değerlerini ve bu teşkilatın topluma kazandırdığı olumlu etkileri anmayı amaçlar. Aynı zamanda günümüz toplumunda da esnaflar arasında dayanışma, ahlaki ticaret ve mesleki eğitimin önemine dikkat çekilir. Etkinlikler: Ahilik Haftası kapsamında konferanslar, paneller, sergiler, şed kuşanma törenleri ve çeşitli kültürel etkinlikler düzenlenir. Bu etkinliklerde, Ahi Evran’ın öğretileri ve Ahilik teşkilatının tarihsel önemi anlatılır. Ahilik Teşkilatının Önemi: Ekonomik Hayat: Ahilik, orta çağ Anadolu’sunda ekonomik hayatın düzenlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Piyasada kaliteyi ve dürüst ticareti teşvik ederek, esnaf ve sanatkarların haklarını korumuştur. Toplumsal Barış: Ahilik teşkilatı, sosyal adaleti ve toplumsal barışı sağlama konusunda önemli bir işleve sahipti. Ahiler, ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzatmış ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmiştir. Kültürel Miras: Ahilik, Türk-İslam kültürünün bir parçası olarak kabul edilir ve bu miras, bugün de çeşitli etkinliklerle yaşatılmaya devam etmektedir. Ahilik Haftası, bu kadim geleneği hatırlatmak, meslek ahlakının önemini vurgulamak ve toplumsal dayanışmayı teşvik etmek için önemli bir fırsattır.
Şişli Kaymakamı Sayın Cevdet ERTÜRKMEN'den, Perpa A Blok Yönetimine Ziyaret
Şişli Kaymakamımız Sayın Cevdet ERTÜRKMEN, Perpa A Blok yöneticiliğini ziyaret etti. Ziyarete, Vakıf Müdürü Serkan KARARMAZ eşlik etti. Gerçekleşen görüşmede, Perpa’daki işleyiş, yönetimsel süreçler ve bölgedeki ticari yapının güçlendirilmesine yönelik konular ele alındı. Sayın ERTÜRKMEN, Perpa’daki esnafın ve işletmelerin her zaman yanında olduklarını belirterek iş birliğinin önemine dikkat çekti. Nazik ziyaretleri için Sayın Kaymakamımıza teşekkür ederiz.
MÜCADELENİZ MUHTEŞEMDİ , GURUR DUYUYORUZ..
TEŞEKKÜRLER 12 DEV ADAM.. 12 Dev Adam, 2025 Avrupa Basketbol Şampiyonası (EuroBasket) finalinde Almanya'ya 88-83 mağlup olarak turnuvayı ikinci sırada tamamladı. Letonya'nın başkenti Riga'da oynanan karşılaşma, baştan sona büyük bir çekişmeye sahne oldu. Bu sonuçla Almanya, 1993'ten sonra ikinci kez Avrupa şampiyonu olurken, Türkiye 24 yıl aradan sonra tekrar gümüş madalya kazanarak büyük bir başarıya imza attı. Turnuva boyunca gösterdiği performansla takdir toplayan 12 Dev Adam, Türk basketbolunun geleceği adına umut verdi.
İzmir’in Kurtuluşu 9 Eylül 1922 Kutlu Olsun
İzmir’in Kurtuluşu 9 Eylül 1922, 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz harekâtı sonucu Türk ordusu Yunan işgali altındaki İzmir’e 9 Eylül 1922’de girmiştir. İzmir’in Kurtuluşu İzmir’in Kurtuluşu, 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz harekâtı sonucu Türk ordusunun Yunan işgali altındaki İzmir’e 9 Eylül 1922’de girmesini belirten tarih terimidir. Mudanya Ateşkes Antlaşması ve sonrasında Lozan Barış Antlaşması’na uzanan süreci başlatması dolayısıyla Millî Mücadele’nin sona ererek Türk milletinin kurtuluşu ve bağımsızlığını elde edişinin simgesi olmuş çok önemli bir tarihi olaydır. İzmir’in Kurtuluşu Arka plan İzmir’in, 15 Mayıs 1919 yılında Yunan güçleri tarafından işgal edilmesi, Anadolu’da Millî Mücadele’nin başlamasında önemli bir aşama olarak kabul edilir. O tarihe kadar Anadolu’da işgallere karşı dağınık olan düşünce ve örgütlenme biçimleri mevcuttu. İzmir’in işgali Anadolu insanın direniş ve karşı koyuş düşüncesini körüklemiş, İstanbul’da başlayan işgali protesto mitingleri Damat Ferit Hükûmeti’nin düşmesine sebep olmuş; örgütlenme ve protesto mitingleri Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılmıştı. Artık İzmir, Anadolu harekâtı için temel sembollerden biri haline getirilmişti ve İzmir’in işgaline karşı protesto mitingleri, her yıl işgalin yıl dönümlerinde, Anadolu’nun çeşitli kent ve kasaba merkezlerinde tekrarlanmakta; konu sürekli gündemde tutulmaktaydı. Birinci İnönü, İkinci İnönü, Aslıhanlar-Dumlupınar ve Sakarya Meydan Muharebelerinde Millî Mücadele’nin kazanılmasında önemli adımlar atılmıştı. TARİHÇE; Türk ordusu tarafından 26 Ağustos 1922’de başlatılan Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı’nın son safhası idi. Kesin sonuç beş gün içinde elde edildi; 30 Ağustos’ta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ordulara bir bildiri yayımlayarak tarihî “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdi ve 2 Eylül’de Uşak’a girildi. Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde kendisinin de haberdar olmadan Yunanistan Küçük Asya Ordusu’nun Başkomutanlığı’na getirilmiş General Nikolaos Trikopis tutsak edildi. Türk birlikleri, İzmir’e doğru hızla ilerledi. Yunan birlikleri ve Rum siviller Anadolu’dan çekildiler. 9 Eylül 1922 sabahı Ahmet Zeki Bey komutasındaki 2. Süvari Fırkası, ardından Mürsel Paşa komutasındaki 1. Süvari Fırkası birlikleri İzmir şehrine girdi. Ardından 5. Süvari Kolordusu Komutanı Mirliva Fahrettin Paşa, komutasındaki birliklerle saat 10:00’da İzmir’e girdi. İkinci Tümen’in öncülüğünü yapmakla görevlendirilen Dördüncü Alay Komutan Yardımcısı Yüzbaşı Şerafettin Bey’in komutasında yaya olarak en önde giden sekiz er, Bornova’dan Halkapınar’a ilerleyişi sırasında Punta’daki Tuzakoğlu fabrikasına yaklaştıkları sırada fabrika pencerelerinden ani bir ateşe uğramıştır. Bu olayda 4 asker hayatını kaybetti ve hemen orada defnedildiler. İzmir’in kurtuluşu sırasında can veren askerlerin isimleri şöyledir: Akşehirli Bekiroğlu Mehmet, Antalyalı Ömer oğlu Hakkı (Sarıarslan), Nevşehirli Ahmet oğlu Seyit Mehmet ve Nevşehirli Ahmet oğlu Ahmet. Konak’a ulaşmayı başaran Şerafettin Bey, Hükümet Konağı önünde göğsüne isabet eden mermilerle yaralanmıştı ancak Konağa girip balkona Türk bayrağını dikebildi. Hükûmet Konağı’na bayrağın dikilmesinin hemen ardından Yüzbaşı Zeki komutasındaki süvari birliği Hükûmet Konağı’nın hemen sağında yere alan ve günümüze ulaşmayan Sarıkışla’ya, Üsteğmen Arif ve Takım Komutanı Celal Bey ile Yedeksubay Besim Efendi’nin de Kadifekale’ye bayrağı çekmesi ile İzmir’in işgalden kurtuluşu ilan edilmiş oldu. Birinci Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa bir Fransız harp gemisi telsizi vasıtasıyla, İzmir’e girildiğini Ankara’ya bildirdi. Belkahve’den tarihi günü izleyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Fevzi ve İsmet Paşalar olduğu halde, 10 Eylül sabahı İzmir’e girdi ve Fahrettin Paşa ile buluşarak doğruca Hükûmet Konağı’na gitti. Konağın balkonundan, başarıyı millete mal eden kısa bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal Paşa’nın ordulara 1 Eylül’de verdiği tarihi emirle başlayan ve 18 Eylül 1922 tarihine kadar yapılan “Takip Harekâtı” ile bütün Batı Anadolu’daki Yunan askerleri, Türk sınırları dışına çıkarılmıştır. Takip Harekâtı’nın başarı ile sonuçlanması sayesinde İzmit bölgesinden İstanbul Boğazı’na, Balıkesir bölgesinden Çanakkale Boğazı’na kadar Türk ordusu için hayati önem taşıyan diğer stratejik hedefler de İtilaf Devletlerinin işgalinden, olaysız olarak ve barış yoluyla kurtarılmıştır. Türk ordusunun kazandığı bu zafer, Mudanya Ateşkes Antlaşması’na giden süreci başlatmış; Türkiye, Mudanya Ateşkes Antlaşması’ndan sonra 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nı imzalayarak bağımsızlığını kazanmıştır. 9 Eylül Anıtı 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in kurtuluşu sırasında şehit düşen dört askerin anısına, defnedildikleri Halkapınar Şehitliği’nde Dokuz Eylül Anıtı yaptırılmıştır. Şehitlikte Şair Necmettin Halil Onan’ın ünlü “Bir Yolcuya” adlı şiiri bir mermer üzerine yazılıdır. Basın yansımaları İzmir’in kurtuluşu haberleri 10 ve 11 Eylül tarihlerinde Anadolu basınında yer almıştır. Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin ilk sayfasında İzmir’in kurtuluşu haberi “Süvarilerimiz Cumartesi günü öğleden evvel 10:30’da İzmir’e girmişlerdir. İzmirliler bu suretle Yunan kâbusundan kurtulmuşlardır” başlığı ile verilmektedir. 13 Eylül tarihinden itibaren ise gazeteler Türk ordusunun İzmir’e girişi ilgili bilgilere yer vermişler; ilerleyen günlerde ise ordunun İzmir’e girişi sırasında yaşanan olaylar anlatılmıştır. Mustafa Kemal’in İzmir’e gelişiyle ilgili haberler ise genellikle 13-14 Eylül tarihlerinden itibaren verilmeye başlanmıştır. İzmir Yangını ile ilgili bilgiler basında 14 Eylül tarihinden itibaren yer almıştır. 10 Eylül 1922’de New York Times gazetesinde yayımlanan haberde, Fransız Deniz Kuvvetleri Bakanlığı’nın aldığı haberlere göre, İzmir’e giren Türk birliklerinin düzgün davranış sergiledikleri belirtilmiştir. İzmir’in kurtuluşu ardından Mustafa Kemal Paşa, yabancı basını kabul ederek görüşlerini açıklamıştır. Bunun ardından 1 Ekim 1922 New York Times gazetesinde o zamana kadar olan kendisiyle ilgili en geniş haber-yorum yayınlanmıştır. Gazetede tam sayfa çıkan bu haberde, 41 yaşındaki Mustafa Kemal Paşa portresi ve “Küllerinden Doğan Türkiye” karikatürü de bulunmaktadır.
Filenin Sultanları Dünya İkincisi... Filenin Sultanları Tarihi Başarıyla Dünya Şampiyonası’nda Gümüş Madalya Kazandı.
2025 FIVB Dünya Şampiyonası'nın finalinde İtalya'ya 3-2 yenilen A Milli Kadın Voleybol Takımı, organizasyonda gümüş madalya kazandı. A Milli Kadın Voleybol Takımımız, FIVB Kadınlar Dünya Voleybol Şampiyonası'nın finalinde İtalya ile karşı karşıya geldi. Final karşılaşmasını Filenin Sultanları, 3-2 kaybetti. Çok çekişmeli geçen maçta milli takımımız büyük mücadele gösterdi ve İtalya’ya karşı sadece bir set farkla mağlup oldu. Bu başarıyla, A Milli Kadın Voleybol Takımımız dünya ikincisi olmayı başardı.
FİLENİN SULTANLARI YARI FİNALDE!
Filenin Sultanları, Dünya Şampiyonası çeyrek finalinde ABD'yi 3-1 mağlup ederek adını yarı finale yazdırdı. Sahada sergilediği üstün oyunla göğsümüzü kabartan milli takımımız, organizasyon tarihinde ilk kez yarı finale yükselme başarısı gösteren ay-yıldızlılar, bu turda Türk başantrenör Ferhat Akbaş'ın çalıştırdığı Japonya ile eşleşti. Mücadele, 6 Eylül Cumartesi günü oynanacak.
Sivas Kongresi 106. Yılı Kutlu Olsun
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ''MİLLİ SINIRLAR İÇİNDE VATAN BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR, PARÇALANAMAZ!'' SÖZLERİ İLE TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TEMELLERİNİ ATTIĞI SİVAS KONGRESİNİN 105. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN. Milli Mücadele’nin temel taşını ve başlangıcını teşkil eden Amasya Genelgesi ve Erzurum Kongresi ile başlayan süreç, 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’nin toplanmasıyla yeni bir evreye girmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Amasya Genelgesi ile yaptığı çağrı üzerine, işgale uğrayan vatan topraklarını kurtarmak ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için çareler aramak amacıyla toplanmıştır. Erzurum Kongresi’nde seçilen Heyet-i Temsiliye üyeleri ile Trakya, Doğu ve Batı şehirlerinden gelen temsilcilerin bir araya gelmesiyle bütün memleketin birlik ve bütünlüğünü oluşturan ve 4-11 Eylül 1919’de gerçekleşen “Ulusal Kongredir”. Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığından asla ödün verilmeden gerçekleştirilen Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi’nden sonra Milli Mücadele tarihimizin ikinci büyük halkasını oluşturmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, Sivas Kongresi başlamadan önce Erzurum’da bulunduğu 20 Ağustos 1919’da, Sivas Valisi Reşit Paşa’dan aldığı telgrafta; “Kongrenin toplanması halinde Fransız Jandarma Müfettişi Binbaşı Bruno, 5 veya 10 içinde Sivas şehrini işgal edeceklerini ve kongrenin toplanmasından vazgeçilmesini ya da kongrenin Erzurum veya Erzincan’da düzenlenmesini önermiştir”. Fransızlar, kongrenin toplanmaması için her türlü girişimde bulunmuştur. Atatürk, böyle bir şeyin mümkün olmayacağını belirterek; “Bunun bir gözdağı vermek için söyledikleri sözleri tamamıyla blöf olarak saydım. Bendeniz ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin yardımına tenezzül eden şahsiyetlerden değilim. Benim için en büyük korunma yeri ve yardım kaynağı milletin sinesidir. Sivas Kongresi hakkındaki kesin kararı, ancak temsil heyetinin görüşmeleri sonucunda, temsil heyeti kararlaştıracaktır. Bir millet ki “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyor ve bu kararı tamamıyla benimsemiş bulunuyor, bunun karşısına hangi kuvvet çıkar?” cevabını vermiştir. İstanbul hükümeti, kongrenin toplanmaması için Mustafa Kemal Atatürk ve Refet Bele başta olmak üzere kongreye gidecek delegelerin tutuklanıp İstanbul’a gönderilmesini istemiştir. Bu gelişmeler yaşanırken, kafile Sivas Kongresi için 29 Ağustos 1919 sabahı Erzurum’dan 3 arabalık konvoy ile hareket etmiş, ancak yol boyunca sıkıntılı anlar yaşamışlardır. Erzincan Boğazı’nda baskına uğrayacağı bilgisini almış, ancak aldırış etmeden kafile Refahiye-Suşehri üzerinden 2 Eylül sabahı Sivas’a ulaşmış, halkın büyük ve parlak gösterisiyle karşılanmıştır. 3 Eylül 1919’da Savunma Bakanı Süleyman Şefik, Elazığ Valisi Ali Galip’i 100-150 kişilik süvari birliği oluşturup kongreyi basmak, Atatürk’ü tutuklamak ve kongreyi dağıtmak ile görevlendirilmiştir. 6 Eylül’de Ali Galip, Elazığ’dan Malatya’ya gelmiş ve Sivas’a yönelmiştir. Bu olaydan haberdar olan Atatürk, gerekli tedbir ve önlemleri almış ve 11 Eylül’de İçişleri Bakanı Adil Bey’e gönderdiği telgrafta; “Alçaklar, caniler, düşmanlarla millet aleyhinde tertiplerde bulunuyorsunuz. Aklınızı başınıza toplayın ”. Sözleri ile tepkisini göstermiştir. İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri’nin tehdit ve engellemeleri rağmen “Sivas Kongresi”, 4 Eylül 1919 Perşembe günü saat 14.00’de yurdun dört bir tarafından gelebilen 38 delegenin katılımıyla Sivas Lisesi’nde toplanmıştır. Kongreye, tehditlerden dolayı Trakya’dan, Konya çevresinden, Antalya’dan, Fransız işgalindeki Adana’dan delege gelmemiş, İstanbul ve Ege bölgesindeki kentlerden birkaç kişi katılabilmiştir. Kongreye katılan delegelerin hemen hemen tamamı Orta ve Batı Anadolu’dan gelen temsilcilerden oluşmuştur. Sivas Kongresi’ne, Erzurum Kongresi'ne nazaran daha az kişi katılmış olsa da, katılımcılar daha geniş çaplı bölgeleri temsil etmesi nedeniyle Ulusal bir Kongre olmuştur. Temsilciler, Kurana el basarak; “Yurdumun ve milletimin kurtulup barışa kavuşması dışında herhangi bir kişisel hırs ya da çıkar peşinde koşmayacağıma, İttihat ve Terakki Fırkasını tekrar canlandırmaya kalkışmayacağıma, hiçbir siyasi partinin çıkarına hizmet etmeyeceğime Tanrı’nın adı üzerine yemin ederim” yemin ederek toplantıya katılmışlardır. Sivas Kongresi’nin açılışında ilk sözü Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa almış, başkanlık için üye isimlerinin, temsil edilen il ve sancak isimlerinin baş harflerine alfabe sırasıyla yapılmasını önererek kendisinin seçilmesini istemiştir. Atatürk, Nutuk’ta; “Ben vatanın, öneriyi yapanla birlikte bütün ulusun, hepimizin nasıl bir felaket çıkmazında bulunduğumuzu göz önüne getirip, kurtuluş çaresi olduğuna inandığım girişimleri, bitmez tükenmez güçlükler ve engellere karşın maddi manevi bütün varlığımla yürütmeye çalışırken, benim en yakın arkadaşlarım, daha dün İstanbul’dan gelmiş ve elbette işlerin içyüzünü bilmeyen, saygı duyduğum yaşlı bir kişinin diliyle bana kişisellikten söz ediyorlar. Bu öneriyi oya sundum. Çoğunluk ile kabul edilmedi. Başkan seçimi gizli oya koydum. Üç kişi dışında bütün üyeler oylarını bana verdiler” sözü ile açıklamıştır. Kurtuluş ve Bağımsızlık için yola çıktığı arkadaşları Rauf Orbay başta olmak üzere Bekir Sami, Kara Vasıf, Hüsrev Gerede, İsmail Hami Bey ve bazı üyeler Atatürk’ün kongre başkanlığına seçilmesine istememişler, İsmail Fazıl Paşa’nın başkanlığı için anlaşmıştır. Atatürk, özellikle Rauf Orbay’ın başkan seçilmesini istememesine çok üzülmüştür. Kişisel istek ve yargılar ne olursa olsun başkan seçilmesi, ülke koşullarının dayattığı bir gereklilik ve zorunlu bir sonuç olmuştur. Çünkü kimse onun kadar açık, kolay anlaşılır ve uygulanabilir hedefe sahip değildir. Onun gibi bilinçle hazırlanmış, halkın isteklerine yanıt veren, tutarlı ve gerçekçi bir program oluşturamamıştır. O, programı uygulamaya kesin kararlı, emperyalizm ile çatışmaya ve iç savaşın sorunlarını göğüslemeye hazırdır. Mustafa Kemal Atatürk, kongre açış konuşmasında; “Vatan ve milletin kurtuluşunu hedefleyen zorunlu sebepler, sizleri bunca sıkıntı ve engeller karşısında Sivas’ta topladı. Milletimizin sizler gibi aydınları ve hamiyetperverleri manzaranın elemli karanlıklarından ümitsiz olmadılar. Çünkü onlar bilirler ki tarih bir milletin varlığını, hakkını hiçbir zaman inkâr edemez. Vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, ortaya sürülen kanaatler muhakkak ki iflasa mahkûmdur. Erzurum ve Sivas Kongrelerinin milli ruhu temsilen ve birbirini takiben toplanması muhakkak bir kurtuluş belirtisidir”. Milli Mücadeleyi temsil eden önder olarak son derece kesin ve ödünsüz bir kararlıkla yoluna devam etmiş, ne istediğini bilerek, dolambaçlı yollara sapmadan hedefine yürümüştür. Sivas Kongresi çalışmalarına ilk önce Erzurum Kongresi’nde alınan kararları onaylayarak başlamış ve “Misakı Milli” metnini daha güçlü şekle sokan değişikleri kabul etmiştir. Milli Mücadeleye önderlik edecek örgütün yapısı ve programı, İngiliz veya Amerikan “Himaye ve Mandasının” kabul edilmesi en önemli ve en çok tartışmaların yaşandığı ana konuları oluşturmuştur. 8 Eylül’de, Türkiye’nin büyük bir gücün desteği olmadan yaşamayacağına inanan İsmail Hami Bey ve 25 kişinin imzasıyla kongreye Amerikan mandasının kabul edilmesini isteyen bir önerge sunmuştur. Refet Bele ve Rauf Orbay başta olmak üzere manda lehine Kara Vasıf, Ahmet Rıza, Ahmet İzzet, Reşat Hikmet, İsmail Hami ve Bekir Sami Kunduh Bey, Halide Edip Adıvar, Esat, Mahmut ve İsmail Fazıl Paşa’dan oluşan bir grup konuşmalar yapmıştır. Ülkenin siyasal, ekonomik ve kültürel açıdan zayıflığını öne sürerek bir yardıma ihtiyaç duyulduğu, bu yardımın Amerika tarafından yapılmasını ve mandasının kabul edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Mustafa Kemal Atatürk’ü en çok uğraştıran “Manda” konusunda 8/9 Eylül gecesi odasında yaptığı toplantıda; ”Şerefsiz, istiklalsiz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki tercih edilir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır. Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla gerçekleştirebilir”. Yoksul ve yoksunluk içinde bulunan halk bunu kanıtlamıştır. Yabancı işgali altında cesaret ve ümitlerini kaybetmiş olmanın verdiği üzüntüyle, hastalıklı bir ruh haliyle hareket ettiklerini ve bu düşünceyi savunan mandacılara biçareler olduğunu söylemiştir. Bazı delegelerin yegâne kurtuluş yolunun İngiliz veya ABD “Manda” olduğunu tartışmaları arasında, kongre delegelerinden Tıbbiyeli Hikmet; “Paşam, delege olarak Tıbbiyeliler beni buraya bağımsızlık davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar olursa varsa, bunları her kim olursa olsun şiddetle reddeder ve kınarız. Farzı mahal, manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal Vatan kurtarıcı değil, vatan batırıcı olarak adlandırır ve lanetleriz” mandaya kesinlikle karşı olduklarını söylen bu yurtsever çıkışın ardından duygulanan Atatürk; “Arkadaşlar, gençliğe bakın. Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin. Tıbbiyeli Hikmet’e de; Evlat için rahat olsun. Gençlikle övünüyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, azınlıkta kalsak bile mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. Ya Bağımsızlık ya ölüm” güç ve destekten dolayı Hikmet’i alnından öperek Tam Bağımsızlık hedefini göstermiş ve “Gençler, vatanın bütün ümit ve geleceği size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır” gençlere güvenini belirtmiştir. Amerikan mandası 3 gün süre ile tartışılmış, manda fikrinin daha çok İstanbul’dan gelen delegeler tarafından savunulduğu görülmüş, Anadolu delegelerinin çoğu manda fikrine kesin olarak karşı çıkmıştır. Atatürk, Amerikan mandasının Türk milleti için uygun olmadığını delegelere anlatmış ve “Manda ve himaye kabul edilemez” düşüncesi benimsenerek kesin olarak reddedilmiştir. Nutuk’ta; “Ulus ve ordu, kurtuluş yolu düşünürken bu atadan gelen alışkanlık nedeniyle kendinden önce yüce halifeliğin ve padişahlığın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramaya yetenekli değil. Bu inançla bağdaşamaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline. Hemen dinsiz, vatansız, hain, istenmez olur. Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görünmekteydi. Kurtuluş yolu ararken iki şey söz konusu olmayacaktı. İlkin, İtilaf devletlerine karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti, sonra da, Padişah ve Halife ye canla başla bağlı kalmak temel koşul olacaktı.” Bu düşünce, Osmanlı’nın kurtuluşunu olanaksız görerek büyük devletlerin kanatları altına girmeyi kabul etmek olmuştur. “Ben bu kararların hiçbirisini yerinde bulmadım. Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O ulus egemenliğine dayanan, koşulsuz ve bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak. İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.” Milli Mücadele’yi evrelere ayırmış, ilk verdiği kararın çizgisinden ve yöneldiği amaçtan hiç ayrılmadan zamanı ve yeri geldiğinde kafasından planladıklarını adım adım ilerleyerek amacına ulaşmıştır. Bu süreçte Sivas Kongresi delegeleri, Atatürk mandaya karşı olmasına rağmen uzlaştırıcı yol bulmak için konuyu incelemek ve gerçek durumu üzerinde rapor hazırlamak üzere heyet gönderilmesini Amerikan Senatosu’ndan istemiştir. Tümgeneral James Harbord ve heyeti, 20 Eylül’de Sivas’a gelmiş ve Türkiye’nin geçmişteki siciline değinerek, kendi kendisine saygısı olan hiçbir milletin, elinde tam bir otorite bulundurmadan mandaterlik sorumluluğunu alamayacağını belirtmiştir. Harbord; ”Karşınızda yalnız Yunanistan değil, büyük devletler var. Nasıl başaracaksınız Şimdi ne yapmak niyetindesiniz?” sorusuna Atatürk, oynadığı tespihin sicimin kopması ile yere düşen dağılan taneleri toplarken, ülkenin dağılmış parçalarını bir araya getirmek, çeşitli düşmanlardan temizlemek, tam bağımsız, çağdaş ve uygar bir devlet yaratmak isteğini belirtmiştir. Harbord; “Şimdi de bir milletin intiharına mı tanık olacağız ?“ sorusuna, Atatürk; “İçimizde bulunduğumuz durumda yapmak istediğimiz şey, ne askerlik açısından, ne de başka bir açıdan açıklanabilir. Ancak, her şeye rağmen, yurdumuzu kurtarmak, özgür ve uygar bir Türk devleti kurmak, insan gibi yaşayabilmek için yapacağız bunu. Atalarımızın çocukları olarak, dövüşerek ölmeyi tercih ederiz” kararlılığını görünce Harbord; “Her şeyi hesaba katmıştım, ama bunu değil. Sizin yerinizde olsaydık, biz de aynısını yapardık” sözleri ile düşüncelerini belirtmiştir. Sivas Kongresi, 11 Eylül 1919’da Milli Mücadele’nin programı niteliğindeki kararları içeren bildirinin yayımlanmasıyla çalışmalarını tamamlamıştır. Milli Mücadele’nin çerçevesini belirleyen geleceğe yönelik kararların temeli atılmış, bütün vatana yayılmış, millete mal edilmiştir. Tam bağımsızlı anlayışı ile Milli Mücadeleyi yönetecek 10 maddeden oluşan ve milletin kurtuluşunu hazırlayan Sivas Kongresi’nde; 30 Ekim 1918’de yapılan Ateşkes Anlaşması ile sınırlarımız içinde kalan ve her noktasında çok büyük bir İslâm çoğunluğunun bulunduğu Osmanlı ülkesinin parçaları birbirinden ayrılamaz. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz. Osmanlı toplumunun bütünlüğü ve milli istiklalimizin sağlanması, Hilâfet ve Saltanat yüce makamının dokunulmazlığı için Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet ve etkili tanımak, milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır. Osmanlı topraklarının herhangi bir parçasına karşı yapılacak her türlü yabancı işgal ve müdahaleye, özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş harekâtın reddi konularında millet top yekûn kendisini savunma ve direnme esası meşrudur. Vatan içinde birlikte yaşadığımız, bütün gayr-i Müslim azınlıkların her türlü hakları bütünüyle mahfuz bulunduğundan, bu azınlıklara siyasî egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak imtiyazlar verilmesi kabul edilmeyecektir. Manda ve himaye kabul edilemez. Yurdumuzun herhangi bir parçası dış baskı karşısında hükümetçe terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, geçici bir hükümet kurularak, yönetimin millet adına ele alınacağı, vatanın bağımsızlığını ve milletin dokunulmazlığını ve bütünlüğünü sağlayacağı, milletçe müdafaa ve direniş esası kabul edilecek, idari, siyasi ve askeri her türlü tedbir alınacaktır. Milletlerin kendi geleceğini bizzat kendilerinin tayin ettiği bu tarihi dönemde, İstanbul Hükümeti’nin milli iradeye bağlı olması zaruridir. Böylece, milletin içinde bulunduğu sıkıntı ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat başvurmasına gerek kalmadan, Padişah tarafından 21 Aralık 1918’de dağıtılmış olan Meclis-i Mebusan’ın bir an önce hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması ve böylece milletin, memleketin geleceği üzerinde alacağı bütün kararları milli meclisin denetimine sunması zorunlu olacaktır. Bununla, Türk milleti geleceği ile ilgili kararları, ancak kendisinin vereceğini bir kez daha ilan ederek, ulusal iradenin temsil edileceği Millet Meclisi’nin toplanması kararını vermiştir. Ülkenin yaşadığı umutsuz koşullarda, delegelerin milli iradenin her şeyin üstünde olduğunu haykırmış, Anadolu topraklarında bağımsızlık sonrası demokrasinin yeşertileceğini göstermişlerdir. Erzurum Kongresi’nde, “Heyet-i Temsiliye Doğu Anadolu’nun genelini temsil eder” ibaresi, “Heyet-i Temsiliye vatanın genelini temsil eder” şeklinde değiştirilerek tüm yurdu temsil etmesi hükme bağlanmış ve ilk milli kongre niteliğinde olduğu için kararlar da bu doğrultuda alınmıştır. Daha önce sadece Doğu vilayetleri için ortaya çıkan irade, Sivas Kongresi’nde bütün ülkeyi içine alacak şekilde genişletilmiştir. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları uygulamak için “Heyeti Temsiliye” üyeleri belirlenmiştir. Erzurum‘da seçilen 9 kişilik Heyet-i Temsiliye’ye 7 kişi daha eklenerek üye sayısı 16 olmuş ve İstanbul hükümetinin karşısına, artık ülkenin tümüne yayılan Ulusal Harekete milli bir boyut verilmiştir. Yeni bir siyasi güç merkezi ortaya çıkmış ve heyetin başına Atatürk yetkili öncü olarak getirilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanana kadar yaklaşık 7 ay aylık dönem içerisinde, askeri ve milli bürokrasiyi kendisine bağlamayı büyük çapta başarmıştır. Yurdun tamamını kapsayan Heyet-i Temsiliye ile “Ulusal Hareket” meşru organları biçimlendirilmiş, milli birlik ve beraberlik büyük oranda sağlanmıştır. “Tam bağımsızlık” ve “Milli Egemenlik” ilkeleri temel prensip olarak kabul edilmiş, ”Milli İrade” kavramları devlet hayatına yansıtılmaya başlanmıştır. Kurtuluş Savaşı’nın seyri bakımından çok önemli bir yere sahip olan Sivas Kongresi, toplanması ve aldığı kararlar yönüyle TBMM’nin kuruluşuyla sonuçlanan gelişmelere hız kazandırmıştır. Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek, tüm ulusu kapsayan bir nitelik kazandırmış ve Mondros Mütarekesi reddederek yeni bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş temelleri atılmıştır. TBMM’nin açılışında, Milli Mücadele döneminde yapılan bütün antlaşmalarda, Lozan’da ve Mudanya’da izleri görülmüştür. Bu gelişmeleri doğrulayan İngiliz Yüksek Komiseri Amiral John De Robeck’in 28 Ekim 1919’da Lord Curzon’a gönderdiği raporda; "İstanbul'da doğan ve Erzurum'da yuvalanan milliyetçi hareket, Yunan Bölgesi dışında Anadolu'nun tamamını kontrol edecek kadar genişledi ve Trakya'nın da önemli bölümünde varlık gösteriyor. Bazı Kürt, Arap ve Tatarların da sempatisini topladı. Merkezi Hükümet, İstanbul'da bir ilçe belediyesine, Milliyetçiler ile İtilaf Devletleri arasında aracıya dönüştü. Mustafa Kemal’in hareketi Anadolu’da müstakil Cumhuriyete doğru gelişiyor”. Anadolu’da doğmakta olan yeni Türkiye’nin habercisi olmuştur. Sivas Kongresi alınan kararlar sonucunda; “Milletin Padişahımızdan başka hiçbirinize güveni kalmamıştır. Bu yüzden durum ve dileklerini ancak kendilerine bildirmek zorundadırlar. Heyetiniz millet ile Padişah arasında engel oluyor. Bu inadınız bir saat sürerse, millet artık kendisini her türlü hareket ve icraatında serbest saymakta mazur görülecektir ve bütün vatanın, meşruluğunu kaybeden heyetinizle, kesin olarak ilişiğini ve bağlantısını kesecektir. Bu son ihtiramızdır.” Bildirisi gönderilmiştir. Delegelerin tutuklanması emrini veren Sadrazam Damat Ferit’in görevinde uzaklaştırılması isteyen bir karar alınmış ve görevden alınmaması halinde İstanbul’un Anadolu ile bağlantısı kesileceği bildirilmiştir. 11-12 Eylül gecesi telgraf müdürlüklerine Kolordu Komutanlıklarına, meşru bir hükümet iş başına geçinceye kadar İstanbul hükümeti ile bütün resmi bağların posta, telgraf haberleşmesinin kesildiği bildirilen bir genelge yayınlanmıştır. Padişahtan Mebusan Meclisi’nin bir an önce toplanmasını ve Damat Ferit’in istifa etmesini istenmiştir. Bu gelişmeler üzerine Damat Ferit Paşa istifa etmiş ve hükümetten çekilmek zorunda kalmış, bu Temsil Heyeti’nin ilk siyasi başarısı olmuştur. Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulmuş ve Denizcilik Bakanı Salih Paşa, Atatürk ile görüşmek üzere gönderilmiş, bu vesile ile İstanbul Hükümeti, Milli hareketi tanımak zorunda kalmıştır. Samsun’a ayak bastığından itibaren kendisini ordudan atmış olan hükümeti ve İtilaf Devletlerine uşaklık eden Sadrazamı düşürmüştür. Sağlam ve akıllıca politikası, gittikçe geliştirdiği örgütü ve açık seçik programıyla, karşılarında bunda böyle sırtı eğik bir kukla hükümet değil, haklarına ve isteklerine güvenen ve Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden silkinip kurtulmaya çalışan güçlü bir milli kuvvet bulacaklarını İtilaf Devletlerine göstermiştir. Sivas Kongresi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemi büyük olup, bir ihtilal ve devrimin başlangıcı olmuştur. Sivas’ta yalnızca Kurtuluş Savaşı’nın değil, kurulacak yeni devletin de siyasi temelleri atılmıştır. Sivas’ta kabul edilen tam bağımsızlık anlayışı yeni devletin vazgeçilmez ilkesi olmuştur. Erzurum Kongresi’nde genel çerçevesi belirlenen Misak-ı Milli kararlarının manifestosunun ana hatları ve ilk esasları belirlenmiş, barışın ön koşulu haline getirilmiş ve Mebusan Meclisi’nin ilan edeceği “Milli Ant” olmuştur. Ülkenin her yerinde Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak gibi kurulmuş olan yerel direniş örgütleri, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” ismi ile tek bir merkezi örgüt içinde birleştirilmiş, bu girişimin hedef ve sınırlarını belirleyen bir tüzük kabul edilmiştir. Bu cemiyet, 9 Eylül 1923’te kurulan “Cumhuriyet Halk Fıkrası” anlayış ve programının esasını teşkil etmiştir. Ulusal örgütlenme tüm vatanı kapsamış, gücünü halktan alan ve “Cumhuriyetin temelini biz burada attık” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün güç ve otoritesi artmış, milli bir lider olarak ortaya çıkmıştır. Halkın desteğiyle, işgalci emperyalist devletlere karşısına artık kendi gücüne dayanan, örgütlü ve kararlı bir “Milli Güç” olarak çıkmıştır. Geri çağırılmış, görevden alınmış, tutuklanmasını istenmiş, ancak Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü hiçbir güç yolundan geri döndürememiştir. Belirlediği yolda hedefine kararlılıkla ilerlemiş, gücünü ve halk üzerindeki etkisini artırmıştır. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün karargâh olarak seçtiği Ankara’ya arkadaşları ile 18 Aralık 1919’da büyük ekonomik sıkıntılar ve tehlike içerisinde başlattığı yolculuğu 27 Aralık 1919’da tamamlanmış, 23 Nisan 1920’de TBMM açılışı ile 26-30 Ağustos Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, 9 Eylül 1922’de “Büyük Zafere” kapı açmış ve 29 Ekim 1923’te “Türkiye Cumhuriyeti’nin” ilanı ile taçlanmıştır. KAYNAKÇA: ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, NUTUK (1919-1927), 2006. AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam, C-II, III, (1919-1922), Remzi Kitapevi, 1987. AYDOĞAN, Metin, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı, İnkılap Yayınevi, 2017. ATAY, Falih Rıfkı, Çankaya, Pozitif Yayınları, 1968. KINROSS, Lord, ATATÜRK Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar Yayınevi, 2007. MEYDAN, Sinan, ATATÜRK ETKİSİ, İnkılap Yayınevi, 2018. MÜTERCİMLER, Erol, Fikrimiz Rehberi Gazi M.Kemal, Alfa Yayınları, 2008. 21. YÜZYIL TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ
1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ KUTLU OLSUN
Dünya Barış Günü veya Uluslararası Barış Günü (İngilizce: International Day of Peace), her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanan uluslararası bir bayramdır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, Genel Kurulun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı günününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Yıllar sonra Genel Kurulun 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler, Barış Günü'nde, dünya çapında çatışmaların önlenmesi ve barışın tesisi yolunda bilinçlenmeyi amaçlıyor. Her 21 Eylül'de, Birleşmiş Milletler Merkezindeki “Barış Çanı” çalınıyor. Savaşlardaki insani kıyımın anısına Japonya tarafından yaptırılan bu çan, dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla üretildi. Çanın üzerine “Yaşasın Tam Dünya Barışı” yazısı kazındı. Birleşmiş Millet tarafından bir Dünya Barış Günü kabul edilinceye dek, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler, barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Almanya'nın 1939 yılında Polonya'yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı'nı başlattığı tarih olan 1 Eylül'ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutlamıştır.
Reklamlar
Duyurular