Tüm Haberler
Perpa Sponsorluğunda Darülaceze Etkinliği
Perpa Sponsorluğunda Darülaceze Etkinliği “Bİ DOLU MEDYA” 2019 SEZON AÇILIŞI İÇİN DARÜLACEZE’Yİ SEÇTİ Saat 11’de başlayan etkinlik öncesinde programa destek veren; PERPA A Blok Başkanı Hasan Sezgin, Perpa B Blok Başkanı Başkanı Mithat Yümlü, ÖRSAD Başkanı Fikri Kurt, MESİAD Başkanı Yusuf Gecü, Kırkpınar Ağası Seyfettin Selim, İşadamı Muzaffer Gülbay ve Armatör Tahir Kıran Darülaceze Başkanı Hamza Cebeci tarafından Başkanlık makamında ağırlandılar.
YABANCI DİL EĞİTİMLERİ
Bir ekibiz Biz bilgiyi ve deneyimi paylaşan eğitimcileriz. Biz eğitim programlarımızdan yararlanan tüm katılımcılarımızın en üst düzeyde faydayı sağlamaları için çalışan danışmanlarıyız. Biz kişiye ve kuruma özel programlar sunan eğitim danışmanlarıyız . Biz Miracoloyuz.. Detaylı Bilgi için ; http://www.miracoloegitim.com/
Tunceli Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, 27 Eylül 2018 Perşembe günü Perpa’ya Geliyor.
27 Eylül Perşembe Günü Saat: 17:00’de Başkan Fatih Mehmet Maçoğlu, Ovacık Doğal ürünler kermesinin açılışını yapacak. Kermes bir hafta süre ile açık kalacak olup Nohut, Kuru Fasulye, Bal, Pekmez gibi tüm ürünleri Perpa’dan temin edebilirsiniz. Yine aynı gün saat: 17.30’ da Fatih Mehmet Maçoğlu, Erdal Emre’nin yazdığı, ”Ovacık’tan Yeşeren Umut, Komünist Başkan” adlı kitabını imzalayacak. Saat:19.00’ da Perpa A Blok Konferans Salonu’nda Fatih Mehmet Maçoğlu ile ”Belediyecilikte bir başarı öyküsü: Ovacık Deneyimi” konulu söyleşi gerçekleşecek. Perpa Sanayici ve İş Adamları Derneği, PERSİAD’ın düzenlediği etkinlik için 0212 222 38 13 nolu telefondan detaylı bilgi alabilirsiniz. Perpa Ticaret Merkezi’ne İstanbul’un her yönünden metrobüs ile en fazla 30 dakikada ulaşabilirsiniz. Fatih Mehmet Maçoğlu, laborant ve Ovacık belediye başkanı. 2014 Türkiye yerel seçimlerinde Türkiye Komünist Partisi’nden aday olarak seçilen Maçoğlu Türkiye’nin ilk TKP’li belediye başkanıdır. Maçoğlu, Türkiye Komünist Partisi ile Demokratik Haklar Federasyonu’nun seçimdeki ortak adayı idi. Ovacık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Hakkında Bilgiler, Sınırlı sorumlu ovacık 94 mahallesi tarımsal kalkınma kooperatifi daha önce OVACIK BELEDİYESİ’NİN sürdürmüş olduğu doğal tarımsal üretim çalışmalarının üretimdeki örgütlü alanıdır. Öncelikli amacımız emeği ve doğayı değersizleştiren devlet ve sermayenin tükettiği kolektif bilinci, üretim aşamasında yeniden diriltmek, dayanışmayı sağlamak ve doğayı koruyarak insanları sağlıklı gıdayla buluşturmaktır. Bu sistem içinde gıda egemenliğini tek başına kapitalizme bırakırsak sağlıklı gıdanın hayal olacağını bilmemiz gerek. Çünkü kapitalizm üreticilere kullanması gereken tohumu, ilacı, kimyasal gübreyi, fiyatı dayatır ve de çiftçiyi kendine bağımlı hale getirir. Biz gıdada ki endüstriyel üretim tarzına karşı geleneksel üretimi savunuyoruz ve sisteminin merkezine üretici ile tüketiciyi koyuyoruz. Aracı ve tüccarları aradan çıkarıyoruz, üreticiden tüketiciye ulaştırıyoruz. Tüketici tükettiği gıdanın hangi şartlarda, nasıl ve nerede üretildiğini bilmesi gerektiğini savunuyoruz. Endüstriyel tarımda maalesef bu mümkün değil ve zaten endüstriyel tarımın böyle bir derdi de yok ve asla da olmayacak. Kooperatif olarak yalnızca kendi bölgemizdeki üreticilerin ürünlerini, yerinde denetimlerini yaparak alıyoruz. Endüstriyel üretim karşı kolektif üretimi, endüstriyel pazarlamaya karşı dayanışma odaklı pazarlamayı savunuyoruz. Gıdalara ilişkin mevcut hijyen yasa ve yönetmelikleri, çiftçileri gıda zincirinin üretim halkası haricindeki tüm halkalarından dışlamayı amaçlıyor. Çok uluslu süpermarket zincirlerinin tercihlerine göre düzenlenen bu hukuk sistemi, çiftçilerin kendi ürünlerini işlemesini pratikte imkansız hale getirmenin yanında dağıtım kanallarının varlığını tehdit etmek suretiyle kasap, manav, bakkal gibi diğer küçük ölçekli alternatif işletmeleri de çok uluslu tarım şirketleri ve süpermarketlerin boyunduruğuna sokuyor. Günümüzde tüketici, besin değil ambalaj satın alarak, güzel ambalajlar içerisinde yer alan ancak sağlığı son derece tehlikeye atan, besleyici değeri neredeyse kalmayan ürünlere mahkum hale geliyor. İnsan ömrü, raf ömrüyle ölçülüyor. Endüstriyel tarım bunu gıda güvenliği ve hijyeni adı altında pazarlama ve reklam hileleri ile yapıyor. Kapitalist fiyat politikalarına karşı adil fiyat politikasını savunarak sağlıklı, organik gıdaya ulaşımı temel bir hak olarak görüyor ve üst sınıfların tekelinden çıkarıyoruz. Ürünlerimizin alış ve satış fiyatını üreticilerimizle beraber belirliyoruz. Asla sermaye oluşturma amacı taşımıyor, gelirimizi yalnızca kooperatif fonlarına aktararak toplumla paylaşıyoruz. Emeği sömürü alanı olarak değil , örgütleme alanı olarak görüyor, ağır işler hariç kadınlarımızı istihdam ediyoruz ve insanca bir yaşam için çalışanlarımızın haftalık çalışma saatlerini 39 saatle sınırlandırıyoruz. Mevsimlik çalışan işçilerimizin sgk girişlerini yaparak sosyal güvenliklerini sağlıyoruz. Hasadımızı , ürün eleme ve paketleme işlerini mümkün olduğunca elde yaparak iş imkanı yaratıyoruz. Bir bitkiyi ekerken diğer canlılarında o toprakta yaşam hakkı olduğunu savunuyoruz. Toprağımızı asla kimyasal gübre ve ilaçlarla kirletmiyoruz. Bakliyat paketlemede ambalaj olarak bez torba kullanıyoruz. Bez torbalarımızı Pülümür ve Ovacık ilçemizde kadınlarımıza yaptırıyoruz.
Kızılay ve Pergip Perpa’da aşure dağıttı.
Kızılay ve Pergip Perpa’da aşure dağıttı. Perpa A ve B Blok yönetimlerinin katkılarıyla yapılan etkinlikte yüzlerce kişiye aşure dağıtıldı. Muharrem Ayı ve Aşure Gününün Anlamı-Önemi Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Aşure Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Aşure Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır. Aşure Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresi’nin ikinci âyeti olan On geceye yemin olsun ifadelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz. Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Aşure’sine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir. Aşure kelime olarak Nurlu yaşamak anlamına gelir. Şehrullahi'l-Muharrem olarak meşhur olan, yani Allah'ın ayı Muharrem olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. Allah'ın günü, ayı ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz (sav) tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve bugünün kutsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir. Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kutsiyet ve bereketini bildirmektedir. Bugüne "Aşure" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on Peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunduğu içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir: Hz. Musa‘nın (a.s.) mucizesi ile Kızıl Deniz yarılarak Firavun ve ordusu Aşure Günü sulara gömülmüştür. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Aşure Gününde demirlemiştir. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Aşure Günü kurtulmuştur. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Aşure Günü kabul edilmiştir. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Aşure Günü çıkarılmıştır. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi Aşure Günü kabul edilmiştir. 8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur. Hz. İbrahim (a.s.) ateşten o gün kurtulmuştur. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. Kalem, Yerler ve Gökler, Cebrail a.s, Mikail a.s, İsrafil a.s, Azrail a.s, Âdem a.s, Havva annemiz AŞURE günü yaratılmıştır. Kıyamet AŞURE günü kopacaktır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in torunu Hz. Hüseyin Efendimiz Kerbela’da AŞURE Günü şehit edilmiştir. AŞURE GÜNÜ ORUÇ TUTMAK SÜNNETTİR Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki: Aşure günü oruçla geçiren, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi ecre nail olur. Bugünün fazlını arayın. Çünkü O, Allah’ın günlerin arasından seçtiği mübarek bir gündür. Kim bu günü oruçla geçirirse, Allah o kimseye, nezdinde bulunan melekler, peygamberler, şehitler ve salihlerin ecrini verir. Kim Aşure günü bir kişiye iftar ettirirse, tüm Ümmet-i Muhammedi iftar ettirmiş gibi ecre nail olur. Aşure sizden önceki Peygamberlerin bayramıdır. O günü oruçla geçirin. Aşure günü oruç tutun fakat bu hususta Yahudilere muhalefet edin, bir gün önce ve bir gün de sonra tutun.(Böylece 3 günü tamamlamış olursunuz). Aşure gününün orucu bir senelik günahlara kefarettir. Aşure günü kim bir gün oruç tutarsa Firdevsi Ala’ya varis olur. AŞURE GÜNÜ YAPILACAK İBADETLER Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Sıla-i rahimi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa’nın sevabı kadar ecre kavuşur. İlim öğrenmeli Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun bir kitap okumalıdır. Ayrıca Kur’an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı. Aşure günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer. Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud dağı kadar sevaba kavuşur. Çok selam vermeli. Aşure günü, on Müslüman’a selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur. Çoluk çocuğunu sevindirmeli. Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur. Gusletmeli. Aşure günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir. Çokça İhlâs Sûresini okumalı. Aşure günü kim bir kere İhlâs Sûresini okursa, Cenab-ı Hak o kimseye rahmet nazarı ile bakar. AŞURE GÜNÜ NAMAZ Kim AŞURE günü, sırf kıyamet gününde düşmanlarını razı etmek niyetiyle dört rekat namaz kılarsa, 1 rekatta:bir fatiha 11 ihlas 2 rekatta:bir fatiha,üç kafirun ve 11 ihlas 3 rekatta:bir fatiha,bir tekasür(elhakümüttekasür) ve 11 ihlas 4 rekatta: bir fatiha,üç ayetel kürsi ve 25 ihlas okursa Allahü Teala, o kimseyi kabrin bütün korkunç hallerinden kurtarıp,kıyamette de hasımlarını kendinden razı eder. Yine Aşûre gününe mahsus olmak üzere Teheccüdde, öğle ile ikindi arasında veya kuşluk vaktinde 4 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 50 İhlâs-ı şerîf okunur. Namazdan sonra: 70 İstiğfâr-ı şerîf, 70 Salevât-ı şerîfe, 70 defa: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“ okunur. Namazdan sonra 100 defa: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ ve mâ beynehüm minen-nebiyyîne vel-mürselîn. Salevâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn duası okunarak bütün İslam âlemi için dua edilir. AŞURE GÜNÜ DUA "Sübhânallâhi mil'el mîzân. Ve müntehel-ılmi ve mebleğar-rızâ ve zinetel-arş" "Allahumme mâ amiltü min amelin fî hâzihis-seneti mimmâ neheytenî anhü ve lem terdahû ve lem tenhehû, ve hamilte annî ve afevte ba’de kudratike alâ ukûbetî ve deavtenî ilet-tevbeti ba’de cür’etî alâ ma’sıyyetike, Allahümme innî estağfiruke minhü fağfirhü lî, ve mâ amiltü fîhâ mimmâ terdâhü ve ve’adtenî aleyhis-sevâbe, fetekabbelhü minnî velâ takta’ racâî minke yâ kerîmü." “Allah’ım bu sene içerisinde işlediğim ve beni sakındırdığın şeylerden sakınmadığım, razı olmadığın ve hoşlanmadığın şeyler işledimse beni affeyle. Bana yüklediğin vazifelerden dolayı beni affettin ve beni tevbeye çağırdın, çeşitli günahlar yaptıktan sonra tevbemi kabul buyurdun. Allah’ım Sana istiğfar ederim, Senden bağışlamanı isterim. Beni bağışla, razı olduğun amellerden işledimse bana vaad ettiğin sevabı benden kabul et. Umudumu Senden kesme Kerîm olan Allahım.”
Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç Perpa Kahvaltısı
Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç Perpa Kahvaltısı. Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, Yapder ve Perpa Yönetimlerinin düzenlediği kahvaltıya katıldı. EGD Başkanı Celal Toprak’ın moderatörlüğünde yapılan toplantıda Başkan Fazlı Kılıç, Kağıthane Belediyesi olarak yaptıkları çalışmaları anlattı. Perpa A ve B Blok yönetimlerinin ev sahipliğinde Sera Restaurant‘ta yapılan kahvaltıya, Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin, Perpa B Blok Sayman Üyesi Hacı Demir, iki blok yönetim kurulu üyeleri Dursun Tekin, Cemil Haberdar, Erol Kartal ve Osman Arman katıldılar. Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç Perpa Kahvaltısına iş camiasından Mutlusan Elektrik’in sahibi Mustafa Kaçmaz, Çağrı Elektrik Genel Müdürü Fikret Akbıyık, Zuhal Mansfield/ TMG Madencilik, Güvenilir Ürün Platformu Genel Sekreteri Elif Aktepe, Saffet Kaya / Kayapı, Tarık Yılmaz / Beta İş Güvenliği, Binali Keleş / Akademi Grup, Hasan Tuna / Doğa Gıda, Av. Yüksel Can / ACG Danışmanlık, Ahmet Tevfik Cesur / Megasan, Nil Yıldızalp / Ada Bilişim, Kasım Tunç / Beyaznet A.Ş., Zehra İkseleyen / Stop Güvenlik, İsmail Ataş / Birikim Pilleri, Can Ersan / Ersan Mühendislik katıldılar. Fazlı Kılıç Perpa Kahvaltısı Basın Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç Perpa Kahvaltısı na sivil toplum örgütleri ve basından, Aydın Ağaoğlu / Tüketici Başvuru Merkezi, Gülbey Sezgin / ERSİAD Başkanı, Recep Ercan / Aydınlık Gazetesi, Önder Barlas / Kayra Medya, Serpin Alparslan / Ulusal TV, Onur Avcı / Yeni Siyaset Kültürü Derneği, Çetin Ünsalan / KRT TV katıldılar.
PERPA Kapalı Otoparkına Vale Hizmeti Alımı
VALE HİZMET SÖZLEŞMESİ 1.TARAFLAR Sözleşmede “hizmet alan” sıfatına haiz ve kısaca “PERPA ÜST KURUL” olarak anılacak olan, PERPA Ticaret Merkezi Üst Kurul Genel Müdürlüğü K.2 No: 95/A Okmeydanı/Şişli İstanbul adresinde mukim PERPA Ticaret Merkezi Kat Malikleri Yöneticiliği Temsilciler Üst Kurulu. Sözleşmede “HİZMET VEREN” olarak anılacak İSTANBUL” adresinde mukim …………………………..arasında aşağıdaki koşullarda akdedilmiştir. PERPA ÜST KURUL ve HİZMET VEREN bundan sonra ayrı ayrı “Taraf” ve birlikte “Taraflar” olarak anılacaktır. 2. SÖZLEŞMENİN KONUSU İşbu sözleşmenin konusu; HİZMET VEREN’in 6+1 kalifiye personelinin PERPA ÜST KURUL’un göstereceği otoparkta PERPA ÜST KURUL’un belirlediği standartlara ve kurallara uygun olacak şekilde PERPA’ya gelen müşterilere ve abonelere vale hizmeti verilmesi ile ilgili esasların belirlenmesidir. 3. HİZMET VERENİN SORUMLULUKLARI 3.1. HİZMET VEREN, otopark konusunda tecrübeli kalifiye eleman istihdam etmekle yükümlüdür. 3.2. HİZMET VEREN’ in işyerinde görevlendireceği personelin tüm ücret, yıllık izin ücreti, kıdem ve ihbar tazminatı ve İş kanunu, Sosyal Güvenlik Kanunu ve Vergi Usul Kanunu vs. açısından tüm diğer yasal yükümlülükleri HİZMET VEREN’in sorumluluğundadır. 3.3. HİZMET VEREN, görevlendireceği personelin işçi sağlığı ve güvenliği açısından gerekli her türlü eğitimi vermekle yükümlüdür. 3.4. HİZMET VEREN, görevlendireceği sabit personeline ilişkin işçi özlük dosyalarını eksiksiz olarak tutmak ve PERPA ÜST KURUL’un talep etmesi halinde bu belgeleri sunmakla yükümlüdür. 3.5. HİZMET VEREN referans kontrolü yapmadan ve herhangi bir yüz kızartıcı suçtan hükümlü olmadığına dair adli sicil belgesini getirmemiş hiçbir personeli kesinlikle görevlendirmeyecektir. 3.6. HİZMET VEREN, görevlendireceği personeli ile ücret ve sosyal sigorta bildirimleri ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirdiğini, ilgili personelin imzalı maaş bordro fotokopilerini ve aylık SGK bildirgelerinin bir kopyasını iletmek suretiyle ispat etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde, HİZMET VEREN, PERPA ÜST KURUL’un ödeme ile ilgili yükümlülüklerini gereken belgeler temin edilene kadar yerine getirmeyeceğini ve bu sebepten dolayı PERPA ÜST KURUL’dan hiçbir şekilde vade farkı talep edemeyeceğini peşinen kabul ve beyan etmiştir. 3.7. HİZMET VEREN, görevlendireceği personelin kişisel bakım ve hijyenine, el, yüz, tırnak, sakal bakımına azami özen göstermesini sağlamakla yükümlüdür. HİZMET VEREN, aynı zamanda görevlendireceği personelin PERPA ÜST KURUL hizmet standartlarına, dahili yönetmeliklerine ve Personel El Kitabında yazılı kurallara uyması için azami özen gösterecektir. 3.8. HİZMET VEREN, görevlendireceği personelin PERPA ÜST KURUL’ un çalışanları ve yöneticileri ile düzeyli ve olumlu bir iş ilişkisi içerisinde çalışmasını temin edecektir. HİZMET VEREN, personeli görevlendirildikleri süre içinde PERPA ÜST KURUL müdürü ve diğer amirleri tarafından verilecek olan talimatları eksiksiz olarak yerine getirmekle yükümlü olacaktır. HİZMET VEREN, bunu temin etmekle yükümlüdür. 3.9. HİZMET VEREN, PERPA ÜST KURUL’un onaylamadığı hiçbir personeli görevlendirmeyecektir. Ayrıca PERPA ÜST KURUL’un memnun olmadığı personeli bildirecek ve değiştirilmesini talep edecektir. HİZMET VEREN, PERPA ÜST KURUL tarafından değişimi talep edilen personeli bir daha görevlendirmeyecek ve en geç 2 gün içinde bu personelin yerine kalifiye başka bir eleman tahsis edecektir. 3.10. HİZMET VEREN, PERPA ÜST KURUL tarafından yazılı olarak iletilen talepler, yazılı olarak onaylayacak, onaylamış olduğu hizmetin aksamaması için de azami özen gösterecektir. 3.11. HİZMET VEREN PERPA ÜST KURUL’un ofis çalışma saatleri haricinde ortaya çıkan son dakika ihtiyaçlarının karşılanabilmesini sağlayabilmek maksadıyla, görevlendirebilecek nitelikte birkaç personelin iletişim bilgilerini PERPA ÜST KURUL’a iletecektir. 3.12. HİZMET VEREN, görevlendireceği personelin, disiplin suçları hükümlerine ve sözleşmede belirtilen şartlara uygun olarak çalışmalarını sağlamak ve bununla ilgili gereken her türlü denetimi düzenli olarak yapmakla ve personeline periyodik eğitim vermekle yükümlüdür. 3.13. HİZMET VEREN, işbu sözleşme kapsamında PERPA ÜST KURUL’a vereceği hizmetler için aylık fatura düzenleyecektir. 3.14. HİZMET VEREN’ce PERPA ÜST KURUL’un işyerinde görevlendirilecek otopark personeli dini bayram, hafta sonu ve resmi tatil günlerinde kurum yetkililerinin belirlediği izin planına uyarak çalışacaktır. 3.15. HİZMET VEREN elemanları tarafından işyeri girişinde teslim alınan müşteri otomobili, uygun bir alana park edildikten sonra, müşterinin talebi üzerine işyeri çıkışında kendisine teslim edilir. Teslim alma ve teslim etme aşamalarında bu iş için özel olarak düzenlenmiş olan fiş ve belgeler karşılıklı imza ile tanzim edilir. HİZMET VEREN, sözleşme konusu işi, azami müşteri memnuniyetini sağlayarak, en az riskle yerine getirmeyi taahhüt eder. 3.16. HİZMET VEREN tarafından her gün düzenli olarak verilecek vale hizmeti sonrasında günlük rapor düzenlenecek ay sonunda o aya ait günlük raporların icmali PERPA ÜST KURUL’a verilecektir. 3.17. HİZMET VEREN iş bu sözleşme kapsamında görevlendireceği personelin işi ifası sırasında, kendisine park etmek ve sair amaçlarla teslim edilen araçların ihmal, dikkatsizlik, tedbirsizlik, kasıt vb. sair sebeplerle zarara uğraması halinde (aracın çalınması, aracın kazaya uğraması, kaportasında çiziklerin, eziklerin oluşması, lastik ve camlarının zarar görmesi, içinde bulunan eşyaların çalınması, anahtarının kaybolması vb. her türlü zarar ve ziyandan doğabilecek hukuki ve cezai müeyyidelerden (maddi ve manevi tazminat davaları, ceza davaları vs) doğrudan doğruya HİZMET VEREN sorumludur. Bu konularda PERPA ÜST KURUL’ a atfedilebilecek hiçbir cezai ve hukuki mesuliyet yoktur. Ayrıca HİZMET VEREN hiçbir ihbar ve ikaza gerek kalmaksızın lüzumlu bütün emniyet tedbirlerini alma ve kazadan korunma usul ve çarelerini işçilerine öğretmekle mükelleftir. Bu itibarla taahhüdün ifasında, tedbirsizlik, ihmal, dikkatsizlikten, ehliyetsiz işçiler kullanmaktan veya herhangi bir sebeple vuku bulacak iş kazalarından ve her türlü zarar ve ziyandan doğabilecek hukuki ve cezai müeyyidelerden (maddi ve manevi tazminat davaları, ceza davaları vs) doğrudan doğruya HİZMET VEREN sorumludur. Bu konularda PERPA ÜST KURUL’a atfedilebilecek hiçbir cezai ve hukuki mesuliyet yoktur. HİZMET VEREN elemanlarının PERPA ÜST KURUL’ a, müşterilere, abonelere veya sair 3 kişilere ait makine, araç, malzeme vb. demirbaşlar ile 3. Şahısların can ve mal güvenliklerine karşı gerek işin görülmesi esnasında gerekse işin görüldüğü mahalde iş esnasında meydana getirdiği zarar ve hasarlardan dolayı doğabilecek her türlü hukuki ve cezai müeyyidelerden doğrudan doğruya HİZMET VEREN sorumludur. Bu konularda PERPA ÜST KURUL’ a atfedilebilecek hiçbir cezai ve hukuki mesuliyet yoktur. HİZMET VEREN sözleşme kapsamından doğacak ve özellikle bu maddede zikredilen, çalınma, kazaya uğrama, kaybolma, bir hasar veya zararın meydana gelmesi ve benzeri zararları karşılamak üzere sigorta yaptırmakla yükümlüdür. 4. PERPA ÜST KURUL’UN SORUMLULUKLARI 4.1 PERPA ÜST KURUL sözleşme süresince işyerinde bu hizmeti yerine getirmek için aynı işi yapan başka firma ile sözleşme yapmayacaktır. 4.2. PERPA ÜST KURUL, HİZMET VEREN tarafından kesilen hizmet faturalarını; HİZMET VEREN’ in işbu sözleşmede belirtilen yükümlülükleri yerine getirmiş olması kaydı ile; fatura ibrazından itibaren 7 ( yedi ) iş günü içinde HİZMET VEREN’in hesabına havale edecektir. 5. ÖDEME 5.1. İşbu sözleşme süresince PERPA ÜST KURUL, HİZMET VERENE sözleşme konusu hizmet karşılığında; (ücret, yemek, yol, yazlık ve kışlık kıyafet bedeli de dahil olmak üzere) 1 çalışan için……………….TL+ KDV her ay fatura karşılığı ödeme yapacaktır. Sözleşme bedeli Personel sayısı üzerinden belirlenmiştir. Çalıştırılan kişi sayısı 6+1 altında ve üstünde olmayacak, izinli, raporlu vb. nedenler olsa dahi 6+1 in altına düşmeyecektir. PERPA ÜST KURUL’ un talebiyle çalışan sayısı artırılacak veya azaltılacaktır. 5.2. Aylık olarak belirlenen bu rakamda, işbu sözleşme boyunca devlet tarafından asgari ücrete yapılacak zam oranı dışında herhangi bir ad ve nam adı altında bir artış yapılmayacaktır. 6. SÖZLEŞMENİN SÜRESİ VE FESHİ 6.1. İşbu sözleşmenin süresi 01 Ekim 2018 – 31 Mayıs 2019 tarihleri arasında geçerli olacaktır. 6.2. Sözleşme 31 Mayıs 2019 tarihinde ayrıca bir ihtar ve merasime gerek kalmaksızın kendiliğinden sona erecektir. Sözleşme bitim tarihinden önce tarafların bildirimde bulunmamış olması sözleşmenin zımnen yenilendiği iddiasına esas teşkil etmez. Taraflar 8 ayın sonunda karşılıklı talep etmek suretiyle sözleşmeyi uzatma, yenileme hakkını haizdir. Bu durumda sözleşme süresi ve bedeli karşılıklı görüşmelerle yeniden belirlenecektir. 6.3. Taraflar sözleşme sona ermeden ve sözleşme dönemi içinde her zaman hiçbir sebep göstermeden 1 (bir) ay önceden yazılı bildirimde bulunarak tek taraflı olarak sözleşmeyi sonlandırabilirler. 6.4. Sözleşmenin haklı sebeplerle feshi hükümleri dışında yukarıda maddelerde de yazıldığı şekilde feshi halinde, taraflar birbirlerine herhangi bir tazminat ödemeyecektir. Sözleşme süresince PERPA ÜST KURUL tarafından HİZMET VEREN ’e teslim edilen demirbaşlar, sözleşmenin sonlanması durumunda PERPA ÜST KURUL’ a iade edilecektir. 6.5. Valeler hizmet verdiği kişilerden hiçbir suretle para talep edemez. Talep edildiğinin tespiti durumunda sözleşme PERPA ÜST KURUL tarafından tek taraflı olarak fesh edilir. 7. VERGİ, RESİM VE HARÇLAR İşbu sözleşmenin imzasından, sözleşme kapsamındaki işin ifasından doğan ve bu işe ait bilumum vergi, resim, harç ve sair giderler HİZMET VEREN’e aittir. HİZMET VEREN PERPA’ yı bilgilendirerek, bu tür gider belgelerinin birer suretlerini PERPA Ticaret Merkezi Kat Malikleri Temsilciler Üst Kurula iletmekle yükümlüdür. 8. GENEL HÜKÜMLER 8.1. İş bu sözleşmede yapılacak eklenti ve değişiklikler yazılı yapılması halinde hüküm ifade eder. 8.2. Sözleşmenin bir ya da birden fazla maddesinin mahkeme ya da diğer bir yetkili kurumca geçersiz veya hükümsüz olduğuna karar verilmesi sözleşmenin tamamının geçerliliğini etkilemez. Böyle bir halde taraflar bir araya gelerek iradelerine en uygun olan yeni bir düzenleme ile boşluğu doldururlar. 8.3.Tarafların hükümet ve resmi makamların, harp, ayaklanma, mülki hakların kullanılmaması, grev ve lokavt halleri, doğal afet vs. mücbir sebepler sayılabilecek sebepler neden ile yükümlülüklerini kısmen veya tamamen yerine getirmemesi durumunda taraflar birbirlerini sorumlu tutmayacaklardır. 8.4. HİZMET VEREN iş bu sözleşmeden doğan yükümlülükleri ile hak ve alacaklarını PERPA ÜST KURUL’un yazılı onayı olmaksızın üçüncü kişilere devir ve temlik edemez. 8.5. Tarafların işbu sözleşmenin 1. maddesinde belirtilen adresleri yasal tebligat adresleri olup, adreslerde olabilecek değişiklikler karşı tarafa değişiklikten itibaren en geç 3 iş günü içinde yazılı olarak bildirilecektir. Aksi takdirde bu adreslere yapılan tebligatlar muhatabına yapılmış sayılacaktır. 8.6.Taraflar, işin yerine getirilmesi dışında kalan gizli bilgileri dolaylı veya doğrudan üçüncü şahıslara açıklamayacak, vermeyecek ve kullanmayacak ve kullandırmayacaktır. Bilgileri sağlayan tarafça gizli olmadıkları bildirilmediği sürece tüm bilgiler gizli tutulacaktır. Gizli bilgiler alınmalarından itibaren on yıl süre ile gizli tutulacaktır. 8.7. İş bu sözleşmeden doğabilecek her türlü anlaşmazlığın çözümünde İstanbul Çağlayan Mahkemeleri ile İcra Daireleri yetkili kılınmıştır. Sekiz maddeden oluşan bu sözleşme toplam 2 nüsha olarak / / 2018 tarihinde düzenlenerek taraflarca okunarak karşılıklı olarak imza altına alınmıştır. İşveren Hizmet Veren PERPA Ticaret Merkezi Kat Malikleri Yöneticiliği Temsilciler Üst Kurulu PERPA TİCARET MERKEZİ VALE HİZMETLERİ İHALESİ İDARİ ŞARTNAMESİ 1- İHALE KONUSU: İhalenin konusunu, PERPA TİCARET MERKEZİ KAT MALİKLERİ YÖNETİCİLİĞİ TEMSİLCİLER ÜST KURULU otoparkında ekli sözleşmede yazılı koşullarla vale hizmeti verilmesi işidir. 2- İHALE TARİHİ: İhaleye katılmak isteyen kişiler (YÜKLENİCİ/HİZMET VEREN) en geç 26.09.2018 günü saat 17.00’e kadar kapalı zarf tekliflerini Perpa Üst Kurul Müdürlüğüne teslim edeceklerdir. 3- İHALEYE GİREBİLME ŞARTLARI: Kanuni İkametgahı olması. Türkiye’de tebligat için adres göstermesi. Ticaret ve/veya sanayi Odası Faaliyet Belgesi vermesi.(2018 tarihli) Gerçek kişi olması durumunda, ilgilisine göre, Ticaret, Sanayi Odası veya Esnaf ve sanatkar siciline kayıtlı olduğunu gösterir belge, Tüzel kişi olması durumunda, tüzel kişiliğin siciline kayıtlı olduğu Ticaret veya Sanayi odasından veya idare merkezinin bulunduğu yer mahkemesinden veya benzeri bir makamdan, ihalenin yapıldığı yıl içinde alınan, tüzel kişiliğin sicile kayıtlı olduğuna dair belge İmza sirküleri vermesi, Gerçek kişi olması halinde noter tasdikli imza sirküleri. Tüzel kişi olması halinde, tüzel kişiliğin noter tasdikli imza sirküleri. İstekliler adına vekaleten ihaleye katılıyor ise, istekli adına, teklifte bulunacak kişilerin vekaletnameleri ile vekaleten iştirak edenin noter tasdikli imza sirküleri vermesi, Referans listesi (Benzer büyüklükte ve kapasitede işler yaptıklarına dair ayrıntılı referans) Perpa Üst Kurul Müdürlüğü tarafından kaşelenmiş ve tasdiklenmiş şartname ve sözleşme örneği teklif dosyasında bulundurulacaktır. Türkiye genelinde SGK’na prim borcu bulunmadığına dair yetkili merciden alınmış belge. 4- İHALEYE KATILAMAYACAK OLANLAR: 4734 sayılı kanun, 4735 sayılı kanun ve ilgili diğer kanunlardaki hükümler gereğince geçici ve sürekli olarak kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanmış olanlar ile 3713 sayılı Terörle mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan ve organize suçlardan dolayı hükümlü bulunanlar. 5- FİYAT VE TEKLİF VERME ŞEKLİ: 3. Madde de yazılı olan belgeler Yeterlilik dosyası olarak bir dosya halinde verilecektir. Teklif kapalı ve yukarıda sayılan diğer eklerdenayrı bir zarf içinde verilecektir. Önce Yeterlilik dosyası incelenecek olup yeterlilikleri uygun bulunanların fiyat teklif zarfı açılacaktır. Yeterlilik dosyası uygun bulunmayanların teklif zarfları açılmayarak teklifte bulunana iade edilecektir. 6- TEMİNATA İLİŞKİN ESASLAR: Kesin teminat olarak kabul edilecek değerler aşağıda gösterilmiştir. Tedavüldeki Türk parası Bankaların verecekleri süresiz ve kat’i teminat mektupları. 7- SÖZLEŞME SÜRESİ: Sözleşmenin süresi 01.10.2018 tarihinde başlamak ve 31.05.2019 tarihinde sona ermek üzere toplam 8 aylıktır. 8 ayın sonunda ayrıca bir ihtar ve merasime gerek kalmaksızın sözleşme kendiliğinden fesih olur. Taraflar 8 ayın sonunda karşılıklı talep etmek suretiyle sözleşmeyi uzatma, yenileme hakkına haizdir. Bu durumda sözleşme süresi ve bedeli karşılıklı görüşmelerle yeniden belirlenecektir. 8- VERGİ, RESİM VE HARÇLARLA, SÖZLEŞME GİDERLERİNİN ÖDENMESİ: İhale ve sözleşmeye ait bütün vergi, resim ve harçlarla, sözleşme giderleri yükleniciye aittir. 9- İŞVERENİN YETKİSİ: Kapalı zarfla teklif alma suretiyle yapılan ihalede, teklifleri inceleme ve değerlendirmeye yetkili organ, Perpa Ticaret Merkezi Kat Malikleri Yöneticiliği Temsilciler Üst Kurulu adına hareketle Yönetim Kurulu veya bu konuda yetki verdiği kişilerdir. Yönetim, ihaleyi yapıp yapmamakta veya dilediğine yapmakta ve en uygun bedeli saptamakta serbesttir. (Yapılacak ihale, Devlet İhale Kanununa tabi değildir.) Teklifi kabul edilen, ihale üzerinde kalan şahıs veya şirket, bildirimi takiben 3 gün içinde, sözleşme imzalamaya ve işe başlamaya mecburdur. Bu mecburiyete uyulmadığı takdirde, adına yapılan ihale feshedilir. 10- KESİN TEMİNAT: İhale üzerinde kalan istekliden 25.000-TL (Yirmibeşbintürklirası) nakit veya süresiz ve kesin banka teminat mektubu kesin teminat olarak alınacaktır. Kesin teminat sözleşmenin imzalanması ile birlikte Perpa Ticaret Merkezi Kat Malikleri Yöneticiliği Temsilciler Üst Kuruluna teslim edilecektir. 11- TAAHHÜDÜN YAPILMAMASI: Sözleşme yapıldıktan sonra, yüklenicinin/hizmet verenin taahhüdünden vazgeçmesi veya taahhüdünü sözleşme ve şartname hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi üzerine, işverenin en az 3 gün süreli ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi halinde, ayrıca protesto çekmeye ve hüküm almaya gerek kalmaksızın kesin teminatı gelir kaydedilir ve sözleşme tek taraflı olarak feshedilir. 12- İHTİLAFLARIN ÇÖZÜM ŞEKLİ: Bu şartnamenin ve yapılacak sözleşmenin uygulanmasından doğacak ihtilafların hallinde, İstanbul Mahkemeleri ve icra Daireleri yetkilidir.
Ahilik Haftası Kutlu Olsun.
Bu yıl 17-23 Eylül tarihleri arası ”Ahilik Haftası” olarak, tüm Türkiye’de esnaf, tacir ve sanayicilerimiz tarafından kutlanmaktadır. Ahilik Haftası nedeniyle, Perpa Ticaret Merkezi’ne İstanbul Valiliği’nin, ahiliği anlatan onlarca afişi ve Perpa Girişine esnafın ahilik haftasını kutlayan pankartlar asıldı. Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Ahi kelimesi Arapça’dır ve “kardeş/ kardeşim” demektir. Ancak bazı araştırmacılar, Ahi sözcüğünün Türkçe’de cömert, eliaçık, yiğit anlamına gelen “akı” sözcüğünden geldiğini ileri sürmektedirler. Anadolu’da Türk kurum ve terimlerinin fazlalaştığı bir dönemde “akı”nın, Arapça “kardeşim” anlamına gelen “ahi”ye dönüştüğü sanılmaktadır. Orta Asya’da hüküm süren Oğuz Yabguluğu yıkılınca Oğuz Türkleri yavaş yavaş Selçuklu egemenliği altına girerek Anadolu’ya göç etmeye başladı. Ekseriyeti göçebe olan Oğuzlar, kopup geldikleri Orta Asya şartlarına benzediği için daha çok Orta Anadolu kırsalını mesken olarak tercih ettiler. İslam dini, yerleşik hayatı gerekli kılıyordu. Göçebe Türkmenlerin İslâmlaşma sürecini hızlandırmak, Anadolu’yu Türk yurdu haline getirmek, şehirlerde yaşayan Rum ve Ermeni tacirleriyle rekabet edebilmek amacıyla Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi teşkilâtının Anadolu’da yayılmasına çalıştı. Bu açıdan Anadolu’da Ahiliğin şekillenmesinin ve köylere kadar teşkilatlanmasının politik ve sosyo ekonomik bir hedef çerçevesinde gerçekleştiği görülür. Bu hareket Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik, hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenme olarak gelişti. Ahilik Anadolu’nun Türkleşmesini sağladı. 1.Ahilik, Anadolu’da köylere kadar yayılarak Anadolu’nun daha kısa sürede Türkleşip İslamlaşmasını sağlamıştır. 2.Göçebe Türkmenler yerleşik hayata geçirilerek hem İslami uyum kolaylaşmış, hem de Türk şehirciliği hız kazanmıştır. 3.13. Yüzyıl’ın ikinci yarısına kadar çoğunlukla gayrimüslimlerin Türk olmayan yerli halkın elindeki sanat ve ticaret işlerine Müslüman Türkler de katılmış ve hızlanma kazandırmıştır. 4.Türk esnaf ve sanatkarları arasında sağlanan dayanışma ve yardımlaşma sayesinde Ahilik önemli bir güç haline gelmiş, hız kazanmış, asayişin bozulduğu zamanlarda (örneğin Moğol İstilası) kendi otoritesini yürütmüştür. 5. Dini ve ahlaki yapı korunmuştur. Ahiliğin kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik, iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. KAYNAKLAR 1) Rıhle-i İbni Battuta; sh. 185 2) Şakayık-ı Nu’maniyye Tercümesi (Mecdi Efendi); sh. 33 3) Âşıkpaşazade Tarihi 4) Rehber Ansiklopedisi; cild-1, sh. 115 5) İslam Âlimleri Ansiklopedisi; cild-8, sh. 69 6) El-Fusul-ül-müntehabe min asar-il-futüvvet-it-Türkiyye vel-islamiyye (M. Cevdet, İstanbul-1922) 7) İslam Tarihi Ansiklopedisi; cild-1, sh. 201
Yeni eğitim - öğretim yılı bugün başladı.
Yeni eğitim öğretim yılının ilk ders zili çaldı. 18 milyon öğrenci, 3 aylık yaz tatilinden sonra dersbaşı yaptı. 2018-2019 eğitim öğretim yılı bugün başladı. Açık öğretim öğrencileri dahil, resmi ve özel okullardaki 17 milyon 749 bin 876 öğrenci ve 1 milyon 75 bin 196 öğretmen bugün ders başı yaptı. SÖMESTR TATİLİ 18 OCAK'TA BAŞLAYACAK Yeni eğitim ve öğretim yılı birinci kanaat dönemi, 18 Ocak 2019 Cuma sona erecek. Yarıyıl tatili, 21 Ocak-1 Şubat 2019 tarihlerinde yapılacak. İkinci kanaat dönemi ise 4 Şubat 2019 Pazartesi başlayacak ve 14 Haziran 2019 Cuma tamamlanacak. ÜCRETSİZ DERS KİTAPLARI DAĞITILDI Eğitim yılının ilk gününde İstanbul ve Adana’da toplu taşıma ücretsiz. İstanbul’da 06.00 ile 14.00 saatleri arasında toplu taşımada ücret talep edilmiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) verilerine göre tüm düzeylerdeki öğrencilerin ders kitapları okullara ulaştırıldı. Buna göre 141 milyon 722 bin 460 ders kitabı eğitim kurumlarına dağıtıldı. ÖĞRENCİLERE GÖZ TARAMASI Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın dün yaptığı açıklamaya göre, okula yeni başlayan 1 milyon 250 bin öğrenciye göz taraması yapılacak. TRAFİK OLUŞTU 2018-2019 eğitim-öğretim yılının başladığı ilk gün İstanbul trafiğinde sabah saatlerinden itibaren yoğunluk başladı. Özellikle köprü girişleri ve köprüye bağlantı yollarında trafik durma noktasına geldi. DESTEKLEME KURSLARI İÇİN BAŞVURULAR BAŞLIYOR Milli Eğitim Bakanlığı’nca (MEB), öğrenci ve mezunlar için ücretsiz açılacak destekleme ve yetiştirme kurslarının birinci dönem öğrenci başvuruları 17-23 Eylül 2018’de, ikinci dönem başvuruları 11-17 Şubat 2019’da, 3. dönem başvuruları ise 24-30 Haziran 2019’da alınacak. Birinci dönem kursları 1 Ekim 2018’de, ikinci dönem kursları 25 Şubat 2019’da, yaz dönemi kursları da 8 Temmuz 2019’da başlayacak.
Ağızdaki bakterilerden ve kötü nefesten kurtulmanın 6 yolu
Ağız kokusunu gidermenin 6 pratik yolu Yapılan bir araştırmaya göre, insanların % 35 ila %45'i kötü nefes kokusuyla mücadele ediyor. Ve her yıl ağız hijyeni ürünlerine yaklaşık olarak 10 milyar dolar harcanıyor. Ancak evdeki malzemeleri kullanarak da ağız kokusundan kurtulabilirsiniz. Ağızdaki bakterilerden ve kötü nefesten kurtulmanın 6 yolu a. Doğal ağız gargaraları ve nefes tazeleyiciler kullanın. Nane yaprakları, kötü nefese karşı savaşır ve ağzınızı ferahlatır. * Karanfil, kakule ve rezene tohumu gibi baharatlar, ağız kokusuyla savaşmak için mükemmeldir. * Karbonat, hali hazırda temin edilebilen başka bir doğal gargaradır. Birdak suyun içine bir çay kaşığı karbonatı koyun ve gargara yapın. Alternatif olarak, ıslak diş fırçanızı karbonata batırıp dişlerinizi temizleyebilirsiniz. * Çemen otu yaprakları ile yapılan çay, antibakteriyel bir ağız spreyidir. Günde bir bardak içebilirsiniz. b. Günde en az 2 litre su tüketin. Su içmenin sağlığa birçok yararı vardır ve kötü nefeslerden kaçınmak bunlardan sadece bir tanesidir. Tükürük bakteri oluşumunu önler. Ağızdaki yetersiz nem ağız kokusuna neden olabilir. c. Dilinizi kazıyın. Diliniz kokulu bakteri için bir üreme alanı olabilir. Dişlerinizi fırçaladıktan sonra, bir dil kazıyıcı kullanabilirsiniz. ç.Dişlerinizi günde iki kez fırçalayın, bir kez diş ipi kullanın. Dişlerinizi günde 2 kez 2 dakika, diş ipini de en az bir kez kullanın. Yapılan bir çalışma kadınların sadece %55'inden azının günde iki kez fırçaladığını, erkeklerin ise oranının %49 daha düşük olduğunu gösteriyor. Fırçalama ve diş ipi kullanmak dişte biriken yiyecekleri ve kokuya neden olan bakterileri temizler. d.Sağlıklı diş etleri için. Bakteriler diş tabanlarında birikir ve koku oluştururlar. Diş etlerini sağlıklı tutmak için, florür içeren bir diş macunu kullanın. Sigara içmek bağışıklık sisteminizi zayıflatır ve diş etlerinin hasar gördükten sonra iyileşmesini daha da zorlaştırır. e. Meyve kabuğu çiğneyin. Limon veya portakal kabuğu çiğneyin. Bu, nefesinize sadece bir tazelik hissi vermekle kalmayacak, aynı zamanda içindeki sitrik asit diş çürümesine neden olan plak asitlerine karşı doğal olarak daha fazla salya üretmeye teşvik edecektir.
Türkiye'nin Arı Sevgi Elçisi
Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş: Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum. BUGÜN yine o gün... Yürünmemiş yollarda yürüyen kadınların günü. Yaratıcı, meraklı, önyargısız, algıları ultra açık kadınların günü. Ve tutturuk. İşte Yonca Tokbaş onlardan biri.Kafayı arılara takmış vaziyette. Yonca, bir hayata 4 ömür sığdırabilen arkadaşım. Arı gibi çalışkan, hızlı, üretken ve çok yönlü. Kendisinden başka canlıları koruma, canına can katma bilinci çok gelişmiş biri. Türkiye’nin maraton koşan ilk ve tek köşeyazarı. Çok renkli bir kişilik. “Global” ve “dünya vatandaşı” terimlerinin tam karşılığı. İnanılmaz bir enerjisi vardır, susmaz, gerçekten her şeyi bilir. İlaç prospektüsü gibidir. Ve sağlam kızdır, harbidir. Senelerdir koşuyor. Son dönemlerde arılar için de koşuyor. Ve her fırsatta, her yerde arıları anlatıyor. O, arı sevgisini Debra Roberts’dan öğrendi. Roberts, arılara gönül vermiş müthiş bir kadın. “Debra bana el verdi, ben de aldım!” diyor. Söz, Yonca Tokbaş’ta... - Yoncacım seni yakaladım, arıları soracağım... Yaşasın! En sevdiğim konu, hadi sor, sor... - Bizim “arı sevgimiz” pek gelişmiş değil... Neden? Çünkü korkuyoruz! İnsan tanımadığı, bilmediği, üstelik çocukluğundan itibaren etrafında herkesin korkuyla yaklaştığı, öldürmek için uğraştığı bir varlıktan korkar! Biz arıların varlık sebebini bilmiyoruz. Onları tanımıyoruz. Anlamıyoruz. Merak da etmemişiz. Neden sürekli tepemde vızıldayıp duruyorlar? Ne işe yarar bu can? - Sahi, ne işe yarar arılar? Arılar olmasaydı ne sen, ne ben, ne çocuklarımız, ne de geleceğimiz olurdu! O kadar ciddi bir varlık sebepleri var. Arılar yoksa, hayat yok! - Vayyyy! Arıların ateş böceklerinden, kelebeklerden ve diğer uçanlardan farkı ne peki? Tozlanmaya katkı sağlıyorlar. Yani bütün -bak bütün diyorum- besin kaynaklarımızın özünde, arıların emeği var. Yüzde 90 diyeyim daha kesin bir rakam olsun. Bugün ne yiyorsan, hatta ne içiyorsan arılar sayesinde onlar sofranda! Arılar olmadan olanlar da kimyasallar ve genetiğiyle oynanmış tohumlar, hormonlarla sofranda. - Desene, arıların değerini bilmiyoruz biz... Bu konuda sadece biz değil, bütün dünya eksik ve hatalı! Ama önemli olan hatanın bir yerinden dönmeye başlamak. Düşünsene, domates, salatalık, limon, portakal, muz, çilek artık aklına hangi meyve ve sebze geliyorsa, her birini hayata getiren arılar. Onlara hayat veriyorlar! Mesela domates çiçek açtığında sadece arıların bildiği bir zaman var. O zamanda arı geliyor, domatesin çiçeğine oturuyor ve yine sadece arıların bildiği bir “si” tonunda başlıyor vızıldamaya. Ne kadar zaman vızıldayıp, o çiçeği nasıl bir hızda titretmesi gerektiğini de bilen yine arı! İşte domatesin çiçeği üzerine ancak o arı konduğunda yerini domatese bırakıyor! Yoksa düşüyor ya da üzerinde kuruyor, domates olamıyor. - Büyülü bir şey bu anlattığın... Ben de çok etkileniyorum. Bu yüzden doğal domates üretimi için Çin’de “domates vibratörleri” yapılmış, düşün! İşçiler domatesin çiçeğine arı vızıltısı ve titreşimi veriyor, sadece bir tane üretsin diye. Çok çok acayip değil mi? Arı olmazsa badem yiyemezsin mesela. Bademin tek varlık sebebi arı! Yoksa kimyasala, hormona, ilaca mahkûmsun. Bu da şu demek: Arıyı kimyasallarla, ilaçlamayla hasta ettiğin şekilde sen de hastalanıyorsun. O yüzden onları hasta etmeyeceğimiz bir yol bulmalı... Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş: Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum Arı yoksa hayat yok! 4 yıllık ömrümüz kalır! - Şu anda yeryüzünde tek bir arı bile olmasa bu bizim hayatımızda ne tür bir değişikliğe yol açar? 4 yıllık ömrümüz kalır! - Oha! Valla. Üstelik bunu ben değil, Albert Einstein söylemiş. Dediği cümle aynen şu: “Arılar bu hızla ölmeye devam ederse insanlığın yaşayacak 4 yıl ömrü kalır!” Besin kaynaklarımız tükenirse birbirimizi yeriz. O kadar önemli, o kadar ciddi. Bak, biz burada konuşurken bulunduğumuz ortamda eminim en az trilyon arı çalışmakta. Bu arıların yaptığı seri üretimi ne sen, ne ben, ne koca dünya orduları birleşse bu hızda yapamaz. Ayrıca bu kadar korktuğumuz arıların harbiden bize bir gıcığı olsa, karar verip “Saldıracağız!” deseler, zaten inan bitmiştik! Tek dertleri var onların, güneşin doğuşundan batışına çalışıp bütün dünyaya hayat vermek, besin kaynaklarını var etmek... - Arılar yoksa devam edebilecek tek bir besin bile yok mu? Var. Sadece patates! Ama patatesle bir ömür geçmez! Türkiye’de insanlar böcek ilacı bağımlısı olmuş! - Peki, artık yavaştan bir “farkındalık” söz konusu mu? Evet. Amerika’da ve Avrupa’da bu konuda çok ciddi adımlar atıldı. Arıları koruma amaçlı yasalar çıktı. Böcek ve tarım ilaçlarının içinden ‘neonikotinoid’ denilen maddenin çıkartılmasına, asla kullanılmamasına karar verildi. Şöyle anlatayım: Arılar da can. Senin, benim gibi onların da kendi sağlık sorunları var. Grip oluyorlar, hastalanıyorlar ve bunlarla başetmeye çalışırken biz, insan denen en yok edici yaratık, gidip zamanlı-zamansız, bilinçli-bilinçsiz sürekli tepelerine ilaç sıkıyoruz. Öldürmek için savaş açıyoruz. Ve milyonlarca arı aynı anda ölüveriyor. Oysa o ilaçlamaya hiç ihtiyacımız yok. Bıraksak da arılar bizim doğamızı yeşertse, bereketlendirse... “Hızlı yeşerteceğim, çiçek açtıracağım, bir günde domatesi kafam kadar büyüteceğim!” diye açgözlülük yaparken hızla ölüme yaklaşıyoruz aslında! - Yani kendi elimizle kendi hayatımızın sonunu getiriyoruz... Aynen öyle! Benim gördüğüm, Türkiye’de insanlar böcek ilacı bağımlısı olmuş. Ben kokudan duramıyorum. O, “Bir şey olmaz zararı yok!” diyor. O kadar alışılmış o kokuya. Alıp içelim o zaman! Ya da parfüm diye sıkalım! İçindeki o neonikotinoid canımıza, sağlığımıza, toprağa, besine, arıya, hayata kastediyor! Acilen Türkiye’de de yasaklanmalı! Avrupa, Amerika, Avusturalya, Yeni Zelanda bu konuda çok ciddi önlemler aldı. Her yerde alınmazsa vay halimize! Ne olur, her türlü ilaçlamadan ve kimyasaldan uzak duralım... Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş: Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum Dünyayı kurtaracak toprağa ve arıya sahip bir ülkeyiz! - Gelelim Anadolu’ya... Anadolu’nun arı kolonileri açısından önemi ne? “Anadolu Arıları” benim projemin adı. Anadolu’nun arıları, dünyada her şeye rağmen sağlıklı kalabilmiş en kalabalık arı kolonileri. Bombus arılarımız kaçak olarak Kore’ye gönderiliyor. Kimsede bizimki gibi arı yok. Müthiş bir nesil. Dahası Anadolu, dünyanın en değişik, en çeşitli, en bereketli çiçek-bitki örtüsüne sahip. Anadolu her anlamda hayatın kalbi, anası. Dünyayı kurtaracak toprağa ve arıya sahip bir ülkeyiz. Kimse çıkıp bizim nelerimiz ne kadar iyi anlatmıyor. Bu verdiğim bilgiyi de ben Amerika’dan Debra Roberts’dan öğrendiğimde şok olmuştum. “Türkiye” demişti, “Arılar konusunda, arıların yaşamı için dünyanın en bereketli toprağı!” Ne olur bunun farkına varalım, kıymetini bilelim... Biz her gün milyonlarca arının emeğini çöpe atıyoruz “EVET, bal çok önemli bir besin. Şifa. Derman. İlaç. Ama arı yoksa bal da yok. İlk öncelik arı. Arı. Arı. Bal, arılar için de kendi öz besin kaynakları. Isınmak için ihtiyaçları var kovanda. Yani kovancı bütün balı alırsa arılar yine ölür. Sırf bal için arıdan olmak, kendini kalbinden vurup öldürmek! Ayrıca yeri gelmişken, bir tek arının bütün ömrünce güneşin doğuşundan batışına kadar on binlerce çiçek, binlerce kilometre katederek elde ettiği bal, bir çay kaşığının bir bölü 12’si kadar. Bir gıdım yani! Düşünsene, insanlar tabaklarına kovayla bal alıp, yemeyip bırakıyor. O tabağın kenarında kalan, kaşıkla lavaboda yıkanan bal binlerce arının ömürlük emeği! Ben alsam, senin ömrünün emeğini lavaboda yıkasam, çöpe atsam ne hissedersin? Biz her gün milyonlarca arının emeğini çöpe atıyoruz!” Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş: Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum En büyük hayalim Türkiye ve Ortadoğu’nun arı sevgisi elçisi olmak - “Arı dostu” şehirler mi var dünyada? Var. New York, Berlin, Paris. Bunlara her gün ekleniyor. Restoranlar, oteller var bu konuda çok ciddi farkındalık yaratan. Bu şehirlerde neonikotinoid kullanılmıyor. Belediyeler öyle kafalarına göre “Ay bu ne güzel çiçek!” diye dikim yapmıyorlar. Arılara besin kaynağı olacak bitkiler, çiçekler ekiyorlar. Parklarda arı otelleri var, konaklayabilsinler diye. Gökdelenlerde, evlerin balkonlarında kovana izin veriliyor. Paris belediye binasının tepesinde kovan var. Bal alındığında -arılara kalacak miktar bırakılıp- gerisi halka bedava veriliyor. Kırsal kesimlerde hunharca arı katliamına neden olan kimyasal ilaçlamalar yüzünden şehirler arılara sığınak oldu... - Sen bunu herkese anlatabilmek için neler yapıyorsun? Konuşmalar yapıyorum. Şirketlere, üniversitelere, kişilere, kurumlara... Instagram hesabımda, dost sohbetlerinde hep “arı sevgisi” anlatıyorum. Ayrıca “Anadolu Arıları – Arı Sevgisi” diye bir proje başlattım. TOG ile gençlere “Arı Sevgisi Eğitimi” veriyoruz. Gençler yeni projeler üretip, yerelde kendi projelerini anlatıp çoğaltıyorlar. Bugüne kadar 26 ilde inanılmaz işler başardılar. İlkokullara arı sevgisini anlatacak piyesler yazdılar, belediyelerin dikim yaptığı bitki ve ağaçları arıların sevdikleriyle değiştirdiler, çiftçilerle bilinçlendirme sohbetleri gerçekleştirdiler, ailede eskiden yapılan kovancılığa dönen bile oldu... - Bir de koşuyorsun sen... Evet, maraton koşup “Adım Adım” bünyesinde bağış topluyorum ki eğitimlere devam edebilelim. En çok istediğim daha çok fon sağlayabilmek için daha çok konuşmalar ve eğitimler düzenlemek. Yani, şirketler gelse ben her birinin ucunu bağlarım arılara... Arılar kadar çalışkan, sürdürülebilir, yeşil, enerji tasarruflu, hem kendinin hem bütünün hayrına çalışan başka hangi canlı var ki? TEGV ile de çalışmaya başlıyoruz şimdi... En büyük hayalim “Ortadoğu ve Türkiye’nin Arı Sevgisi Elçisi” olmak! Arılar için konuşan ve koşan Yonca Tokbaş: Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun Arı Sevgisi Elçisi olmak istiyorum Peki, biz bireysel olarak ne yapabiliriz? Baygın arı nasıl hayata döndürülür? - Peki, biz oturduğumuz yerden bir şey yapabilir miyiz? Bir arı dengesiz bir şekilde uçup duruyorsa ya susuz ya aç ya da ilaçlama yüzünden yerini yurdunu bulamayacak haldedir... Öldü ölecek. Seni sokası yok yani. Çaresiz o, çaresiz! Acı çekiyor. Veya baktın baygın yatıyor yerde. Hemen bir çay kaşığına bal sür. Arıya götür. O balı emer, emer, sana bakıp teşekkür eder ve uçar gider. Bir başka yapabileceğin şey de bahçeye, balkona bir tas su koy. İçinde de taşlar olsun. Arılar oturup rahat su içebilsin. Yoksa, koca suyun içinde boğuluyorlar. Dünyanın her yerindeki takipçilerden, her gün yüzlerce mesaj geliyor: “Yonca bugün bir arıya su verdim, bal verdim uçtu gitti, canını kurtardım!” diye. Ben de mutluluktan uçuyorum! Arıların sevdiği bitkileri de dikebilirsiniz. Fesleğen, reyhan, lavanta, adaçayı, kekik, rezene, nergis, sardunya, yonca... Ve lütfen ama lütfen, her türlü kimyasalı çıkaralım hayatımızdan! İnanmayın “Sağlığa zararsız!” diyenlere, zararlı! Hürriyet / Ayşe Arman
AB Havayı suyu da temizler
AB ile atılım sürecini ileriye taşımak amacıyla kurulan Reform Eylem Grubu üç yıl sonra ilk kez toplandı. Amaç: ilişkileri yeniden canlandıracak yol haritasını belirlemek. Peki ne oldu da Türkiye, yüzünü yeniden AB’ye çevirdi? Türkiye hangi adımları atacak? Yargı, insan hakları, ekonomi bu süreçten nasıl etkilenecek? Grubun isim babası, eski AB Bakanı ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’la röportaj yapan Hürriyet'ten İpek Özbey AB ve Türkiye'nin son durumunu konuştu. TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır: AB havayı da suyu da temizlerABD ile ilişkiler gerilince, yüzümüzü AB’ye mi çevirdik? Nasıl oldu da üç yıl aradan sonra yeniden gündem AB? Maalesef ABD’nin yeni yönetiminden kaynaklanan çok enteresan bir rüzgâr esiyor. Bu rüzgâr 45 yıllık diplomatik yaşamımda görmediğim bir tarzda yönetiliyor. Neticede ABD güçlü bir ülke. Kendine yetecek kaynakları var. Bütün ülkeler bu çıkar ilişkisinde, kendini koruma ve yeni düzenle bir şekilde yaşayabilme arayışı içindeler. Konjonktür bir bakıma Avrupa Birliği ile Türkiye’yi birbirine itiyor. Tek taraflı olarak “Ben AB ilişkisini sürdüreceğim” ya da “Düzelteceğim” dediğinizde bunu tek başına yapamazsınız. Karşı taraftan mutlaka bir mesaj almanız lazım. Avrupa’dan Türkiye’ye bir mesaj geldi. Yeniden adım atmaya bu mesaj mı vesile oldu? Hayır, biz zaten ilişkiyi hiç kesmedik. Türkiye tarafında hiçbir zaman bir sıkıntı olmadı ve bu ilişkiyi hiçbir zaman sadece “Üye olayım, bütün menfaatlerinden yararlanayım” algısıyla yürütmedi. Bu ilişki sayesinde Türkiye’de çok önemli reformlar gerçekleşti. Bu reformlar için çaba sarf etmenin altında AB’ye üye olmaktan çok, Türk insanının günlük yaşamında göstereceği pozitif etki vardı. Darbe teşebbüsünden sonra ortaya çıkan OHAL’in kaldırılmasıyla yeni bir düzene geçiyoruz. Gerçekten önemli bir eşikteyiz. Bu gelişmeler olurken, AB ile ilişki içinde olmamız fevkalade önemlidir. AB’den nasıl bir mesaj aldınız? Türkiye için kalp kırıklığı yaratan nokta, vize muafiyeti sürecinde son aşamaya kadar gelmişken Avrupa Birliği tarafından Türkiye’nin o günkü şartlarda yerine getirmesi mümkün olmayan bir şartın ortaya atılmasıydı: Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik! Bugün belli ölçülerde değişiklik yapılabilir ama o gün hiçbir şekilde yapılamazdı. O günlerde çok değişik yerlerde Türkiye’de bombalı saldırılar olmuş, onlarca insanımızı yitirmişiz, terör tehdidi en üst noktasına çıkmıştı. Siyasi olarak Türkiye’nin o günkü çıkarları bakımından öyle bir değişikliği ağza almak bile mümkün değildi. Ben o akşam Avrupa Birliği Bakanı olarak bir şey teklif ettim. TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır: AB havayı da suyu da temizler İpek Özbey - Volkan Bozkır Anlatır mısınız? Şöyle konuştum: “Öyle bir şey buldunuz ki, her şey mümkün, ancak bunu şu anda yapamayız. Ama biz size ‘gelecek sene bunu gözden geçireceğiz’ diye hükümet olarak bir garanti verelim. Veya Türkiye müzakerelere başlayacakken nasıl ‘Kopenhag Siyasi Kriterleri’ni yeterince yerine getirdiniz’ dediniz ve biz müzakerelere başladıysak, burada da şöyle deyin: ‘Türkiye bu vize kalkmasıyla ilgili 72 kriteri yeterince yerine getirmiştir, geri kalanlarla ilgili çalışmalar sürdürülecektir, iyi yolda gidilmektedir.’ Bunu kesmeyin.” Yapmadılar. Türkiye’de çok büyük hayal kırıklığı yaşandı. Arkasından bazı ülkeler Türkiye’yi rencide edecek demeçler verdi. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında yaklaşık 50 gün AB’den hiçbir liderin Türkiye’ye gelmemiş olması, bizim bu kalp kırıklığımızı daha da arttırdı. Türkiye haklıdır, gocunacak bir şey yoktur. Çünkü 15 Temmuz’dan önceki dönemde Alman Şansölyesi sekiz ayda beş kere Türkiye’ye gelmişti, AB komisyon başkanı da öyle. O zaman mülteci akını korkuları vardı. “Ağustos tatildi” dediler, yok öyle bir şey. Atlarsın uçağa gelirsin, “Sizinle beraberiz, demokrasiye olan bu saldırıyı kabul etmiyoruz” diyebilirlerdi. Demediler ve bu her iki tarafın da adım atmadığı bir tabloya dönüştü. Bazı ülkelerde Türkiye ve İslam düşmanlığını savunarak iktidara gelen hükümetler oldu. Ama en son Varna zirvesi önemli bir aşamaydı ve oradan itibaren değişik adımlar atılıyor. Son olarak da ABD’nin tavrı, iki tarafın birbirine yakınlaşmasını hızlandırdı. En büyük sıkıntı, yüz yüze görüşmediğiniz, basın üzerinden mesaj verdiğiniz zaman ortaya çıkıyor. Bütün ülkelerin böyle bir sorunu var. Bir ülkenin başkanı içinde bulunduğu siyasi ortamı etkilemeye yönelik bir mesaj veriyor. Orada Türkiye’yi de kullanıyor ama aslında o mesaj Türkiye’ye değil, kendi seçmenine… Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u mu kastediyorsunuz? Sadece Macron değil. Almanya, Hollanda, İsveç’te de oldu. O zaman biz de cevap vermek zorunda hissediyoruz. O da bizim iç politikamızda gerek duyulan bir cevap oluyor. Halbuki yüz yüze olduğunuzda bir çok konuyu konuşabiliyorsunuz. Profesyonel, aklıselim sahibi kişiler arasında konuştuğunuz zaman da sorunu çözebiliyorsunuz. Paylaşılabilir noktaya gelinceye kadar kamuoyuyla her şeyi paylaşmak zorunda da değilsiniz. Ben her zaman bir diplomat olarak üç kelimeye çok önem verdim. ‘Mahremiyet, ketumiyet ve müphemiyet’... Müphemiyet şudur: Hiçbir şeyi tam olarak ifade etmezsiniz. Bir yerlerde esneklik bırakırsınız ki, sonraki aşamalarda o esneklik bölümünden yararlanırsınız. Profesyoneller arasında yüz yüze konuştuğunuzda bu üç kelimenin etkisiyle sonuca doğru gidebilirsiniz. Ama bir basın toplantısında açıklama yaptığınızda üçü de yoktur. Şimdi bu anlayış içinde, Hollanda örneğinde olduğu gibi ilişkilerimizde sıkıntı yaşadığımız bazı AB ülkeleri ile de olumlu noktaya doğru ilerliyoruz. AK Parti Avrupa Birliği’ni “Cumhuriyet’ten sonra Türkiye’nin en büyük medeniyet projesi” olarak görüyordu. Ama o çok başarılı müzakere süreci, sonunda “Haçlı ittifakı” söylemine kadar gitti… Biz nerede hata yaptık, AB nerede? 18 yıldır, AB Genel Sekreteri Yardımcısı, Dışişleri Bakanlığı AB den sorumlu Müsteşar Yardımcısı, Brüksel’de ülkemizin AB Daimi Temsilcisi, AB Genel Sekreteri ve son 7 senedir de AB Bakanı ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı olarak, AB ile ilişkilerimiz konusunda üst düzey görev almış bir konumdayım. Türkiye’deki reformlar konusundaki çalışmalarda, uzun bir dönem, aslında asker-sivil dengesi tam olarak tesis edilmediği için, Genelkurmay Başkanlığı ve o zamanki MGK Genel Sekreterliği’ni ikna etme zorunluluğu vardı. O zaman kimse de oralara gitmeye, generallerle konuşmaya cesaret edemiyordu. Bu görevi sürekli üstlendim. AK Parti 3 Kasım 2002’de iktidara geldi, Cumhurbaşkanımız, o zaman Genel Başkan olarak neredeyse ilk toplantısını 6 Kasım’da Dışişleri ve AB Genel Sekreterliği’yle yaptı. Gerçekten AK Parti reformlara ve AB’ye yürekten inanmış bir parti olarak iktidara geldi. Ve Cumhurbaşkanımızın önderlik ettiği kararlı çabalarla, Türkiye’nin müzakerelere başlayabileceği bir ortama geldik. 2004’te gerçekleşen 16-17 Aralık zirvesi aslında bir dönüm noktasıdır. Sabaha kadar yürüttüğümüz müzakereler sonrasında, 17 Aralık sabahında, Cumhurbaşkanımıza ( o zaman Başbakandı), AB Dönem Başkanı Hollanda Dışişleri Bakanı tarafından iletilen, müzakere tarihi verilmesini Kıbrıs’a bağlayan teklifi kabul etmedik. Cumhurbaşkanımız, Türkiye’ye dönme kararı aldı. O anda aklıselim sahibi Tony Blair, Schröder, Chirac gibi Avrupalı liderler bize tahsis edilen odaya geldiler. 3.5 saat süren pazarlıklar yapıldı. Türkiye’nin şartları kabul edildi, Kıbrıs bağlantısı kaldırıldı ve o sayede Türkiye’nin müzakerelere başlaması için bir tarih verildi. Buraya kadar kimsenin kırılganlığı yok. Ve AB, müzakereler başlamadan önce Türkiye için şartları değiştirdi… Eskiden açılış-kapanış kriterleri, 23 ve 24. fasıllar yoktu. Diğer ülkeler bütün fasılları aynı anda açtılar, kapattıklarını kapattılar, bazılarını tekrar açtılar, iki senede de üye oldular. Bu yeni düzen tamamen müzakereleri ülkemiz için zorlaştırma amacını taşıyordu. Biz itiraz edince ondan sonra müzakere edecek tüm ülkelere uygulamaya karar verdiler. Türkiye, bütün bu zorluklara rağmen çok iyi bir müzakere mekanizması kurdu. Bütün kötü şartlara rağmen iki senede müzakereleri tamamlayacağımız kanaatini AB’de uyandırdık. 2008’de konseyi topladılar, Kıbrıs’ı gerekçe gösterip, sekiz faslı açılamaz, tüm fasılları kapanamaz hale getirdiler. Ben o zaman Brüksel’de daimi temsilciydim. ABD dönüşü Cumhurbaşkanımız ile Brüksel’de havaalanında konuştuk. Değerlendirme sonucunda, Cumhurbaşkanımız, “Devam edeceğiz. Biz tüm fasılları Ankara’da açarız, Kopenhag kriterleri bundan sonra Ankara kriterleri olacak deriz!” dedi. Bence doğru bir adımdı. Bunları açmamız, kapamamız bize fayda sağlıyordu. Öyle devam etti. Ama… Yavaş yavaş başka sıkıntılar çıkarmaya başladılar. Fasıl açılışlarını senede bire, ikiye indirdiler. Sonunda fasıl açamaz hale geldik. Zirvelere liderlerimiz davet edilir, aile fotoğraflarında yer alırken birdenbire Sarkozy çıktı, “Türkiye bundan sonra gelmesin” dedi. Zirve fotoğraflarından çıkarıldık. Halkımıza bu durumu izah etmekte zorlandık. Görüleceği üzere, Türkiye’nin müzakerelerin ve ilişkilerin arzu edildiği gibi yürümemesinde gerçekten kabahati yok. Vize sürecinin akamete uğraması ve 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonraki tutumları ise Türkiye’de tepkiye neden oldu. Avrupa’nın sıkıntısı nedir? İki nedeni var: AB altı ülkenin kurduğu bir sistemdir. BM Güvenlik Konseyi’nde nasıl kuruluşta savaşın galibi beş ülkeye veto hakkı verilmek suretiyle tüm BM sistemi kontrol altına alınmak istenmişse, burada da kurucuların kendini güvence altına alma saiki vardır. Şöyle ki, AB sisteminde her ülkenin bir oyu var gibi gözükse de ülkenin nüfusu ve yüzölçümüne göre belirlenen ağırlıklı oy dediğimiz bir sistem var. Almanya’nın, Fransa’nın 29 oyu, Hırvatistan’ın 10 oyu, GKRY’nin (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) 4 oyu var. 91 oyla herhangi bir kararı bloke edebiliyorsunuz. Bunu kararlaştırırken tabii Türkiye’nin bir gün üye olabileceğini düşünmüyorlardı. Şimdi, üye olduğu takdirde Türkiye’nin 29 oyu olacak. Parlamentoda 100 parlamenteri olacak. Karar mekanizmasını etkileyecek bir durum. Birincisi budur. İkinci husus, aslında Avrupa Birliği ülkelerinde çoğunluk AB’yi bir Hıristiyan Kulübü olarak görür. Bunu Avrupa Anayasası’na koymak için çok uğraştılar. Fakat AB içinden itirazlar geldi ve önlendi. Bugün anayasada yazmasa bile ana fikir budur. Bundan dolayı da Müslüman Türkiye’ye karşı genelde bir isteksizlik var. Bunu aşmamız ihtimal dahilinde mi? Burada mesele Türkiye’yi her alanda geliştirmek. Tabii ki stratejik hedef üyeliktir. Türkiye öyle gelişti ve gelişecek ki, AB’ye kesin üye olabileceğimiz bir noktaya geleceğiz ve orada Türkiye de bir karar verecek. Belki üye olmak istemeyecek. Bizim derdimiz bu hedefi stratejik bir hedef olarak önümüzde tutmak ve bunun doğru yol olduğuna inanmak, engelleri aşma gücünü göstermek…18 yılını bu işe vermiş biri olarak AB üyeliğinin Türkiye için iyi olacağını düşünüyorum. Ama AB’de öyle bir siyasi yapı var ki, bir ziyaret sırasında görüştüğümüz bir devlet başkanı “Siyasi irade olduğu zaman siz üç günde üye olursunuz. Yoksa senelerce domatesinizin ebadı AB’ye uymuyor diye oyalanırsınız” dedi. Hakikaten böyle bir sıkıntımız var. “Türkiye’yi hemen alalım” diyecek bir siyasi irade şu anda yok. Şunu mu diyorsunuz: “Mesele AB’ye üye olmak ya da olmamak değil. Önemli olan AB üyesi olma yolunda ilerlemek…”Kastettiğiniz; insan hakları, yargı, terörle mücadelede atılacak adımlar mı? Bakın AB üyeliği, NATO, ya da başka bir teşkilat üyeliği gibi değildir. AB’ye üye olduğunuzda günlük yaşamınız etkilenir. 80’li yıllarda Türkiye’de 20 civarında sivil toplum kuruluşu vardı, bugün 108 bin. Sivil toplum, demokrasinin temel direğidir. AB sürecinde bunlar gelişti. AİHM kararları ve sözleşmesi bizim hukuk sistemimizde artık yer bulmuştur. Hâkimler ve savcılar bunlara referanslar verirler. Son dönemde bir facia yaşadık, FETÖ hainlerinin yargıya, emniyete sızmalarıyla başka bir dünya oluştu. Hukuk sistemimiz bunlardan temizleniyor. Tekrar AİHM kararlarına atıfta bulunulmaya başlandı. İçeri sızmış hainler temizlendikten sonra yargı özgür kararlar vermeye başladı, daha da verecektir. İnsanlar bunu hissedecek. Demokrasi ve insan hakları değil sadece, insanımız soluduğu havanın, içtiği suyun daha temiz olduğunu görüyor. Gıda güvenliği, iş güvenliği gibi konularda AB müktesebatının yararlarının farkında… YARGIYA GÜVEN ARTACAK Ankara’nın AB mesaisi Reform Eylem Grubu toplantısıyla başladı. Neler değişecek? Bir kere esasen uygulanmakta olan “Yargı Reformu Stratejisi”nin güncellenmiş hali, bu yılsonundan önce yayınlanacak. Bu çok önemlidir. Özellikle FETÖ’nün yargı içindeki yapılanması nedeniyle birçok insanda yargıya güvensizlik oluştu. Bu stratejiyle yargıya güvenin artması ve Türk hukukunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla iç içe yürüdüğünün göstergesi olan bir strateji yayınlanacak. AB’nin Türk hukukuna güvenini arttıracak bir şey. Bir de vize serbestisi için kalan 6 kriterle ilgili çalışmaların nasıl yürütüleceği konusunda her bakanlık rol üstleniyor. Ayrıca AB müzakere sürecinin daha güçlendirilmesine dair siyasi kararlılığımızı ortaya koyan birçok adım da kararlaştırıldı… Türkiye AB üyesi olsaydı; örneğin Osman Kavala ya da gazeteciler bugün cezaevinde miydi? Maalesef Türkiye, çok büyük bir olumsuz kampanyayla karşı karşıya. Yaşananlar aslında birkaç misli katlanarak paylaşılıyor. Türkiye’nin iletişim kapasiteleri hasım gruplarla baş edecek noktaya getirilemedi. Örneğin… ABD’de Ermeni lobisi, Yunan lobisi, İsrail lobisi var. Bir de FETÖ lobisi var. Bunlarla mücadelede Türkiye büyükelçilik, sivil toplum kuruluşları, işadamlarıyla gayret sarf ediyor. FETÖ’nün Amerika’daki imkânlarına bakın. Charter School dedikleri 200’e yakın okulu var. Şu ana kadar 200 bin mezun vermiş. Amerikan hükümeti bunlara her sene 750 milyon dolar yardım yapıyor. Bir kişi ‘Türkiye, dünyanın en kötü ülkesidir’ diye bir e-mail yazsa, anında 200 bin mezununa ulaştırabiliyor. Avrupa da böyle. Osman Kavala örneğini bilemiyorum, hukukun vereceği bir karar ama öyle hikâyeler üretiliyor ki, ‘Türkiye’de hukuk yoktur, cezaevleri şöyledir’ gibi bir imaj yaratılıyor. Bir taraftan baktığınızda o kadar büyük bir tehdit altında yaşadık ki… Sadece 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü değil. Suriye’de kantonlar oluşturuldu. Hemen akabinde Türkiye’de kantonlar oluşturulmak için operasyon yürütüldü. İllerimizi İlçelerimizi ele geçirmeye teşebbüs ettiler, barikatlar kuruldu, hendekler açıldı. Neredeyse eyalet bayrakları çekilecekti. Ne beklersiniz? Ben size sorayım: AB’ye üye olsak bunlar olur muydu? Olmaz mıydı? Olmazdı. Türkiye, oraları tek tek teröristlerden temizledi. Büyük tahribat oldu. Göç etmeye zorlanmış insanlarımız bugün yerlerine dönebildiler. Ve Türkiye bu operasyonu başarıyla sonuçlandırmasaydı, bugün o bölge kendi bayrağı olan bir yer olurdu. Biz o günlerde de AB’yi yanımızda görmek istedik. AB Bakanı olmama rağmen AP Türkiye Raportörü Kati Piri’yle o günden beri görüşmüyorum. Yine gelirse yine görüşmeyeceğim. Ankara’da terör saldırısı olmuş, 30 insanımız can vermiş, cenazeleri kaldırılıyor. Kati Piri Türkiye’ye gelmiş, Diyarbakır’a gitmiş, orada devlet güçlerinin sözüm ona ölmeye mahkûm ettiği insanları kurtarmak için çaba sarf etmiş. Keşke önce bu cenazelere saygı gösterseydi. Biz Charlie Hebdo saldırısından sonra cenazeye başbakan düzeyinde katıldık, terörün karşısında olduğumuzu gösterdik. Ancak hukuk sistemimizi daha da güçlendirmemiz, karar sürecini hızlandırmamız lazım. Burada sonuç alacağız. Türkiye bütün bu zor şartlarda hukuk sistemi içinde kalmaya gayret etti, ediyor. Başka hiçbir ülke bunun altından kalkamazdı. “AB’ye üye olsak bu kadar gazeteci hapiste olur muydu” sorunuza da, “Olurdu çünkü gazetecilikten dolayı hapiste değil” diye cevap veririm. İstanbul’da polis istasyonu bombalamış, banka şubesi soymuş, Tekel deposuna saldırmış… Adam öldürmüş, ama gazeteci… Raporlara öyle geçiyor. Ben büyükelçi olabilirim, bakan olabilirim, ama bu bana hukuktan masuniyet vermez. Türkiye aleyhine yurtdışında öyle bir mekanizma var ki, bakın anlatayım: Fasıl açılması için basın toplantısı yapıyorsunuz. Oraya üç gazeteci geliyor. Soru soruyorlar ve cevabını bile beklemeden gidiyorlar. Çünkü sorularındaki konuları kayda geçiriyorlar. FETÖ’cü, PKK’lı gazeteciler var. AP’ye gelip, soruyu soruyor, kaçıp gidiyorlar. Kaç kere başıma geldi. Amerika’da da öyle. Dikkat edin ABD Dışişleri Sözcüsü’ne hep biri soru soruyor. Bizim orada gazetecilerimiz var. Diyorum ki, siz de bir söz alın. El kaldıran ise hep bunlar oluyor. Bizim iletişim meselesini biraz daha geliştirip, gerçekte ne olup bittiğini iyi anlatmamız lazım. 150 MİLYAR DOLARLIK TİCARET 300 MİLYARA ÇIKACAK Ana hedeflerden biri de Gümrük Birliği’nin güncellenmesi… Bize getirisi ne olacak? Gümrük Birliği’ne üye olup, AB üyesi olmayan tek ülke Türkiye’dir. Bunun Türkiye için büyük sıkıntıları da oldu. Hiçbir katkı olmadan dünya sanayi devleriyle mücadele etmek zorunda kaldık. Diğer ülkeler Gümrük Birliği’nden doğacak zararları üyelikten doğan menfaatlerle kompanse ettiler. Türkiye’ye faydaları da oldu. Sanayimizi rekabet edebilir hale getirdi. 10-15 kalem mal ihraç eden Türkiye, bugün 20 bin kalem mal ihraç eder hale geldi. AB ile 150 milyar dolarlık ticaretimiz var. Gümrük Birliği güncellenirse ticaret hacmi 300 milyar dolara çıkacak. ABD-AB ticaretinin 700 milyar dolar olduğu düşünülürse, dudakları uçuklatan bir rakamdır. Müzakerelere başlama kararı alınırsa biz bunu kısa sürede çözeriz. FRANSIZCA’DA ‘GÜNAH KEÇİSİ’: TÊTE DE TURC… Macron’un, Türkiye’nin üyeliğine ilişkin negatif mesajlarını nasıl okumalı? Macron, iç siyasete oynadı. Oyu şu anda yüzde 30’lara düştü. O da kendisini bir şekilde cendereden kurtarma çabasında. Bilir misiniz, ‘günah keçisi’ diye bir tabir vardır. Fransızca’daki karşılığı çok enteresandır: Tête de Turc… Türk kafası yani… Aynen. Osmanlı döneminde Avrupa’da ilerlemesi Avrupalıları o kadar yıldırmış ki, eğlence merkezlerine bir yeniçeri kafası koymuşlar. Gelen geçen yumruk atıyor. Karısına kızan, işini kaybeden gelip yeniçeri kafasına vuruyor. Vuruşunun gücünü bir skala gösteriyor. Böylece bu tabir “günah keçisi” terimi olarak Fransızcaya girmiş. Macron tamamen iç siyasete yönelik sarf etti o sözleri. Ama günü kurtarmak için, yukarıda anlattığım çerçevede, en fazla ilgi çekecek ülke olarak da Türkiye’ye yüklendi. Bu arada Fransa’yla da, karşılıklı çıkarlarımızın yüksek olduğu, uzun zamandır olmadığı kadar iyi bir ilişki içinde olduğumuzun da altını çizelim. İMTİYAZLI ORTAKLIK DİYE BİR ŞEY OLMAZ Merkel’in öngördüğü imtiyazlı ortaklığın anlamı ne? Merkel aslında hiç görüş değiştirmedi. Hep “Türkiye üye olamaz” dedi. Almanya 2004 seçim kampanyasında Türkleri istiskal eden bazı söylemler kullanmasının sonucunda, o zaman 400 bin Türk asıllı Alman vatandaşının oy kullandığı seçimleri, yüzde 80’inin Schröder’e oy vermesi sonucunda 8.500 oyla kaybetti. Ondan sonra Türkiye ve Türklerle ilgili söylemini yumuşattı. Ama hep imtiyazlı ortaklık demeye devam etti… Dedik ki, “imtiyazlı ortaklık diye bir şey olmaz. Tamam imtiyazlı ortaklığı kabul edelim ama bu Almanya ile Türkiye arasında olsun. AB ile olmaz. Biz üyelik sürecinde bu kadar emek sarf ettik, bundan sonra olmaz…” Artık bunu söylemiyor. Macron da ‘Stratejik ortaklık’ diyor… Fransa ile Türkiye arasında olur, ama AB ile stratejik ortaklık ne demek? Macron’un son lafında bir de Türkiye ve Rusya ile stratejik ortaklık diyor. Olacak iş değil… Bizim hedefimiz AB üyeliğidir… Oluruz, olmayız, hedefimiz budur. BÜTÜN İSLAM DÜNYASI TÜRKİYE’YE BAKAR Türkiye’nin doğal müttefiki kim olmalıdır? O kadar karmaşık bir dünya yapısı var ki, bugünün dünyasında tek bir müttefik olmaz. Hele son gelişmelerle daha da karmaşık hale geldi. “Bu beni seviyor, bu beni sevmiyor” mantığının dış ilişkilerde yeri yoktur, karşılıklı çıkarlar vardır. Bu karşılıklı çıkarlar ne kadar çok olursa, o ilişkiyi güçlü tutarsınız. Dolayısıyla “Bugün Türkiye’nin müttefiki kimdir?” sorusunun cevabında çok ülke, bölge, grup saymak mümkündür, doğrusu da budur. Mesela AB kendi içinde çok önemli bir güçtür. Ve Türkiye’nin sadece ekonomik değil, siyasal, kültürel reformları, Gümrük Birliği gibi insanların günlük yaşamında çok etkisi olan bir ilişkidir. Bunu başka bir şeyle tartmak mümkün değil. Diğer ilişkilerde bu kadar fazla Türk insanın yakından ilgilendiren unsur yoktur. Türkiye NATO üyesidir, NATO çok önemli bir üyeliktir. Ama Türkiye, aynı zamanda AB’ye üye olmak isteyen bir ülkedir. Türkiye, Latin Amerika ülkeleriyle çok iyi ilişkiler kurmak istiyor. ASEAN ile çeşitli formüllerle bir araya gelmek istiyor. Şanghay Beşlisi (şu anda başka bir yapı olsa da) içinde gözlemci olarak var olmak isteyen bir ülkedir. İslam İşbirliği Örgütü’nün üyesidir. İran, Pakistan, Orta Asya ülkelerinin katıldığı bir yapının ve Karadeniz İşbirliği Teşkilatı’nın içindedir. Hepsi kendi içinde çok önemlidir. Birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. İslam dünyasında demokratik ve Batı dünyasıyla ilişkisi olan, sürdürülebilir istikrarı olan ülke Türkiye’dir. Ve aslında bütün İslam dünyası Türkiye’ye bakar. Türkiye, eğer batı ile ilişkilerinde zaafa uğrarsa oradaki rolü bile azalır. Güçlenirse, İslam Dünyasına da örnek olur. PERPA HABERLERİ PERPA İŞ İLANLARI PERPA FİRMALARI PERPA EMLAK İLANLARI PERPA VİDEOLAR
Reklamlar
Duyurular