Tüm Haberler
1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ KUTLU OLSUN
Dünya Barış Günü veya Uluslararası Barış Günü (İngilizce: International Day of Peace), her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanan uluslararası bir bayramdır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, Genel Kurulun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı günününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Yıllar sonra Genel Kurulun 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler, Barış Günü'nde, dünya çapında çatışmaların önlenmesi ve barışın tesisi yolunda bilinçlenmeyi amaçlıyor. Her 21 Eylül'de, Birleşmiş Milletler Merkezindeki “Barış Çanı” çalınıyor. Savaşlardaki insani kıyımın anısına Japonya tarafından yaptırılan bu çan, dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla üretildi. Çanın üzerine “Yaşasın Tam Dünya Barışı” yazısı kazındı. Birleşmiş Millet tarafından bir Dünya Barış Günü kabul edilinceye dek, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler, barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Almanya'nın 1939 yılında Polonya'yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı'nı başlattığı tarih olan 1 Eylül'ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutlamıştır.
Kurtuluş Savaşımızın, vatanseverlik ve kahramanlık destanıyla dolu 30 Ağustos Zafer Bayramının 103. yılı kutlu olsun
30 Ağustos 1922’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’un üzerinden 103 yıl geçti. Bu eşsiz zaferin mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehitlerimizi minnet ve rahmetle anıyor, istiklal mücadelemizin bütün kahramanlarına şükranlarımızı sunuyoruz. Türk milletine 30 Ağustos ruhunu en derin duygularla yaşatan şanlı Zafer Bayramımız kutlu olsun! 30 Ağustos Zafer Bayramı, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruzu anmak için Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde her yıl 30 Ağustos günü kutlanan ulusal bayramıdır. Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi adıyla da bilinen Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan orduları İzmir’e kadar takip edilmiş; 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. İlk kez 1924 yılında Afyon’da Başkumandan Zaferi adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye’de 1926’dan itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır. Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurmasını sağlamak ve Anadolu’dan atmak için düşünülüp planlanan gizli bir harekât idi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1922’deki oturumunda kendisine dördüncü kez olmak üzere Başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Paşa taarruz kararını haziran ayında almış ve hazırlıkları gizli olarak yürütmüştü. Büyük Taarruz Ağustos’un 26’sını 27’sine bağlayan gece Afyon’da başlamış, Aslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat idare ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde imha edilmesi ile Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanmıştı. Bayramın geçmişi 30 Ağustos günü, ilk kez 1924’te Dumlupınar’da Çal Köyü yakınlarında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in katıldığı bir törenle Başkumandan Zaferi adıyla kutlanmıştır. Zaferi kutlamak için iki yıl beklemenin en önemli nedeni 1923 yılının yeni Türkiye açısından hem ulusal hem de uluslararası alanda yoğunluğun had safhada olmasıydı. Çal Köyü’nde gerçekleşen ilk törende Mustafa Kemal, milli ruhun canlı tutulmasının önemini vurgulamış ve Meçhul Asker Abidesi’nin temelini eşi Latife Hanım ile beraber atmıştır. Başkumandan Zaferi 1926’dan itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır. 1 Nisan 1926’da kabul edilen Zafer Bayramı Kanunu’nda 30 Ağustos Başkumandan Muharebesi gününün Cumhuriyet ordu ve donanmasının Zafer Bayramı olduğu, her yıl dönümünde bu bayram gününün kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından kutlanacağı belirtilir. Aynı yıl, dönemin Savunma Bakanı Recep Peker’in yayınladığı bir genelge ile bayram törenlerinde neler yapılacağı detaylı bir şekilde belirtilmiştir. Ancak 1930’ların ortalarına kadar ilk tören gibi üst düzeyde gerçekleşen Büyük Zafer kutlaması veya anma töreni yapılmamıştır. Hava Kuvvetlerinin ülke savunmasında önemli bir yeri olması nedeniyle, Tayyare Cemiyeti de 30 Ağustos tarihini “Tayyare Bayramı” olarak adlandırmıştır. Zafer Bayramı için özellikle 1960’lardan itibaren daha kapsamlı ve katılımlı bir şekilde kutlamalar yapılmaya başlanmıştır. 30 Ağustos, Türkiye’de askeri okulların mezuniyet törenlerini yaptıkları gün olmuştur; ayrıca tüm subay ve astsubay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olmaktadır. Zafer Bayramı uzun yıllar Genelkurmaybaşkanı’nın tebrikleri kabul ettiği bir bayram olarak kutlanmış; bu durum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başkomutan sıfatıyla kutlamalara ev sahipliği yaptığı 2011 yılından itibaren değişmiştir. Kutlamalar 30 Ağustos günü, Türkiye’de resmî tatildir. Zafer Bayramı’nda başkent Ankara’da ve Ankara dışında gerçekleştirilen kutlama ve törenler, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği” ile düzenlenmiştir. 2012 yılında yenilenen bu yönetmeliğe göre: Zafer Bayramı törenleri, Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürlüğünce, Genelkurmay Başkanlığıyla koordine edilerek yürütülür. Törenler 30 Ağustos günü saat 07.00’de başlar ve saat 24.00’te son bulur. Saat 12.00’de başkentte yirmibir pâre top atışı yapılır. Cumhurbaşkanı Anıtkabir’i ziyaret ederek çelenk koyar; cumhurbaşkanlığında tebrikleri kabul edilir, törene katılanların ve halkın bayramı kutlanır. Zafer Bayramı resepsiyonu Cumhurbaşkanı tarafından verilir. Başkent dışında Atatürk anıt veya büstüne mülki idare amiri, garnizon komutanı ve belediye başkanı tarafından çelenk konulur. Mülki idare amiri makamında garnizon komutanı ve belediye başkanı ile birlikte tebrikleri kabul eder. Törene katılanların ve halkın bayramı kutlanır, İstiklal Marşı ile birlikte bayrak göndere çekilir. Tören geçişi mülki idare amiri, garnizon komutanı ve belediye başkanı tarafından şeref tribününden selamlanır. Zafer Bayramı resepsiyonu vali tarafından verilir. 2015 yılında terör olayları nedeniyle kutlamalar sadece çelenk koyma ve tebrikleri kabul şeklinde icra edilmiş; diğer şenlik, konser, eğlence ve kutlama faaliyetleri gerçekleştirilmemiştir. Perpa Ticaret Merkezi A Blok Yöneticiliği olarak, 30 Ağustos Zafer Bayramı hazırlıklarımızı tamamladık.
Perpa A Blok 7 Nolu Yük Asansöründe Halat Değişimi Gerçekleştirildi
Perpa Ticaret Merkezi A Blok Yönetimi, kullanıcı güvenliği ve asansörlerin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla bakım çalışmalarına devam ediyor. Bu kapsamda, 7 nolu yük asansöründe halat değişimi tamamlandı. Yapılan çalışma ile asansörün güvenliği artırılırken, daha konforlu ve sorunsuz bir kullanım imkânı sağlandı. Yönetimimiz, asansörlerin periyodik bakım ve yenileme süreçlerini titizlikle takip ederek, kullanıcıların güvenliğini ve memnuniyetini öncelikli hedef olarak sürdürmektedir. Perpa A Blok Yönetimi olarak, güvenli ve kaliteli hizmet anlayışımız çerçevesinde bakım ve yenileme çalışmalarımız aralıksız devam edecektir.
26 Ağustos 1922 Sabah 05.30
26 Ağustos 1922 Sabah 05.30 Büyük Taarruz yeri göğü inleten top atışlarıyla başlıyor, Viyana'dan bu yana 239 yıl süren geri çekşilmeye son verilerek taarruza geçiliyor. Düşman hiç beklemediği yerden baskına uğradı ve ilk mevzileri düştü. 27 Ağustos'ta Türk Kuvvetleri Sincan ve Afyon ovalarına indi. Düşman kaçış halindedir. Aylarca geçilemez denilen mevziler bir gecede yıkılmıştır. Başkomutan bizzat ordularının başındadır. Büyük Taarruz Harekât Planı, riskli ancak kesin sonuç almaya yönelik bir plandı. Düşman karşısında kuvvet üstünlüğüne sahip olmayan başkomutan, düşmanın en stratejik kanadına Afyonkarahisar’ın güneyinden tüm gücüyle saldıracaktı. Buradaki Türk 1. Ordusunun 40 km’lik genişlikteki taarruz bölgesine 10 gün içinde, gizlice, gece yürüyüşleriyle yaklaşık 100 bin asker yığıldı. Böylece asıl taarruz noktasında Türk ordusu Yunan ordusuna karşı ezici bir üstünlük kurdu. Asıl muharebe alanı olarak Afyonkarahisar-Altıntaş-Dumlupınar üçgeni seçilmişti. Plana göre Nurettin Paşa’nın komutasındaki 1. Ordu Afyon’un güneyinden düşmana saldıracaktı. Bu sırada Yakup Şevki Paşa’nın komutasındaki 2. Ordu düşmanın güneye kuvvet kaydırmasına engel olacaktı. Fahrettin Altay Paşa’nın süvari kolordusu da Ahır Dağları’nı aşıp düşman üzerine akacaktı. Kocaeli Grubu ise Geyve Boğazı’ndan Gemlik’e kadar olan bölgeyi savunacaktı. Atatürk, Afyon’un güneyinden yapacağı taarruzu gizlemek için kuzeyden İzmit ve Eskişehir yönünden taarruz edecekmiş gibi beklenti yaratmıştı. Düşmanın gafil avlanma nedenlerinden biri de buydu. 26 Ağustos 1922, sabah 05.30’da Kocatepe’de Başkomutan Atatürk’ün başlattığı Büyük Taarruz, beş gün içinde başarıya ulaştı. Atatürk’ün Nutuk’taki anlatımıyla, “26/27 Ağustos günlerinde, iki gün içinde Afyonkarahisar’ın güneyinde 50 km ve doğusunda 20-30 km uzunluğundaki güçlendirilmiş düşman cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun büyük kuvvetlerini 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar yöresinde imha ettik. 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda (Buna Başkomutan Savaşı unvanı verilmiştir) düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak ettik. Düşman ordusunun başkomutanlığını yapan General Trikopis de tutsaklar arasındaydı. Demek, tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu.”
Sakarya Meydan Muharebesi 104.Yılı
Bugün, Sakarya Meydan Muharebesi'nin başladığı gün. 104 yıl önce başlayan bu savaş, Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktasıdır. Sakarya Meydan Muharebesi, Atatürk tarafından çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ifadesi ile anılan, Kurtuluş Savaşı'nın mühim bir muharebesidir. Peki Sakarya meydan muharebesi ne zaman başladı, nerede yapıldı? İşte Sakarya Meydan Muharebesi tarihi; SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ NE ZAMAN BAŞLADI? Sakarya Savaşı pek çok kitapta Sakarya Meydan Muharebesi olarak da isimlendirilir. Bu savaşın bilinen en önemli özelliği ise Türk ve dünya savaş tarihinin en uzun Meydan Muharebesi olarak kabul edilmesidir. Sakarya Meydan Muharebesi, Anadolu Türk tarihinin en önemli savaşlarından biridir. 23 Ağustos 1921'de başlayan muharebe, 22 gün sürmüş olup, Eylül'ün 13'ünde sonuçlanmıştır. SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ NEREDE BAŞLADI? Sakarya Meydan Muharebesi, 23 Ağustos 1921 yılında Ankara, Haymana ve Polatlı'da başlayıp, 13 Eylül1921 yılında sona eren İngiliz ve tüm Haçlı aleminin destekleri ile Anadolu'yu işgale gelen Yunan ordusunun yenildiği savaştır. Yunan General Papulas tarafından Yunan ordularına Ankara'ya harekât emri verilmişti. Savaşı Yunan tarafı kazansaydı TBMM, Sevr Antlaşması'nı kabul etmek durumunda kalacaktı. General Anastasios Papulas başlangıçta bu harekâta şiddetle karşı çıktı. Papulas'a göre Yunan ordusunu ıssız ve yolsuz Anadolu topraklarının derinine sürüklemek sonuçları ağır olabilecek bir maceraydı. Öte yandan savaş karşıtı örgütlerin ordu içine sızdırdığı broşürler Yunan askerinin savaşa olan inancını önemli ölçüde kırmıştı. Ancak Papulas kamuoyundan gelen yoğun baskılara ve "Ankara Fatihi" olmanın cazibesine karşı koyamayarak ordusuna taarruz emri vermiştir. TBMM ordusu, Kütahya-Eskişehir Muharebelerindeki yenilgisinden sonra cephe kritik bir duruma düşmüştü. Cepheye gelerek durumu yerinde gören ve komutayı eline alan TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi birliklerinin Yunan ordusuyla arada büyük bir mesafe bırakılarak Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmesine ve savunmayı bu hatta devam ettirmesine karar verdiler. Gazi Mustafa Kemal Paşa, "Hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı (birlik), bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur." emrini vererek muharebeyi geniş bir alana yaydı. Böylece Yunan kuvvetleri de karargâhlarından uzaklaşıp bölünmüş olacaktı. SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ TARİHİ VE ÖNEMİ Milli Mücadele, Birinci Dünya Savaşının bir devamı ve bu savaşı sonuçlandıran muharebeler dizisi olarak görülmektedir. Bu muharebeler dizisinden biri olan Sakarya Meydan Muharebesi Milli Mücadele'nin kaderini değiştirmiş ve bütün dünyaya yeni bir Türk devletinin kurulduğunu kabul ettirmiştir. Sakarya Meydan Muharebesini önemli kılan diğer bir husus da yıllardır topraklarını savunmaya çalışan bir milletin varını yoğunu ortaya koyarak işgal kuvvetlerine karşı savunmayı bırakarak taarruza başlamasıdır. Ankara'ya bağlı Polatlı ve Haymana ilçeleri dâhilinde ve civarında yaşanan bu tarihi olayın geçtiği coğrafya, her yıl binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Yaklaşık 60 kilometrelik bir cephe üzerinde sona eren, harp tarihinin bilinen en uzun Meydan Muharebesi olan Sakarya Meydan Muharebesi sadece fiziksel izlerden ibaret değildir. Aynı zamanda Türk insanı için bir hafıza deposu, duygusal ve kültürel yenilenme mekânı görevini de yerine getirmektedir. Savaş, 22 gün ve gece sürerek 100 km uzunluğunda bir alanda cereyan etti. Yunan ordusu, Ankara'nın 50 km kadar yakınından geri çekildi. Yunan ordusu geri çekilirken Türklerin kullanabileceği hiçbir şey bırakmamak için özen gösterdi. Demir yollarını ve köprüleri havaya uçurdu ve birçok köyü yaktı. MUHAREBE SONRASI Sakarya Meydan Muharebesi sonunda Türk ordusunun zayiatı; 5713 ölü, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 39.289'dur. Yunan ordusunun zayiatı ise 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007'dir. Sakarya Meydan Muharebesi'nde çok fazla subay kaybı olduğu için bu Muharebeye "Subay Muharebesi" adı da verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk bu muharebe için "Sakarya Melhame-i Kübrası" yani kan gölü, kan deryası demiştir. Yunanlar için geri çekilmek haricinde başka bir seçenek kalmadı. Geri çekilirken Türk sivil halkına karşı yaptığı kundaklamalar ve yağmacılık sonucunda 1 milyonun üzerinde sivil Türk evsiz kaldı.( Mayıs 1922'de Yunan Ordusu Başkomutanı General Anastasios Papoulas ve kurmay heyeti istifa etti. Yerine General Georgios Hatzianestis atandı. Mustafa Kemal Atatürk, ünlü "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz." sözünü bu savaşa atfen TBMM'de söylemiştir. Muharebenin ardından Miralay Fahrettin Bey, Miralay Kâzım Bey, Miralay Selahattin Adil Bey ve Miralay Rüştü Bey, mirliva rütbesine terfi etti ve paşa oldu. Mustafa Kemal Paşa TBMM tarafından müşir rütbesine terfi ettirildi ve kendisine gazi unvanı verildi. Atatürk, Sakarya Meydan Muharebesi'ne kadar bir askeri rütbesi olmadığını, Osmanlı Devleti tarafından verilmiş olan rütbelerin yine Osmanlı Devleti tarafından alınmış olduğunu belirtir. Nutuk'ta şu ifadeleri kullanır: "Sakarya muharebesi neticesine kadar, bir rütbe-i askeriyeye haiz değildim. Ondan sonra, Büyük Millet Meclisince Müşir (Mareşal) rütbesi ile Gazi unvanı tevcih edildi. Osmanlı Devleti'nin rütbesinin, yine o devlet tarafından alınmış olduğu malûmdur." Sakarya Savaşı'nın kazanılmasıyla, Türk milletinin savaşın kazanılacağına olan inancı yerine gelmiştir. İstanbul'da, tüm camilerde Sakarya'da hayatını kaybeden askerler için mevlitler okunmuştur. O ana kadar, Ankara'ya mesafeli duran İstanbul basınında dahi bir sevinç duygusu oluşmuştur. Uluslararası toplumun (özellikle İngiltere'nin) TBMM güçlerine bakışı değişmiş ve Yunanistan, arkasındaki İngiltere desteğini kaybetmiştir. 13 Eylül 1683 tarihinde II. Viyana Kuşatması ile başlayan Türk geri çekilmesi yine bir 13 Eylül günü bu savaş ile durmuş, yeniden ilerleme başlamıştır. Bu yönden bu savaşın sembolik önemi de Türk Tarihi açısından çok fazladır. Sakarya Meydan Muharebesi’nin 104. yılında başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarını rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.
Şişli Kaymakamı Sayın Cevdet ERTÜRKMEN, Perpa Ticaret Merkezi A Blok Yöneticiliğimizi ziyaret etti.
Şişli Kaymakamı Sayın Cevdet ERTÜRKMEN, Perpa Ticaret Merkezi A Blok Yöneticiliğimizi ziyaret etti. Ziyarette, Perpa A Blok Yönetim Kurulu Başkanı Hasan SEZGİN'e , A Blok Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımz Erol KARTAL eşlik etti. Gerçekleşen ziyarette, Perpa’nın işleyişi, yürütülen projeler ve bölge ticaretine katkıları hakkında görüş alışverişinde bulunuldu. Yönetimimiz, Kaymakam Ertürkmen’e Perpa’nın mevcut çalışmaları ve gelecek hedefleri konusunda bilgi verdi. Nazik ziyaretleri için Sayın Kaymakamımıza teşekkür ederiz.
17 Ağustos depreminde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet ,sevenlerine sabır ve başsağlığı dileriz.
26 yıl önce bugün, 17 Ağustos 1999 saat : 03.02' de yaşanan deprem 45 saniyede binlerce can aldı. Enkaz derinliklerine kadar ulaşan ve hala yüreklerde yankılanan o cümle ! " Sesimi duyan var mı?" Marmara Depreminde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.. Bir daha böyle acılar yaşamamak dileğiyle.. Hayatını kaybeden 17.480 kişiyi, RAHMETLE ANIYORUZ..
PERPA’DA KAPALI OTOPARK PLAKA TANIMA SİSTEMİ SÖZLEŞMESİ İMZALANDI.
PERPA’DA KAPALI OTOPARK VE YÜKLEME ALANLARINA PLAKA TANIMA SİSTEMİ GELİYOR! Perpa Ticaret Merkezi Temsilciler Üst Kurulu Otopark İktisadi İşletmesi ile Hobi Bilişim Bilgisayar Güvenlik Sistemleri Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti. arasında, Kapalı Otoparklar ve Yükleme Alanları Otomatik Bariyer – Plaka Tanıma – Ücret Otomasyon Sistemleri kurulumu için sözleşme imzalandı. İmza töreni, Perpa Ticaret Merkezi A Blok Yönetim Kurulu Toplantı salonunda gerçekleşti. Toplantıda, Perpa Ticaret Merkezi A Blok Yönetim Kurulu Başkanı Hasan SEZGİN, B Blok Yönetim Kurulu Başkanı Atakan YÜCEL , Perpa A ve B Blok Yönetim Kurulu üyeleri, A ve B Blok Genel ve Teknik Müdürler ile Hobi Bilişim Firma Koordinatörü Ozan DARENDELİ ve Yazılım Müdürü Hasan ALAÇAM yer aldı. Sözleşme kapsamında, Perpa’nın kapalı otopark ve yükleme alanlarında araç giriş-çıkışlarını otomatik olarak tanıyacak plaka okuma sistemleri kurulacak. Yetkililer, yeni sistemin güvenliği artıracağını, araç trafiğini düzenleyeceğini ve otopark yönetiminde dijitalleşme sürecini hızlandıracağını belirtti. Ayrıca, otomasyon sayesinde giriş-çıkış işlemlerinin daha hızlı ve hatasız yapılacağı, kullanıcı memnuniyetinin artacağı ifade edildi. Projenin en kısa sürede tamamlanarak hizmete alınması hedeflenmektedir.
Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Yöneticiliğimizi Ziyaret Etti
Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü İrfan Yıldırım ve Öğretmenler Perpa A Blok Yöneticiliğimizi Ziyaret Etti Perpa A Blok Yöneticiliği olarak, sosyal sorumluluk projelerine verdiğimiz destekler ve eğitime olan katkılarımız dolayısıyla Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi tarafından bir teşekkür belgesiyle onurlandırılmıştık. Başkanımız Hasan Sezgin ve Genel Müdürümüz Serkan Düzenli'ye teşekkür belgelerini Okul Müdürü İrfan Yıldırım vermişti. 1 Ağustos 2025 Cuma günü Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü İrfan Yıldırım ve öğretmenlerimiz Perpa A Blok yönetimine nezaket ziyaretinde bulundular. Öğretmenlerimizi Başkan Hasan Sezgin ve Genel Müdürümüz Serkan Düzenli karşıladılar. Başkan Hasan SEzgin, ''Eğitimin, toplumun geleceği için taşıdığı önemin bilinciyle, gençlerimizin gelişimine katkıda bulunmaktan büyük gurur ve mutluluk duyuyoruz'' dedi.
Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk
Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Başkomutanlık Ünvanı Verilmesinin 104. Yılı Kutlu Olsun Başkumandanlık kanunu, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Kütahya-Eskişehir Muharebelerinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Mustafa Kemal Paşa’ya Türk ordusunun başkomutanlığını verdiği 5 Ağustos 1921 tarihli kanun Başkumandanlık Kanunu daha sonra üçer ay uzatıldı (30 Ekim 1921, 4 Şubat 1922, 6 Mayıs 1922). 20 Temmuz 1922’de Mustafa Kemal’in başkumandanlık yetkisi TBMM tarafından süresiz uzatıldı. Bu yetkiyle Büyük Taarruz’da ordunun başına geçen Mustafa Kemal Paşa’nın, Kurtuluş Savaşı’nda zaferin kazanılmasında çok büyük payı oldu. Mustafa Kemal bu görevi 29 Ekim 1923’te cumhurbaşkanı seçilinceye kadar sürdürdü. Başkumandanlık kanunu çıkarıldığı gün Meclis Tutanakları Başkomutanlık süresinin 5 Ağustos 1922 tarihinden itibaren üç ay daha uzatılmasına dair kanun nedeniyle: Başkan- Efendim, bu önerinin bugünkü toplantıda acele olarak tartışılmasını kabul edenler, lütfen el kaldırsın. Kabul edilmiştir, efendim. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara) -Efendiler, bu konuşmayla süresinin uzatılması söz konusu olan Başkomutanlık Kanunu, hepimizin hatırladığı gibi Millî İstiklâl mücadelesinde geçirdiğimiz en buhranlı günlerin doğurduğu şartları hatırlatma üzere olmuştu. Geçen yıl, Ağustos’un ilk günlerinde Yüce Meclis, savaş durumunun gerektirdiği en kesin ve en ciddî önlemleri konuşurken bu kanunu yapmıştı. Bu kanuna eklediği bir özel madde ile millî irâdenin, kendi irâdesinin önemli bir kısmını şahsıma vererek beni zafer elde etmeye görevlendirmişti. Efendiler, dünyada hiçbir Meclis yoktur ki, iki şartın gerçekleşmesine inanmadıkça böyle bir yetkiyi kendi seçimiyle herhangi bir kimseye bıraksın. O şartlardan birisi, fevkalâde ve müstesna bir halin var olduğuna doğrulukla karar vermek. İkincisi, kendisine yetki verilecek kimse hakkında şüphesiz ve yüksek güvenin oluştuğunu görmüş olmaktır. Yüce Meclisiniz, 5 Ağustos’ta bu kanunu oybirliğiyle kabul etmekle her iki noktayı da ispat etmiş ve göstermiş oldu. Birinci noktadan dolayı büyük Heyetinizi takdir ve tebrik ederim. İkinci nokta ki, şahsım hakkında yüksek bir güveni bildirir, bundan dolayı da büyük Heyetinize gönülden teşekkürlerimi sunarım. Ancak bu maddenin anlattığı gibi bu yetkinin şahsıma verilmesi, ordunun maddî ve manevî kuvvetini yükseltmek ve yönetimini sağlamlaştırmak amacıyla olmuştu. Tam bir övünme ve büyük bir mutlulukla bildiririm ki, bugün ordumuzun manevî kuvveti en yüksek derecededir (Şükürler olsun sesleri). Ordumuzun maddî kuvveti bile olağanüstü hiçbir önleme gerek duymaksızın millî istekleri tam bir güvenle elde edecek dereceye ulaşmıştır. Bu nedenle artık böyle bir yetkiyi devam ettirmeye gerek ve ihtiyaç kalmadığı inancındayım. Bugün sonucunu görmekle mutlu olduğumuz bu ihtiyacın inşallah bundan sonra bir daha ortaya çıkmamasıyla mutlu olacağız. (İnşallah sesleri). Efendiler, millî egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğunu belirleyen ve gösteren Anayasamız (Teşkîlât-ı Esasiye Kanunu) hükmünce bugünkü Başkomutanlık makamı bile geçicidir. Başkomutanlık sıfatı ve yetkisi doğrudan doğruya Yüce Meclisiniz’in manevî kişiliğinde yer almıştır. Olaylar gereği geçici olarak meydana getirmiş olduğumuz bu makamın sürmesi, olsa olsa Misak-ı Millîmizin gerçek ruhu ile birlikte kesin sonuca ulaşacağımız güne kadar devam eder (tabii sesleri). Yüce Meclisiniz’in ilk toplanma günlerinde kabul ettiği bir kural vardır ki, o kural, millî geleneklerimizi ve dini kutsallarımızı tamamen saklı bulundurur. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da o kurala uygun hareketler yaparak mutlu sonuca güvenle ulaşacağımıza şüphe yoktur (İnşallah sesleri). O gün değerli İzmirimiz, güzel Bursamız, hilâfet ve saltanat merkezi olan İstanbulumuz, Trakyamız Anavatana katılmış olacaktır (İnşallah sesleri). O mutlu günün gelmesinde bütün milletle beraber büyük Heyetiniz ve ben de yüce Heyetiniz içinde bir fert ve bir üye olarak elbette en büyük mutluluğu duymakla şerefleneceğim. Efendiler, Başkanlık Makamınızda bulunmakla övünen ben o gün iki kere mutlu olacağım. İkinci mutluluğumu sağlayacak olan konu, benim bundan üç yıl önce kutsal davamıza başladığımız gün bulunduğum konuma geri dönme imkânı olacaktır (Alkışlar). Gerçekten milletin bağrında serbest bir millet bireyi olmak kadar dünyada mutluluk yoktur. Gerçekleri bilen, kalp ve vicdanında manevî ve kutsal sevinçlerden başka zevk taşımayan insanlar için ne kadar yüksek olursa olsun, maddî makamların hiçbir değeri yoktur. Sözlerime son verirken tartışma konusu edilecek kanunda bu yetkinin yükseltilmiş olmasını göz önünde bulundurmanızı rica ederim (Şiddetli ve sürekli alkışlar). Gazi Mustafa Kemal Paşanın bu konuşmasından sonra Başkanlığa verilen kanun tasarısıyla “Mustafa Kemal Paşa’ya zaman şartı olmaksızın geçici olarak Başkomutanlık” verilmiştir.
Eskişehir Seyitgazi’deki Orman Yangınında 10 Kahraman Şehit Oldu
Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde çıkan orman yangınına müdahale eden ekiplerden acı haber geldi. Yangını söndürme çalışmaları sırasında alevlerin arasında kalan 5 orman çalışanı ve 5 AKUT gönüllüsü şehit oldu. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde meydana gelen orman yangınına müdahale sırasında 10 kişinin şehit olduğunu açıkladı. Bakan Yumaklı’nın açıklamasına göre, yangın sırasında 5’i AKUT görevlisi, 19’u orman personeli olmak üzere toplam 24 kişi, aniden yön değiştiren alevlerin ortasında kaldı. Büyük bir özveriyle çalışan ekipten 14 kişi yangın alanından sağ olarak kurtarılırken, 10 kişi şehit düştü. Olay, Türkiye'yi derin bir yasa boğarken; kayıplar, orman yangınlarına karşı mücadele eden ekiplerin fedakârlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Yangında ; Sercan Utni, Hilmi Şahin, Eyip Dereli, Tolunay Kocaman, Enes Kızılyel, Muharrem Can, İlker Onarıcı, Tekin Enes Sarıyıldız, Bayram Eren Arslan ve Alperen Özcan şehit oldu. Şehit olan tüm kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diliyoruz.
Bugün, Sevr ile kaybettiğimiz TÜRK Yurdunu yeniden kazandığımız gündür! Lozan Antlaşması 102 yaşında..
Lozan Antlaşması Lozan Antlaşması Lozan Antlaşması (veya yapıldığı dönem Türkçesi ile Lozan Sulh Muahedenamesi), 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle Britanya İmparatorluğu, Fransız Cumhuriyeti, İtalya Krallığı, Japon İmparatorluğu, Yunanistan Krallığı, Romanya Krallığı ve Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı (Yugoslavya) temsilcileri tarafından, Leman Gölü kıyısındaki Beau-Rivage Palace’ta imzalanmış barış antlaşması. Gelişmeler Lozan Antlaşması 1920 yazına gelindiğinde I. Dünya Savaşı’nın galipleri mağluplar ile hesaplaşmalarını bitirmiş, savaşı kaybeden ülkelere barış antlaşmalarının kabul ettirilmesi süreci tamamlanmıştı. Almanya’ya 28 Haziran 1919’da Versay’da, Bulgaristan’a 27 Kasım 1919’da Neuilly’de, Avusturya’ya 10 Eylül 1919’da Saint-Germain’de, Macaristan’a da 4 Haziran 1920’de Trianon’da anlaşmalar imzalatılmış ancak hesaplaşılmayan tek mağlup Osmanlı İmparatorluğu kalmış, 10 Ağustos 1920’de Sevr’de gerçekleşti. Üç Türk murahhası Paris’in banliyösü Sevres’de anlaşmayı imzaladılar. Lozan Antlaşması Ankara’da TBMM’nin Sevr Antlaşması’na tepkisi çok sert oldu. Ankara İstiklâl Mahkemesinin 1 numaralı kararı ile anlaşmaya imza koyan üç kişiyi ve Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı idama mahkûm etti ve vatan haini ilan etti. Yunanistan dışında Sevr’i hiçbir ülkenin meclislerinde onaylamaması nedeni ile Sevr bir anlaşma taslağı olarak kaldı. Onaylanmamış olmasının yanı sıra Anadolu’daki mücadelenin de başarıya ulaşması ve zaferle sonuçlanması neticesinde Sevr Antlaşması hiçbir zaman uygulanamadı. Buna karşın, İzmir’in Kurtuluşu ile Lozan Antlaşması’na giden süreçte Birleşik Krallık içinde 2 uçak gemisinin de bulunduğu donanmayı İstanbul’a göndermiştir. Aynı süreçte ABD de 13 yeni savaş gemisini Türkiye sularına göndermiştir. Ayrıca Amiral Bristol komutasındaki USS Scorpion gemisinin, istihbarat görevi de yapmak suretiyle 1908-1923 arası sürekli olarak İstanbul’da bulunduğu bilinmektedir. İlk görüşmeler TBMM Hükümeti’nin Yunan kuvvetlerine karşı elde ettiği zaferin ardından Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri 28 Ekim 1922’de TBMM Hükümeti’ni Lozan’da toplanacak olan barış konferansına davet ettiler. Barış şartlarını görüşmek için Konferansa önce Başvekil Rauf Orbay katılmak istemiştir. Fakat Mustafa Kemal Atatürk İsmet Paşa’nın katılmasını uygun görmüştür. Mustafa Kemal Paşa Mudanya görüşmelerine de katılan İsmet Paşa’nın Lozan’a baş temsilci olarak gönderilmesini uygun buldu. İsmet Paşa Dışişleri Bakanlığına getirildi ve çalışmalar hızlandırıldı. İtilaf Devletleri Lozan’a TBMM Hükümeti üzerinde baskı kurmak için[kaynak belirtilmeli] İstanbul Hükûmeti’ni de davet ettiler. Bu duruma tepki gösteren TBMM Hükümeti, 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdı. TBMM Hükûmeti Lozan Konferansı’na katılarak Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmeyi, Türkiye’de bir Ermeni devletinin kurulmasını engellemeyi, kapitülasyonları kaldırmayı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları (Batı Trakya, Ege adaları, nüfus değişimi, savaş tazminatı) çözmeyi ve Türkiye ile Avrupa devletleri arasındaki sorunları (ekonomik, siyasal, hukuksal) çözmeyi amaçlamış Ermeni yurdu ve kapitülasyonlar hakkında anlaşma sağlanamazsa görüşmeleri kesme kararı almıştır. Lozan’da TBMM Hükümeti, sadece Anadolu’ya saldıran ve orada yendiği Yunanlarla değil I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni mağlup eden devletlerle de karşılaşıp hesaplaştı ve artık tarihe karışmış olan bu imparatorluğun tüm tasfiye davaları ile yüzleşmek zorunda kaldı. 20 Kasım 1922’de Lozan görüşmeleri başlamıştır. Osmanlı borçları, Türk-Yunan sınırı, boğazlar, Musul, azınlıklar ve kapitülasyonlar üzerinde uzun görüşmeler yapılmıştır. Ancak kapitülasyonların kaldırılması, İstanbul’un boşaltılması ve Musul konularında anlaşma sağlanamamıştır. İkinci görüşmeler Temel konularda tarafların tavize yanaşmaması ve önemli görüş ayrılıkları çıkması üzerine 4 Şubat 1923’te görüşmelerin kesilmesi savaş ihtimalini yeniden gündeme getirmiştir. Başkomutan Müşîr Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusu’na savaş hazırlıklarının başlamasını emretmiştir. Sovyetler Birliği eğer tekrar savaş çıkarsa bu sefer Türkiye’nin yanında savaşa gireceğini duyurmuştur. Haim Nahum Efendi öncülüğündeki azınlık temsilcileri de Türkiye’yi destekleyerek arabulucu olmuşlardır. Yeni bir savaşı ve kendi kamuoyunun tepkisini göze alamayan İtilaf Devletleri barış görüşmelerini tekrar başlatmak için Türkiye’yi tekrar Lozan’a çağırmıştır. Taraflar arasında karşılıklı verilen tavizler ile görüşmeler 23 Nisan 1923’te tekrar başlamış, 23 Nisan’da başlayan görüşmeler 24 Temmuz 1923’e kadar devam etmiş ve bu süreç Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması ile sonuçlanmıştır. Taraf ülkelerin temsilcileri arasında imzalanan anlaşma, uluslararası anlaşmaların ülke meclislerince onaylanmasını gerektiren yasalar gereğince taraf ülkelerin meclislerinde görüşülmüş ve Türkiye tarafından 23 Ağustos 1923’te, Yunanistan tarafından 25 Ağustos 1923’te, İtalya tarafından 12 Mart 1924’te, Japonya tarafından 15 Mayıs 1924’te imzalanmıştır. Birleşik Krallık’ın anlaşmayı onaylaması ise 16 Temmuz 1924 tarihinde olmuştur. Anlaşma, tüm tarafların onayladığına dair belgeler resmi olarak Paris’e iletildikten sonra, 6 Ağustos 1924 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Görüşülen konular ve alınan kararlar Türkiye-Suriye Sınırı: Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşması’nda çizilen sınırlar kabul edilmiştir. Irak Sınırı: Musul üzerinde antlaşma sağlanamadığı için, bu konuda Birleşik Krallık ve Türkiye Hükûmeti kendi aralarında görüşüp anlaşacaklardı. Bu anlaşmazlık Musul Sorunu’na dönüşmüştür. Türk-Yunan Sınırı: Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda belirlenen şekliyle kabul edildi. Meriç Nehri’nin batısındaki Karaağaç istasyonu ve Bosnaköy, Yunanistan’ın Batı Anadolu’da yaptığı tahribata karşılık savaş tazminatı olarak Türkiye’ye verildi. Adalar: Midilli, Limni, Sakız, Semadirek, Sisam ve Ahikerya adaları üzerinde Yunan hakimiyeti hususunda Osmanlı Devleti’nin imzalamış olduğu 1913 tarihli Londra Antlaşması ve 1913 tarihli Atina Antlaşması’nın adalar hakkındaki hükümleri ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunanistan’a bildirilen karar, adaların askeri gayelerle kullanılmaması şartıyla aynen kabul edilmiştir. Anadolu kıyısına üç milden az mesafede bulunan adaların ve Bozcaada, Gökçeada ile Tavşan Adaları üzerindeki Türk hakimiyeti kabul edilmiştir. Osmanlı Devleti tarafından Uşi Antlaşması ile 1912 yılında İtalya’ya geçici olarak bırakılan On İki Ada üzerindeki bütün haklardan on beşinci maddeyle İtalya lehine feragat edilmiştir. Türkiye-İran Sınırı: Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasında 17 Mayıs 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’na göre belirlenmiştir. Kapitülasyonlar: Tamamı kaldırıldı. Azınlıklar: Lozan Barış Antlaşması’nda azınlık, Müslüman olmayanlar olarak belirlenmiştir. Tüm azınlıklar Türk uyruklu kabul edildi ve hiçbir şekilde ayrıcalık tanınmayacağı belirtildi. Antlaşmanın 40. maddesinde şu hüküm yer almıştır: “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma konularında eşit hakka sahip olacaklardır.”[8] Batı Trakya’daki Türklerle, İstanbul’daki Rumlar dışında, Anadolu ve Doğu Trakya’daki Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler’in mübadele edilmeleri kararlaştırıldı. Savaş tazminatları: İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı nedeniyle istedikleri savaş tazminatlarından vazgeçtiler. Türkiye, tamirat bedeli olarak Yunanistan’dan 4 milyon altın talep etti[9] ancak bu istek kabul edilmedi. Bunun üzerine 59. maddeyle Yunanistan savaş suçu işlediğini kabul etti ve Türkiye tazminat hakkından feragat etti ve sadece savaş tazminatı olarak Yunanistan, Karaağaç bölgesini verdi. Osmanlı’nın borçları: Osmanlı borçları, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan devletler arasında paylaştırıldı. Türkiye’ye düşen bölümün taksitlendirme ile Fransız frangı olarak ödenmesine karar verildi. Düyun-u Umumiye idare heyetinde bulunan yenik Alman İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu devletlerinin temsilcileri idare kurulundan çıkartılmış ve kurumun faaliyeti devam ettirilerek antlaşmayla birlikte yeni görevler verilmiştir. (Lozan Barış Antlaşması madde 45,46,47…55, 56). Boğazlar: Boğazlar, görüşmeler boyunca üzerinde en çok tartışılan konudur. Sonunda geçici bir çözüm getirilmiştir. Buna göre askeri olmayan gemi ve uçaklar barış zamanında boğazlardan geçebilecekti. Boğazların her iki yakası askersizleştirilip, geçişi sağlamak amacıyla başkanı Türk olan uluslararası bir kurul oluşturuldu ve bu düzenlemelerin Milletler Cemiyeti’nin güvencesi altında sürdürülmesine karar verildi. Böylece Boğazlar bölgesine Türk askerlerinin girişi yasaklandı. Bu hüküm, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir. Yabancı okullar: Eğitimlerine Türkiye’nin koyacağı kanunlar doğrultusunda devam etmesi kararlaştırıldı. Patrikhaneler: Dünya Ortodokslarının dini lideri durumundaki patrikhanenin Osmanlı Devleti zamanındaki bütün ayrıcalıklarının kaldırılarak sadece dinî işleri yerine getirmek şartıyla ve bu hususta verilen sözlere güvenilerek İstanbul’da kalmasına izin verildi. Ancak antlaşma metnine patrikhanenin statüsü hususunda tek bir hüküm konulmadı. Kıbrıs: Osmanlı Devleti Ruslara karşı İngilizleri yanına çekebilmek için 1878 yılında Kıbrıs’taki hakları saklı olmak şartıyla geçici olarak Kıbrıs’ı Birleşik Krallık idaresine vermişti. Birleşik Krallık I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı topraklarına kattığını resmen açıkladı. Osmanlı Devleti bu kararı tanımadı. Türkiye Lozan Antlaşması’nın 20. maddesiyle Kıbrıs’taki Birleşik Krallık egemenliğini kabul etti.
Reklamlar
Duyurular