Hoş geldiniz ÇAĞDAŞ KABLO SANAYİ VE TİC. A.Ş. Yetkili Kullanıcı Son Giriş: 02.01.2026 10:15
  • Duyurular
  • Tüm Haberler
    14.09.2022
    Mescidimizin çatısı boyandı.
    12.09.2022
    Yeni Öğretim Yılı Başladı
    2022 - 2023 Dönemi eğitim ve öğreti yılı başladı. 12 Eylül 2022 Pazartesi itibarı le okullar açılıp ders zili çaldı. Tüm öğrencilerimize başarılar dileriz.
    07.09.2022
    Endüstriyel GES Uygulamaları Paneli
    Endüstriyel Çatı-Arazi GES Uygulamaları ve Enerji Verimliliği Paneli 15 Eylül 2022 Perşembe günü Saat: 10:00'da Perpa Ticaret Merkezi B Blok Mithat Yümlü Konferans Salonu'nda İstanbul Enerji A.Ş. Genel Müdürü Yüksel Yalçın'ın katılımıyla Yapılacak. Panele sektöre ilgi duyan tüm firmalar davetlidir. İletişim: Perpa A Blok Yönetimi  0212 222 81 43 İstanbul Enerji A.Ş. İstanbul Enerji AŞ, Petrol Ofisi ve İstanbul Belediyesi ortaklığı ile 1962’de BEL-PET adıyla kurulmuştur. Şirketin Petrol Ofisi’ne ait olan hisseleri, 1992 yılında İDO ve İSFALT tarafından devir alınarak şirket tamamen bir İBB kuruluşu haline getirilmiştir. 2006 tarihinde şirket ismi, “İstanbul Enerji Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” olarak değiştirilmiştir.İstanbul Enerji, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştiraklerinden biridir. 60 yıllık deneyimi ile faaliyetlerinde günümüzde ön plana çıkan yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi ve çevre dostu teknolojilerin kullanılması konularını odak noktasında tutan bir işletmedir. Enerji üretimi ve yönetimi, akaryakıt yönetimi, aydınlatma proje ve uygulama yönetimi olmak üzere 3 ana faaliyet alanı bulunmaktadır. Bu faaliyet alanları çerçevesinde; Güneş enerji sistemleri (GES) projeleri, güneş enerjili (solar) aydınlatma sistemleri, enerji verimliliği danışmanlığı, biyokütle enerji santralleri (BES), rüzgâr enerji santralleri (RES), elektrikli araç şarj istasyonları, toptan&perakende akaryakıt tedariği ve mimari alanların & park bahçelerin aydınlatma projelerini gerçekleştirmektedir. Hem kamu hem de özel sektördeki birçok kuruluşa enerji, aydınlatma ve akaryakıt konularında yenilikçi ve çevre dostu çözümler sunmaktadır.Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılması, yeşil şehirler ve yeşil endüstri üzerine bilinç oluşturmak sorumluluk üstlendiği alanlardan biridir. Aynı zamanda çevre yönetimini temel politikalarından biri yapan İstanbul Enerji, 2021 yılı Haziran Ayı itibariyle de eyleme geçirdiği İklim Değişikliği Süreçleri Yönetim Ofisi ile “Adil, Yeşil ve Yaratıcı İstanbul” olma yolunda, İstanbul’un 2050’de “karbon nötr” ve “dirençli şehir” olması hedefi doğrultusunda çalışmaktadır. İstanbul Enerji, faaliyet gösterdiği konularda uzman 400‘e yakın personel istihdam etmektedir.
    02.09.2022
    Yönetim Kurulu Başkanımız Hasan SEZGİN ve Başkan Yardımcımız Erol KARTAL, İTO Genel Başkanı Şekib AVDAGİÇ'i makamında ziyaret ettiler.
    Perpa A Blok Yönetim Kurulu Başkanımız Hasan SEZGİN ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımız Erol KARTAL İstanbul Ticaret Odası Başkanı Sayın, Şekib AVDAGİÇ'i makamında ziyaret ettiler. Perpa'nın genel durumu hakkında bilgi paylaşımında bulunup, taleplerimizi dile getirdiler. Ziyaret sonrasında İTO Başkanı Şekib AVDAGİÇ tarafından Başkanımzı Hasan SEZGİN'e plaket takdim edildi.    
    01.09.2022
    1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ KUTLU OLSUN
    Dünya Barış Günü veya Uluslararası Barış Günü (İngilizce: International Day of Peace), her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanan uluslararası bir bayram. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü”nü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Yıllar sonra Genel Kurul'un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler, Barış Günü'nde, dünya çapında çatışmaların önlenmesi ve barışın tesisi yolunda bilinçlenmeyi amaçlıyor. Her 21 Eylül’de, Birleşmiş Milletler Merkezi’ndeki “Barış Çanı” çalınıyor. Savaşlardaki insani kıyımın anısına Japonya tarafından yaptırılan bu çan, dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla üretildi. Çanın üzerine “Yaşasın Tam Dünya Barışı” yazısı kazındı. Birleşmiş Millet tarafından bir Dünya Barış Günü kabul edilinceye dek, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler, barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Almanya’nın 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı'nı başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edip kutlamıştır.   KAYNAK : VİKİPEDİ 
    29.08.2022
    Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığında, Kurtuluş Savaşımızın vatanseverlik ve kahramanlık destanıyla dolu 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 100. yılı kutlu olsun.
    29.08.2022
    Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir. ileri..
    Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi (26-30 Ağustos 1922)   Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra kamuoyunda ve TBMM’de taarruz için sabırsızlıklar baş göstermiştir. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, 6 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisinin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara “Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür.” diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlamıştır. 1922 yılının Haziran ayı ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçme kararını almıştır. Asıl amaç; yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktır. Büyük Taarruz ve bu taarruzu taçlandıran Başkomutan Meydan Muharebesi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın son safhasını ve zirvesini teşkil etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 3 yıl 4 aylık süreçte Türk milletini ve ordusunu adım adım hedefe taşımıştır. Batı Anadolu’yu Türk ordusuna karşı savunmayı planlayan Yunan ordusu; Gemlik Körfezi’nden Bilecik, Eskişehir ve Afyon doğusu ile Menderes Nehri’ni takiben Ege Denizi’ne dayanan savunma hattını bir yıla yakın bir süre ile tahkim etmiştir. Özellikle Eskişehir ve Afyon bölgeleri gerek tahkimat gerekse birlik miktarı bakımından daha kuvvetli tutulmuş, hatta Afyon’un güneybatısındaki bölge birbiri gerisinde beş savunma hattı şeklinde tertiplenmiştir. Hazırlanan Türk taarruz planına göre 1’inci Ordu kuvvetleri, Afyon’un güneybatısından kuzeye doğru taarruza geçtiğinde Afyon’un doğusu ve kuzeyinde bulunan 2’nci Ordu kuvvetleri de taarruzla kesin sonuç almak istediğimiz 1’inci Ordu bölgesine düşmanın kuvvet kaydırmasına engel olacak ve Döğer bölgesinde bulunan düşman ihtiyatlarını kendi üzerine çekmeye çalışacaktır. Süvari Kolordusu da Ahır Dağları’ndan aşarak düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek düşmanın İzmir’le telgraf ve demir yolu irtibatını kesecektir. Baskın prensibi ile Yunan ordusunun imhasının gerçekleşmesi düşünülmüştür. İki ordunun insan ve tüfek yönünden aşağı yukarı birbirine denk olmasına karşın makineli tüfek, top, uçak ve özellikle motorlu araçlar yönünden üstünlük Yunan ordusundaydı. Yalnız süvari (kılıç) olarak Türk ordusu üstünlüğe sahipti. Bir taarruz ve özellikle de takip harekâtında tank ve motorlu araçların bulunmadığı o zamanki savaşlarda, süvarinin oynayacağı rolün çok önemli olduğu yadsınamaz bir gerçekti. Mustafa Kemal Paşa, 19 Ağustos 1922’de Ankara’dan Akşehir’e giderek 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini vermiştir. 26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe’deki yerini almıştır. Büyük Taarruz burada başlamış, topçuların sabah saat 04.30’da taciz ateşi ile başlayan harekât, saat 05.00’te önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etmiştir. Piyadeler, sabah 06.00’da Tınaztepe’ye hücum mesafesine yaklaşarak tel örgüleri aşıp Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra Tınaztepe’yi ele geçirmiştir. Bundan sonra saat 09.00’da Belentepe, daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlenmiştir. Taarruzun birinci günü, sıklet merkezindeki 1’inci Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe’den Çiğiltepe’ye kadar on beş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirmiştir. 5’inci Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulunmuş, 2’nci Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürmüştür. 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken Türk ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçmiş, bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insanüstü çabalarla gerçekleştirilmiştir. Afyon kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuş, Başkomutanlık Karargâhı ile Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyon’a taşınmıştır.   28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri başarılı geçen taarruz harekâtı, düşmanın 5’inci Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlanmıştır. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli bulmuşlardır. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar almışlar ve karar süratli ve düzenli bir şekilde uygulanmıştır. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekâtı, Türk ordusunun kesin zaferi ile sonuçlanmıştır. Büyük Taarruz’un son safhası Türk askerî tarihine Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir. 30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında, bizzat Zafertepe’den idare ettiği savaşta, tamamen yok edilmiş veya esir edilmiştir. Anadolu’daki Yunan kuvvetlerinin yarısı imha veya esir edilmiş, kalan bölümü ise üç grup halinde çekilmiştir. Bu durum karşısında Çalköy’de yıkık bir evin avlusu içinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, Yunan ordusunu takip etmesi için Türk ordusuna o tarihî “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiştir. Takip Harekâtı ve Zafer 1 Eylül 1922’de Türk ordusunun takip harekâtı başlamıştır. Muharebelerden kurtulan Yunanlar İzmir’e, Dikili’ye ve Mudanya’ya doğru kaçmaya başlamışlardır. Türk ordusu bu muharebe neticesinde 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e girmiştir. Sabuncubeli’nden geçen 2’nci Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir’e doğru akarken bunun solunda 1’inci Tümen de Kadife Kale’ye doğru yürümüştür. Bu Tümenin 2’nci Alayı, Tuzluoğlu Fabrikasından geçerek Kordonboyu’na ulaşmıştır. Yüzbaşı Şeref Bey Hükûmet Konağına, 5’inci Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık Dairesine ve 4’üncü Alay Komutanı Reşat Bey’de Kadife Kale’ye bayrağımızı çekmişlerdir. 9 Eylül 1922’de İzmir, 11 Eylül'de Bursa ve 18 Eylül'de de Batı Anadolu düşman işgalinden kurtarılmıştır. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Ateşkes Anlaşması ile Doğu Trakya, silahlı çatışma olmadan Yunan askerinden arındırılmıştır. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirmiştir. Türk milletinin vatan sevgisinin, yıkılmaz azim ve iradesinin bir eseri olarak ortaya çıkan bu zaferle sadece vatan toprakları düşmandan kurtarılmamış, Büyük Önder ATATÜRK’ün liderliğinde, ulus iradesine ve egemenliğine dayanan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temeller üzerinde kuruluş süreci başlatılmış ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiştir. Büyük Zafer’den iki yıl sonra Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan Meydan Muharebesi’ni sevk ve idare ettiği Zafertepe’de 30 Ağustos 1924 tarihinde Büyük Zafer’in önemini şu şekilde ifade etmiştir. “... Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır...” Mustafa Kemal ATATÜRK’ün engin ileri görüşlülüğüyle kurulan Cumhuriyet, ulusal egemenliğe dayanan yönetim biçimi olmasının yanı sıra kapsamlı bir aydınlanma ve çağdaşlaşma atılımıdır. Cumhuriyet’le birlikte hayata geçirilen devrimler, ulusumuza çağdaş bir yaşamın kapılarını açmış; laik ve demokratik Cumhuriyet’e sahip olmanın onurunu yaşatmıştır.  
    25.08.2022
    Hattı Müdafaa Yoktur Sathı Müdafaa Vardır
    101 yıl önce verilen o emir, bir ülkenin ve halkının kaderini değiştirdi. 22 gün 22 gece süren ve zaferle sonuçlanan Sakarya Meydan Muharebesi tarihe “Türkün zaferi” olarak geçti. Mustafa Kemal’in önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanacağının en büyük müjdecisi oldu. Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır Anadolu’nun düşman işgalinde olduğu İstiklal Harbi sürecinde, Türk Ordusu Eskişehir Muharebesi sonrası 100 kilometrelik sahayı terk ederek Sakarya Nehri’nin doğusuna çekildi. Bu çekilmenin ardından bölgeye Yunan güçleri yerleşti. Halk umutsuzluğa kapılırken, harekete geçen Meclis, Türk milletinin kaderini belirleyecek savaşta Mustafa Kemal Atatürk’ü 5 Ağustos 1921’de “Türk Orduları Başkomutanı” olarak görevlendirdi. Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak amacıyla, kanunla kendisine verilen yetkiyi kullanan Mustafa Kemal Paşa, tüm halkı fedakarlığa çağırarak, “Tekalif-i Milliye Emirlerini” çıkardı. Böylece, kaynakların önemli bir kısmının Sakarya Cephesi’ne aktarılmasını sağlayan Atatürk, 12 Ağustos 1921’de Batı Cephesi’ne giderek, düşmanın muhtemel hareketlerine yönelik stratejileri de belirledi. 13 Ağustos’ta ileri saldırıya başlayan Yunan kuvvetleri, 23 Ağustos’tan itibaren ağırlık merkezi Sakarya mevziinin güney kanadı olmak üzere taarruza geçti. Yaklaşık 100 kilometrelik cephede başlayan, büyük çarpışmaların yaşandığı savaş, tarihin önemli meydan muharebeleri arasında yer aldı. Topçu bataryaları Yunan mevzilerine mermi yağdırdı. CEPHE SİSTEMİ DEĞİŞTİ Düşmanın üstün kuvvet ve silahlarla yaptığı taarruz, Sakarya mevziinde zaman zaman çekilmelere yol açtı. Bu süreçte, kuşatmayı karşılamak için manevralar yapan Türk Ordusu büyük kayıplar verdi. Yunan ordusunun, Türk savunma hatlarını zaman zaman kırdığı böyle bir ortamda Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos’ta çizgiye bağlı cephe sistemini değiştiren o tarihi emrini verdi: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça terk olunamaz.” Başkomutan Mustafa Kemal askeri dehasını adım adım uyguladı. ÇELİKTEN BİR KALE GİBİ Başkomutanın bu emrini alan Türk ordusu ile Yunan ordusu arasında takip eden günlerde çarpışmalar bütün şiddetiyle sürdü. Türk ordusunun “çelikten bir kale” gibi düşman karşısında çıktığı bu süreçte, Mehmetçik şehit oldu ancak vatan savunmasını bırakmadı. 23-30 Ağustos’taki yoğun saldırılarına rağmen bölgeyi kuşatamayan Yunan birlikleri, bu sefer şansını Haymana istikametinden denemeye çalıştı. Bu taarruzda da başarılı olamayınca, bulunduğu hatları savunarak buralarda kalmaya çalışan Yunan kuvvetleri, Türk ordusunun 10 Eylül’de başlattığı genel karşı taarruz ile ağır bir hezimete uğradı. 22 gün 22 gece devam eden Sakarya Meydan Muharebesi, 13 Eylül 1921’de, düşmanın Sakarya Nehri’nin doğusunda tamamen yok edilmesiyle sonuçlandı. Süvari birlikleri canları uğruna düşmanla mücadele etti. KURTULUŞA GİDEN YOL Tarihin akışını değiştiren bu zafer, Türk halkının esarete izin vermeyeceğini bir kez daha dünyaya ilan etti. Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanacağının en büyük müjdecisi oldu. Halkın zafere olan inancı güçlenirken, Mustafa Kemal Paşa’nın siyasi ve askeri önderliği, dehası kesinleşti. Bu büyük başarı üzerine 19 Eylül 1921 günü TBMM tarafından, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya gazilik ve mareşallik unvanı verildi. Millet cephedeki askerlere silah yetiştirmek için canla başla çalıştı. Zaferin siyasi sonuçları da oldu. İtalyanlar Anadolu topraklarını tamamen boşalttı, Rusya aracılığı ile Kafkas cumhuriyetleriyle ile Kars Antlaşması imzalanarak doğu sınırı belirlendi, İngiltere ile esir mübadelesi anlaşması imzalanarak  Malta’daki Türk esirler serbest bırakıldı, Fransa ile Ankara Antlaşması imzalandı. ATATÜRK BÜYÜK ZAFERİ ANLATIYOR 12 Ağustos 1921 günü, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Hazretleriyle birlikte Polatlı’ya cephe karargâhına gittim. Düşman ordusunun cephemize yüklenerek sol kanadımızdan kuşatacağı yargısına varmıştık. Bu görüşe dayanarak tam bir cesaretle gerekli tedbirleri aldırdım ve yapılacak hazırlıkları yaptırdım. Düşman ordusu, 23 Ağustos 1921′de ciddi olarak cephemize doğru ilerlemeye başladı ve taarruza geçti. Birçok kanlı, bunalımlı safhalar ve dalgalar oldu. Düşman ordusunun üstün grupları, savunma hattımızın birçok parçalarını kırdılar. (…) Meydan muharebesi yüz kilometrelik cephe üzerinde oluyordu. Sol kanadımız, Ankara’nın elli kilometre güneyine kadar çekilmişti. Ordumuzun yönü batıya iken güneye döndü. Arkası Ankara’ya iken kuzeye çevrildi. Cephenin yönü değiştirilmiş oldu. (…) Savunma hattına çok ümit bağlamak ve onun kırılmasıyla, ordunun büyüklüğü ölçüsünde çok gerilere çekilmek gerektiği teorisini çürütmek için memleket savunmasını başka türlü ifade etmeyi ve bu ifademde direnerek şiddet göstermeyi yararlı ve etkili buldum. Dedim ki: “Savunma hattı yoktur, savunma sathı vardır. O satıh bütün vatandır (Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır). Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Onun için küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada yeniden düşmana cephe kurup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmeye mecbur olduğunu gören birlikler ona tâbi olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmaya ve karşı koymaya mecburdur.” İşte ordumuzun her ferdi, bu sistem içinde her adımda en büyük fedakârlığını göstererek ve düşmanın üstün kuvvetlerini yıpratıp yok ederek, sonunda onu, taarruzuna devam güç ve kudretinden yoksun bir duruma getirdi. Muharebe durumunun bu safhasını sezer sezmez hemen özellikle sağ kanadımızla Sakarya ırmağı doğusunda düşman ordusunun sol kanadına ve daha sonra cephenin önemli yerlerinde karşı taarruza geçtik. Yunan ordusu yenildi ve geri çekilmeye mecbur oldu. 13 Eylül 1921 günü Sakarya ırmağının doğusunda düşman ordusundan eser kalmadı.
    17.08.2022
    Yaşanan felaketin 23. yılında, depremde hayatını kaybedenlere bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor ve bir daha yaşanmamasını temenni ediyoruz. UNUTMADIK..
    15.08.2022
    Mescidimizin fancoil bakımları yapıldı.
         
    12.08.2022
    Bugün ölüm yıldönümü olan, edebiyatımızdaki yeri apayrı şairlerimizden Can YÜCEL'e saygıyla..
    12.08.2022
    Altın için 2023-2030 yılları arasına dikkat!
    ‘Enflasyon canavarının yenemediği tek gerçek para’ diyerek açıkladı: Altın için 2023-2030 yılları arasına dikkat!   Dün açıklanan ve rekor seviyeden gerileyen ABD enflasyonu sonrası altın fiyatları 1 ayın zirvesine çıkmış, spot altın ve dolar/TL kurundaki düşüşe bağlı gram altın fiyatı da değer kaybetmişti. Altın fiyatlarındaki gelişmeleri değerlendiren uzmanlar, 2023-2030 yılları arasındaki dönemin altının altın çağı olduğunu iddia ediyor. Ayrıca uzmanlar altını ‘enflasyon canavarının yenemediği tek gerçek para’ olarak nitelendiriyor. Ons fiyatı ve dolar kurundaki düşüşe paralel değer kaybeden altının gram fiyatı, dün günü yüzde 0,4 azalışla 1.029,9 liradan tamamladı. Altının gram fiyatı, yeni güne yatay başlamasının ardından şu sıralar 1034 liradan işlem görüyor. Dün 4 Temmuz sonrası ilk kez 1800 doların üzerini gören ons altın fiyatı ise şu sıralar 1805 dolardan değerleniyor.   Analistler, dün beklentilerin altında gelen enflasyon verisi sonrası ABD Merkez Bankası'nın (Fed) ultra şahin para politikalarında gevşemeye gideceği beklentisiyle yükselen altın fiyatlarının, Fed yetkililerinin şahin açıklamalarına devam etmesiyle düşüşe geçtiğini bildirdi. “HALA KABUL EDİLEMEZ” Chicago Fed Başkanı Charles Evans, Enflasyonun hala "kabul edilemez" derecede yüksek olduğunu vurgulayarak, Fed'in şu anda yüzde 2,25-2,5 aralığında olan politika faizini bu yıl yüzde 3,25-3,5 aralığına ve gelecek yılın sonuna kadar yüzde 3,75-4 aralığına yükseltmesini beklediğini dile getirmişti. Para piyasalarında Fed'in eylülde 50 baz puan faiz artıracağına yönelik beklentilerin veri sonrası bir ara yüzde 71 ihtimalle fiyatlandığını aktaran analistler, Fed yetkililerinin şahin açıklamalarına devam etmesinin ardından söz konusu ihtimalin yüzde 58'e gerilediğine dikkati çekti. ALTIN ANALİZLERİ SPEKÜLASYONA AÇIK İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Ramazan Kurtoğlu, altın fiyatlarındaki gelişmeleri değerlendirdi. Altını enflasyon canavarının yenemediği tek gerçek para olarak niteleyen Kurtoğlu, teknik analizlere güvenmiyor. Uzman, bu tür analizlerin geçmişi gösterdiğini belirtiyor. Bu yüzden, teknik analize dayalı gelecek analizlerinin spekülasyona açık olduğunu kaydediyor. Bununla birlikte Ramazan Kurtoğlu, 2023-2030 yılları arasındaki dönemin altının altın çağı olduğunu iddia ediyor. Uzman ayrıca, altının enflasyona karşı nakitte kalmanın bir yolu olduğunu kaydediyor. Bu nedenle fırsat satın almaları yapmak için sarı metalin güvenli liman olduğunu söylüyor.   TD SECURITIES: FİYATLARIN TERSİNE DÖNME RİSKİ VAR   ED&F Man Capital Markets’ta analist olan Edward Meir de altın fiyatlarını bekleyen seviyeye ilişkin yaptığı değerlendirmesinde, “ABD enflasyon rakamlarının ardından dolar çok sert bir şekilde satıldı ve getiriler de düştü, ancak günün sonunda tahvil getirileri tekrar yükseldi ve dolar şimdi biraz daha güçlü, bu da altına zarar veriyor. Ayrıca, fed yetkilileri hala altın için düşüş eğilimi gösteren oranları artırmaları gerektiğini söyledi. Kısa vadede altın fiyatlarında 1.780 dolara doğru bir geri çekilme görebiliriz” diye konuştu. TD Securities analistleri ise, altın için enflasyondaki yavaşlamanın önemli alımları tetikleyebileceğini söylüyor. Ancak yine de fiyatın tersine dönme riskinin bulunduğunu kaydediyor.   KAYNAK : FİNANS MYNET HABER 
    Duyurular