Hoş geldiniz ÇAĞDAŞ KABLO SANAYİ VE TİC. A.Ş. Yetkili Kullanıcı Son Giriş: 02.01.2026 10:15
  • Duyurular
  • Tüm Haberler
    12.06.2018
    Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır Perpa'da
    Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır Perpa'da Volkan Bozkır Perpa’yı Ziyaret Edecek. AB Eski Bakanı, Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır Perpa’yı ziyaret edecek. Dışişleri Komisyon Başkanı Volkan Bozkır, 11 Haziran 2018 (bugün) saat 16.00’da Perpa’yı ziyaret edecek.
    06.06.2018
    Doğu Perinçek Perpa'yı Ziyaret Etti
        Vatan Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Doğu Perinçek Perpa'yı ziyaret etti. 31 Mayıs 2018 Perşembe günü saat 11:00'de Perpa girişinde Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin, A Ve B Blok yönetim kurulu üyeleri tarafından karşılanan Doğu Perinçek Perpa B Blok Toplantı salonunda Perpalılara hitap etti.   Başkan Hasan Sezgin, Perinçek'e kısaca Perpa'yı tanıtarak, ''Perpa küçük bir Türkiye örneğidir, siyasette başarılı olmak isteyenlerin yolu Perpa'dan dah çok geçmelidir'' dedi. Perpa B Blok Başkanı Mithat Yümlü, Perinçek'e Hoşgeldiniz diyerek, ''Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, diktatörlüğü reddedip, demokrasiy tercih etmiştir, Perinçek'e çıktığı yolda başarılar diliyorum'. dedi. Perpa Toplantı Salonu'nda Perpalılara hitap eden Doğu Perinçek, ''Sizleri saygı ile selamlıyorum, Çarşı esnaflığı bir tür ahilik geleneğidir, ahlak geleneğidir. Türkiye şimdi zor bir dönemde, ekonomide zorluklar yaşıyoruz, güvenlik ve terör sorunu var fakat türkiye zor dönemlerde çözümler üretebilecek potansiyele sahiptir, Bizim tarihimizde var, Ergenekon Destanı zorlukları yenme destanıdır.'' dedi.  
    05.06.2018
    İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu Perpa'da
    İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu, Ak Parti Şişli İlçe Örgütü'nün düzenlediği iftar programına katılmak üzere bugün (05/06/2108) Perpa'da olacaklardır.
    05.06.2018
    İYİ Parti Adayları Perpa’yı Ziyaret etti
      İYİ Parti Adayları Perpa’yı Ziyaret etti. 4 Haziran 2018 Pazartesi günü saat 14:00’de İyi Parti Genel BaşkanYardımcısı Profesör Doktor Ümit ÖZDAĞ, 2. Bölge Milletvekili Adayı Binnur KARADAĞLI ve Şişli İlçe Başkanı Ahmet ÜNAL Perpa Ticaret Merkezi’ni ziyaret ettiler. İYi Parti Başkan Yardımcısı Profesör Doktor Ümit ÖZDAĞ, 2. Bölge Milletvekili Adayı Binnur KARADAĞLI ve ve Şişli İlçe Başkanı Ahmet ÜNAL, Perpa girişinde Perpa A Blok başkanı Hasan Sezgin, A ve B Blok Yönetim Kurulu üyeleri tarafından karşılandılar. Perpa B Blok Toplantı Salonu’nda misafirleri Perpalılara tanıtan Başkan Hasan Sezgin, Perpa’yı kısaca anlattıktan sonra, ‘‘ Bildiğiniz gibi seçim dönemlerinde tüm siyasi partileri Perpa’da karşılıyoruz, kendilerini ve projelerini eşit bir şekilde Perpalılara anlatmalarını sağlıyoruz, İYİ Parti Türkiye’nin en yeni partisi, çıktıkları bu yolda kendilerine başarılar diliyorum, yolları açık olsun diyorum’’ dedi Ümit Özdağ Kimdir? Ümit Özdağ, 03.03.1961 yılında Tokyo/Japonya’da doğmuştur. Ümit Özdağ’ın Tokyo’da doğmasının nedeni, babası Muzaffer Özdağ’ın 27 Mayıs 1960’da gerçekleşen askeri müdahale sonrasında kurulan Milli Birlik Komitesi’nin önde gelen üyelerinden birisi olmasıdır. Alparslan Türkeş’in liderliğinde Türk siyasi tarihinde 14’ler diye bilinen grubun üyeleri çeşitli ülkelere sürülmüşlerdir. Ümit Özdağ da siyasal sürgünde doğmuştur. Aile 1963 yılı sonunda Türkiye’ye dönmüştür. Bu sayede Ümit Özdağ'ın çocukluk yılları Türkiye'de geçmiştir. Ümit Özdağ ilk, orta ve lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde gerçekleştirmiştir. Muzaffer Özdağ ise 1965 seçimlerinde CKMP yani MHP Afyonkarahisar Milletvekili olmuştur. Muzaffer Özdağ, 1965-1969 arasında MHP Genel Başkan yardımcılığı görevini gerçekleştirmiş ve 1969’da aktif siyaseten çekilmiştir. Ümit Özdağ, lise yıllarında Ankara’da Çankaya Ülkü Ocakları’nda ve Ankara Koleji’nde ülkücü hareket içinde siyasi mücadeleye başlamıştır. Bu mücadele sürecinde ülkücü faaliyetlerden dolayı, Ankara Koleji’nden 1977/78 öğrenim yılının son günü dersler tamamlandıktan sonra, dönemin Ankara Valisi'nin talimatı ile atılmıştır. Bundan dolayı, Ümit Özdağ lise diplomasını Ankara’da Aktepe Lisesi’nden almıştır. Ümit Özdağ, yüksek öğrenimini 1980-1986 yılları arasında Münih kentinde Ludwig Maximilians Üniversitesi’nde gerçekleştirmiştir. Münih Ludwig Maximilians Üniversitesi’nde siyasal bilgiler, felsefe ve iktisat fakültelerinde okumuştur. Ümit Özdağ yüksek lisans çalışmasını “Türkiye’de Planlı Kalkınma ve Devlet Planlama Teşkilatı” üzerine hazırlamıştır. Ümit Özdağ, 1986 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır. 1990 senesinde “Atatürk ve İnönü Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri” konulu çalışması ile siyaset bilimi doktoru olmuştur. Dr. Özdağ, 1993 yılında “Menderes Döneminde Ordu-Siyaset ilişkileri ve 27 Mayıs Askeri Hareketi” konulu tezi ile siyasal teori doçenti unvanını almıştır. Doç. Dr. Ümit Özdağ, 1994 yılında 2004 yılına kadar çıkacak olan “Avrasya Dosyası” adlı üç aylık uluslararası ilişkiler ve stratejik araştırmalar dergisini çıkarmaya başlamış ve editörlüğünü yapmıştır. 1980’lerin sonundan itibaren terörizm ve etnik sorunlar konularında araştırmalar yapan Özdağ, 1995 senesinde Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu illerimizden göç alan illerde sosyo-politik içerikli saha araştırmaları yapmıştır. 1997 senesinde Bitlis’in Mutki ilçesinde saha araştırması yapmıştır. 1996 senesinde Kuzey Irak’ta Erbil ve Süleymaniye’de ekonomik merkezli araştırmalar gerçekleştirmiştir. Ümit Özdağ, 1997-1998 senelerinde ABD’de Baltimore’da Towson Üniversitesi’nde küreselleşme, Avrasya’da etnik sorunlar konularında araştırmalar yapmış ve aynı konularda ders vermiştir. 1992-1994 yılları arasında Ülkü Ocakları’nda Başbuğ Alparslan Türkeş’in talimatı ile özel eğitim grubuna ders vermiştir. Ümit Özdağ, 1999 senesinde dünyanın en büyük stratejik araştırma merkezlerinden birisi olan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’ni (ASAM) kurmuştur. 2000 yılında ASAM’a bağlı olarak çalışan Ermeni Araştırmaları Enstitüsü’nü kurmuştur. Ümit Özdağ, ASAM’ın 2004 senesine kadar başkanlığını ve yönetim kurulu başkanlığını yürütmüştür. Ümit Özdağ, 1999 senesinde üç aylık dergi olan “Jeoekonomi” adlı dergiyi kurmuş ve yayınlamıştır. 2000 yılında “Stratejik Analiz” adlı aylık strateji dergisinin yayına geçirmiştir. 2001 senesi başında “Ermeni Araştırmaları” ve “Armenian Studies” adlı dört aylık dergiyi yayına başlatmıştır. 2002 senesinde Londra’da “The Review of International Affairs” adlı üç aylık dergiyi ve “Ankara Papers” adlı kitap dizisini Frank Cass yayınevi ile birlikte yayınlamaya başlamıştır. Prof. Dr. Ümit Özdağ, 2002 senesinde sadece TBMM üyeleri için “Jeopolitik Gündem” adlı bir çalışmanın yayına başlamıştır. Özdağ, Başbakanlık-TİKA için ise “Avrasya Analiz” adlı dergiyi düzenlemiş ve yayınlamıştır. Ümit Özdağ, 2003 senesinde Diyanet İşleri Başkanlığı için dini ilişki ve sorunları stratejik açıdan inceleyen “Diyanet Araştırmaları Merkezi” (DİYAM) adlı stratejik araştırma merkezini kurmuş ve altı ay başkanlığını yapmıştır. Ümit Özdağ, Harp Okulu, Polis Akademisi, Polis İstihbarat Dairesi, Milli Güvenlik Akademisi, Milli Güvenlik Akademisi Kamu Diplomasisi Kursları, Adalet Yüksek Okulu ve İçişleri Bakanlığında dersler ve konferanslar vermiştir. Prof. Dr. Özdağ, Vaşington, Moskova, Tokyo, Yeni Delhi, Kahire, İskenderiye, Brüksel, Tahran, Bişkek, Alma Ata, Londra, Münih ve Tel Aviv’de değişik üniversite ve araştırma merkezlerinde konferanslar vermiştir.Bunun yanı sıra bir çok ülkede kongrelere katılmış, tebliğ sunmuştur. Prof.Dr. Ümit Özdağ, Anadolu'nun birçok yerinde konferanslar vermiş, ödüller almıştır. 2001 yılında profesör olan Ümit Özdağ, 2005 senesinde Gazi Üniversitesinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından yapılan anti demokratik rektör atamasını protesto ederek üniversiteden ayrılmıştır. (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=122004&tarih=13/07/2004) Prof. Dr. Ümit Özdağ, Cumhurbaşkanı Ahmet N. Sezer’in cumhurbaşkanlığı süresinin sona ermesi ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Prof Dr. Ümit Özdağ 2005 yılından bu yana “21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü” Başkanlığını yürütmektedir. (http://www.21yyte.org/) Prof.Dr. Ümit Özdağ “21. Yüzyıl” adlı üç aylık düşünce dergisinin yayın kurulu başkanlığını yapmaktadır. Prof. Dr. Ümit Özdağ, ayrıca 3 aylık hakemli dergiler olan 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler ile Milli Güvenlik ve Askeri Bilimler dergilerinin eş editörlüğünü yapmaktadır. Güvenlik bilimleri, istihbarat bilimi düşük yoğunluklu çatışma, etnik sorunlar, Avrupa Birliği, Avrasya ve Ortadoğu konularında çalışan Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın yayınlanmış yirmi üç kitabı, 11 editörlük yaptığı kitap, dört tercüme kitabı, Avrasya Dosyası, Stratejik Analiz, Türk Yurdu, 21 Yüzyıl gibi dergi ve gazetelerde yayınlanmış 300’ün üzerinde makalesi mevcuttur. Prof. Dr. Ümit Özdağ İngilizce ve Almanca bilmektedir. Ümit Özdağ’ın, Alp adlı 3 yaşında bir oğlu vardır. Kitapları 1) Atatürk ve İnönü Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri, Gündoğan Yayınları, Ankara 1990 ve 2. Baskı, Bilgeoğuz Yayınları, 2006 İstanbul. 2) Değişen Dünya Dengeleri ve Basra Körfezi Krizi, Hikmet Neşriyat, İstanbul 1990. 3) Menderes ve İnönü Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri ve 27 Ma-yıs İhtilali, Boyut Yayınları, İstanbul 1996. 4) Türkiye, Kuzey Irak ve PKK (Bir Gayri Nizami Savaşın Anatomisi) ASAM Yayınları, Ankara 1999. 5) Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri, 3. baskı Jeopolitik Bir İnceleme, ASAM Yayınları, Ankara 2003. 6) Türkiye'de Düşük Yoğunluklu Çatışma ve PKK, Üçok Yayıncılık, Ankara 2005. 7) Yeniden Türk Milliyetçiliği, 1. Baskı Ankara 2003,4. Baskı, Ankara 2006. 8) Gelecek 1000 Yılda da Buradayız, 1. Baskı Ankara 2003, 4. Baskı Ankara 2006. 9) Kürtçülük Sorununun Analizi ve Çözüm Politikaları, 2. Baskı, Bilgi Yayınevi Ankara 2006. 10) Türk Ordusunun PKK Operasyonları, Pegasus Yayınları, 6 Baskı, İstanbul 2007. 11) Kerkük, Irak ve Ortadoğu, Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul 2007. 12) Türk Ordusunun Kuzey Irak Operasyonları, Pegasus Yayınları, İstanbul 2008. 13) Telafer-Bir Türkmen Kentinin Amerikan Ordusu ve Peşmer-gelere Karşı Savaşı, Fark Yayıncılık, Ankara 2008. 14) İstihbarat Teorisi, Kripto Kitaplar, 2. Baskı, Ankara 2008. 15) PKK Neden Bitmedi Nasıl Biter, (Kürtçülük Sorununun Analizi ve Çözüm Politikaları,) adlı çalışmanın genişletilmiş, güncellenmiş 3. Baskısı, Ankara 2008, 16) Pusu ve Katliamların Kronolojisi, Kripto Kitaplar, Ankara 2009 17) Ermeni Psikolojik Savaşı (Dünyada ve Türkiye’de) (Prof. Dr. Özcan Yeniçeri ile), Kripto Kitaplar, Ankara 2009 18)Cumhuriyetin En Uzun Dört Yılından Geçerken Türk Sorunu, Kripto Yayınları, Ankara 2010 19)Türk Ordusu PKK’yı Nasıl Yendi, Türkiye PKK’ya Nasıl Teslim Oluyor, Kripto Yayınları, Ankara 2010 20)Doğu Raporu-Bölgede Türk Kimliği ve Türklük Algısı, Kripto Yayınları, Ankara 2011 21)İkinci Tek Parti Dönemi-AKP’nin Yumuşak Hegemon Parti Projesinin Anatomisi, Kripto Yayınları, Ankara 2011 22)Kendi Ülkesinde Kuşatılan Ordu:TSK, Kripto Yayınları, Ankara, 2013 23)Algı Yönetimi-Propaganda, Psikolojik Savaş, Örtülü Operasyon ve Enformasyon Savaşı, Kripto Yayınları, Ankara 2014 Kitap Bölümleri İngilizce Kitaplar 1)Cultural Structure and Cultural Identity Problem, İN Southeastern Anatolia Region and Among Those Who İmgrated From Eastern And Southeastern Anatolia Region to West, (Prof. Dr. Kemal Görmez ve Doç. Dr. Erol Göka ile birlikte) Ankara 1996. 2) Low Intensity Conflict in Turkey, Frank Cass, Londra 2003. Tercüme Kitaplar 1)Bilim ve Bilgeliğin Savaşı, F. Nietzsche, İmge Kitapevi, Ankara 1990 2)Gelecekteki Felsefe, F. Nietzsche, İmge Kitapevi, Ankara 1994. 3)Tan Kızıllığı, (Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler), F. Nietzsche, İmge Kitapevi, Ankara 1997. 4)Siyasi İslam ve Panislamizm, Rehber Yayınları, (Prof. Dr. Mümtazer Türköne ile birlikte) Ankara 1993. Editörlük Yapılan Eserler 1) Güneydoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'dan Göç Eden Yurttaşlar Hakkında Sosyoekonomik Araştırma, (Prof. Dr. Kemal Görmez ve Doç. Dr. Erol Göka ile birlikte) Türk Metal Yayınları, 2. Baskı Ankara 1996. 2) Terörizm İncelemeleri, (Teori, Örgütler, Olaylar) (Prof.Dr. Osman M. Öztürk ile birlikte) ASAM Yayınları, Ankara 2001. 3) Irak Krizi, (M. S. Erol ile birlikte) ASAM Yayınlan, Ankara 2002 4) 21. Yüzyılda Türk Dünyası Jeopolitiği Cilt I (Dr Yaşar Kalafat, M.S. Erol ile birlikte) ASAM Yayınları, Ankara 2003. 5) 21. Yüzyılda Türk Dünyası Jeopolitiği Cilt II (Dr Yaşar Kalafat, M.S. Erol ile birlikte) ASAM Yayınları, Ankara 2003. 6) 21. Yüzyılda Türk Dünyası Jeopolitiği Cilt III, (Dr Yaşar Kalafat, M.S. Erol ile birlikte) ASAM Yayınları, Ankara 2003. 7)21. Yüzyılda Prens- Devlet ve Siyaset Yönetimi, Kripto Yayınları, Ankara 2012 8)Küçük Ortadoğu Suriye, Kripto Yayınları, Ankara 2012 9)PKK ile Pazarlık-Öcalan ile Anayasa Yapmak, Kripto Yayınları, Ankara 2013 10)İstihbarat Örgütleri-CIA-KGB-MOSSAD-MI6-BND, VEVAK, ÇİN, Kripto Yayınları, Ankara 2014 11)Yüzüncü Yılında Birinci Dünya Savaşı, Ankara 2014 Kitapçıklar 2) 21. Yüzyılda Türk Milliyetçiliği, Yedinci Bin Yıl Yayınları, Ankara 2004 3) Türk Tarihinin ve Geleceğinin Jeopolitik Çerçevesi, ASAM Yayınları, Ankara 2003 4) Avrupa Birliği’nin Türkiye Politikaları, ASAM Yayınları, Ankara 2003 5) Irak’ta Türk ve Amerikan Politikaları, ASAM Yayınları, Ankara 2003 6) 3 Kasım 2002 Seçimleri ve MHP, Ankara 2003 İngilizce Kitaplar Low Intensity Conflict in Turkey, Frank Cass, Londra 2003 Cultural Structure and Cultural Identity Problem, IN Southeastern Anatolia Region and Among Those Who İmgrated From Eastern And Southeastern Anatolia Region to West, Ankara 1996
    04.06.2018
    YENİ BAŞKAN ALİ KOÇ!!
      Fenerbahçe'de Aziz Yıldırım ve Ali Koç’un başkanlık yarışı nefes kesti! Son kez aday olduğunu açıklayan başkan Aziz Yıldırım ve başkan adayı Ali Koç, dün Ülker Stadı'nda kongre üyelerine seslendiler. 03.06.2018 tarihinde saat 10:00'da başlayan oy kullanma işlemi saat 17:00'de sona erdi. Kongrede kullanılan oy sayısının 21 bin 350 olduğu açıklandı ve Fenerbahçe tarihinde katılım rekoru kırıldı. Fenerbahçe Spor Kulübü Seçimli Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda Aziz Yıldırım'ı geçen Ali Koç, Fenerbahçe'nin yeni başkanı oldu. Ali Koç, 20 bin 736 oyun 16 bin 92'sini aldı. Aziz Yıldırım ise 4 bin 644 oy aldı. Aziz Yıldırım, sandık sonuçlarını beklemeden stattan ayrıldı! Fenerbahçe Kulübünde 20 yıllık Aziz Yıldırım dönemi sona erdi. İlk kez 15 Şubat 1998'de başkan seçilen Yıldırım, bu seçime kadar girdiği 12 kongrede kazanmıştı. Aziz Yıldırım, 13. kongresinde Ali Koç'u geçmeyi başaramadı ve başkanlık koltuğunu devretmek zorunda kaldı. Seçimi kaybeden Aziz Yıldırım, sonuçları beklemeden seçim alanından ayrıldı. Yıldırım, sandıkların sayımı devam ederken sonuçların aleyhine çıkması üzerine seçim alanını terk etti. Ali Koç, 20 bin 736 oyun 16 bin 92'sini aldı. Aziz Yıldırım ise 4 bin 644 oy aldı.
    28.05.2018
    Fenerbahçe Başkanlık Seçimi
    Fenerbahçe başkanlık seçimi için geri sayım devam ediyor. Sarı Lacivertli kulubün yeni başkanının seçileceği kongre için hazırlıklar devam ederken, başkan adayları Ali Koç ve Aziz Yıldırım’dan açıklamalar gelmeye devam ediyor.    Perpa A Blok Başkanı Hasan Sezgin, ''Fenerbahçe'nin Ali Koç ve ekibiyle  yeni bir gelecek vizyonuna kavuşacağına yürekten inanıyorum, kendisine ve ekbine çıktıkları bu yolda başarılar diliyorum'' dedi. Fenerbahçe başkanlık seçimi, futbolu yakından takip eden hemen herkesin yakından ilgilendiği konu olacak. Ali Koç’un, mevcut başkan Aziz Yıldırım karşısında vereceği başkanlık mücadelesi, Türk futbolseverler tarafından yakından takip edilecek. Peki, Fenerbahçe başkanlık seçimi ne zaman yapılacak? İşte, süreç hakkında detaylı bilgiler FENERBAHÇE BAŞKANLIK SEÇİMİ NE ZAMAN? Aziz Yıldırım ile Ali Koç arasında geçecek olan Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlık seçimi,  toplantıya katılma hakkı olan üyelerin salt çoğunluğunun hazır bulunması halinde 26-27 Mayıs tarihlerinde Ülker Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Spor Kompleksi Fenerium Tribünü’nde gerçekleştirilecek. İlk toplantıda tüzük gereği aranan salt çoğunluk sağlanamadığı için Genel Kurul, 02 - 03 Haziran 2018 tarihlerinde aynı yer ve saatte çoğunluk aranmaksızın toplanacak. AZİZ YILDIRIM KİMDİR? Aziz Yıldırım, 2 Kasım 1952 tarihinde Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelmiş, ilkokul ve lise eğitimini Düzce’de almıştır. Eğitimine devam ettiği Düzce’de sportif olarak da bir kariyere başlayan Yıldırım, Hamidiyespor Kulübünde amatör futbol oynamıştır.   Üniversite eğimini almak üzere Ankara’ya gitmiş, Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisinde (şu anki adıyla Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakultesi) inşaat mühendisi olarak tahsilini tamamlamıştır. Eğitiminin ardından Maktaş Mühendislik firmasını kuran Yıldırım, savunma sektöründe altyapı ve üstyapı müteahhitlik hizmetleri vermektedir.   15 Şubat 1998 yılından bu yana yapılan seçimlerle 12 kez Fenerbahçe Kulübü Başkanı seçilen Aziz Yıldırım, Kulüp tarihine ismini en uzun süre başkanlık yapan kişi olarak yazdırmıştır.   ALİ KOÇ KİMDİR?   Ali Koç, 2 Nisan 1967 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Londra’da Harrow School’dan mezun oldu. Rice University’den diplomasını aldı. Harvard University’de yüksek lisans yaptı. ABD’de çeşitli kuruluşlarda çalıştı ve Koç Holding yönetim kurulu üyesi kurumsal iletişim ve bilgi grubu başkanı oldu. Ali Koç, Nevbahar Koç ile evli ve 2 çocuğu bulunmakta.   Ali Koç Fenerbahçe Spor Kulübü’nün eski yöneticisidir. Fenerbahçe Spor Kulübü kongre üyesidir ve 1907 Fenerbahçe Derneği’nin başkanlığını yapmaktadır. 30 Mayıs 2015 tarihindeki Fenerbahçe Spor Kulübü olağan kongresinde bir sonraki kongrede başkan adayı olacağını açıklamıştır.   22 Şubat 2016 tarihinde Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanvekilliğine getirilmiştir.   Ali Koç aynı zamanda Endeavor Türkiye Yönetim Kurulu üyelerindendir. Ali Koç, Forbes Türkiye’nin 2017’de hazırladığı “En Zengin 100 Türk” listesinde 700 milyon dolarlık servetiyle 50. sırada yer almaktadır.   AZİZ YILDIRIM’DAN AÇIKLAMALAR Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Hedef 1 Milyon Üye Projesi’nin önemine dikkati çekti.    Kalamış’taki Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde, Yıldırım ile başkan vekili Mithat Yenigün ve asbaşkan Şekip Mosturoğlu’nun katıldığı “Dönüşüm, Yeni Dönem” adında bir sunum gerçekleştirildi.    Sunumun ardından kısa bir konuşma yapan Aziz Yıldırım, şunları kaydetti:    “Amacımız Fenerbahçe’ye kaynak oluşturmak. Barcelona, Bayern Münih’te statlar dolu. Spor kültürü orada gelişmiş. 1 Milyon Üye Projesi’nde 100 bine ulaştığımızda, tüzüğe madde koyacağız. Kulüp üyeleri muhakkak stattan kombine alacak. Oyuncu almadığınızda bugün kombine alınmıyor. Böyle olunca bütçe dengesiz oluyor. 1 Milyon Üye Projesi Fenerbahçe’nin lokomotifidir. Bu projeyi ilerletmek Fenerbahçelilerin görevidir. Bayrak sallamakla olmaz. 25 milyon taraftarımız var ve buraya 100 bin, 200 bin insanın üye olması lazım. Yakalandığımız kötü operasyonları atlatmamız lazım.”  Fenerbahçe Evleri’nin önemine de vurgu yapan Yıldırım, “Fenerbahçe Evleri, bölgedeki insanların kulübe üye olmasıyla yapılıyor. Bu gelirleri başka türlü yakalayamayız. Saha gelirlerini 2-3 milyon daha artırırsınız. Diğer kalemlerle sağlayamazsınız. Halkın takımı Fenerbahçe, taraftarının sahip çıkmasıyla büyür. ‘Ben Fenerbahçeliyim ama bir şey vermem, yönetim kötü, antrenör kötü.’ demekle olmaz. Basketbolun 30 milyon avro bütçesi var. Sponsor 11 milyon, saha gelirleri 3 milyon avro. Bu açığı kapatan taraftar olmalı. Kur artınca taraftar da ‘Bir şey veremeyiz.’ derse hiçbir şey ilerlemez. Taraftar her şeye katılacak. Forma alıyorlar teşekkür ederiz ama diğerlerine de destek vermeliler.” ifadelerini kullandı.    Sunumdan öne çıkanlar    Sunumda, Aziz Yıldırım’ın 20 yıllık başkanlık döneminde, kazanılan sportif başarılar ile yapılan tesisleşme yatırımlarını anlatılırken, sarı-lacivertli kulübün mali yapısının 10 kat büyüdüğü savunuldu.    Sunumda, başkanlığa tekrar seçilmesi durumunda Aziz Yıldırım’la yeni dönemde bütün branşlarda her sezon Avrupa’nın ilk 8 takımı arasında yer alınması, 2023’te gelirlerin yüzde yüz arttırılması gibi hedeflerin olduğu vurgulandı.    “Fenerbahçe ekolünün” oluşturulacağı ve Avrupa’nın ilk 10 kulübü arasına girileceği iddia edilen sunumda, “Siyah Çoraplılar Futbol Akademisi”ne de vurgu yapıldı.    “Futbol Yatırımları AŞ” adında bir oluşum kurulacağı ve buraya 5 tane İstanbul’dan pilot takımın katılacağı aktarıldı.    Basketbolda teknik ve sporcu kadrosunun korunacağı, voleybolda ise yabancı oyuncu transferi altyapı sayesinde en aza indirileceği belirtildi.    FB TV’nin dışında sadece Fenerbahçelilere değil tüm sporseverlerin ilgisini çekeceği yeni bir digital spor kanalının kurulacağı da sunumda yer aldı.    Uluslararası seviyede bir giyim markasının daha oluşturulacağı ve e-ticarete önem verileceği ifade edildi.   ALİ KOÇ’TAN AÇIKLAMALAR Başkan adayı Ali Koç, CNN Türk’te Hafta Sonu programında Hakan Çelik’in sorularını yanıtladı. İşte Ali Koç’un açıklamaları:   Bu süreçte bana destek olan aileme çok teşekkür ediyorum. Ben tutkumun peşinden koşarım. Fenerbahçe taraftarının bana karşı olan sevgisine karşılık verememek beni çok üzüyordu. Küçüklüğümden beri hayalimde vardı Fenerbahçe’ye başkan olmak. Rahmi Koç çok demokrat bir insan. Geçen sene 2 Nisan, ben 50. yaşıma bastım. Bu konuşmada bana böyle bir şey olamayacağını ifade etti. Ben kendisiyle konuştum, bu yoldan geri dönüş olmadığını söyledim. Sağ olsunlar sonuna kadar arkamda durdular. 7 gün kaldı, bakalım 7 gün sonunda ne olacak? En büyük itiraz küçük oğlumdan geliyor. Başkan olma kararını aldıktan sonra bütün ailem çok destek oldu. Sonuç ne olursa olsun yola çıktık Allah utandırmasın diye bekliyoruz bakalım neler olacak.      BU BÜYÜK BİR GURUR   Gittiğim yerlere diğer takım taraftarları da bana destek oluyor, bu büyük bir gurur. Ben başka bir camiaya hiç saygısızlık yapmadım. Bir felsefem var; kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmayacaksın. Fenerbahçe çok daha iyi yönetilmeyi hak ediyor. Ben de bu yüzden başkan olmak istedim. Zihniyet, yatırım bir çok şeyde Türk futbolu olarak çok geride kaldı. Bunun için de aday oldum. Fark yaratabileceğimi düşünüyorum.  Türk futbolunu etkileyebileceğimi düşünüyorum. 10-15 yılda nefret ortamı var. Kulüpler arasındaki şiddet ortamı sona ermeli. Geçen gün okuldan gelen kızım ‘Baba biz Galatasaray’dan nefret mi ediyoruz?’ diye sordu. Biz küçükken böyle bir şey yoktu. Saha içinde kora kor bir rekabet, saha dışında da yapıcı bir rekabet olmalı. Türk futbolunu hak ettiği yere getirmek için kulüpler ve federasyon olarak ortak bir çalışma içinde olmalıyız.Çok yer ziyaret ettik, kulüpleri ziyaret ettik. Türk futbolu çağın çok gerisinde kaldı. Baktığınız zaman sonuçları da ortada. Ben bir fark yaratabileceğimi düşündüm   PASSOLİG’E GEREK YOK   Ben Passolig tarafında değilim. Tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok. Dünyada sadece İtalya’da vardı; o da kalktı. Bana göre gerek yok. Zararı yok ama desteklemiyorum.   FENERBAHÇE İYİ YÖNETİLMİYOR   Fenerbahçe iyi yönetilmiyor. Günü birlik düşünülüyor. Çok daha akılcı, rasyonel yönetilmeli kulüpler. Sadece biz değil diğer kulüpler de. Günü kurtarma yaklaşımıyla yönetilmemeli. 6 ay var ‘şampiyon olmazsanız yenilemem’ diyorsunuz olmayınca da yenilemiyorsunuz. Bu böyle olmaz. Fenerbahçe’nin borcunun tam olarak ne kadar olduğunu anlamak mümkün değil. Bu tespit edilemiyor. Geçen seneki raporda borç miktarında ‘Batak’ yazıyordu. Kulübe gelen gelirler kulübün kasasına girmiyor ki... Direkt olarak temlik, hisseler rehinli. Fenerbahçe’nin mali geleceği ipotek altına almış. Bence Fenerbahçe finansal açıdan iyi yönetilmiyor. Ben bu işi tek başıma hallederim demiyorum. Bu sorunları çözebilecek akla, mantığa ve vizyona sahip olduğumu söylüyorum. Tek başına yapamam. Yönetime gelirsek her şeyi baştan kuracağız.   KARŞILIK BEKLEMEDEN F.BAHÇE’YE VERECEĞİM BİR MEBLAĞ VAR   Fenerbahçe’nin gelirleri azalıyor. Giderleri artıyor. Bunu tam tersine çevirmemiz gerekiyor.Gelirleri arttırma kısmında ben ve arkadaşlarımın direk etkili olacağı alanlar var. 3 Temmuz’daki kurduğumuz bağlar incelmiş durumda. 3 Temmuz’daki dayanışmamız dünyaya örnek oldu. Taraftarın maça gelmemesini sadece ekonomiye bağlarsanız olmaz. Benim Ali Koç olarak, karşılık beklemeden Fenerbahçe Spor Kulübü’ne vereceğim bir meblağ var. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün sponsorluk yapılabilecek tüm alanlarının maksimum seviyeye getirileceğinin taahhüdünü verebilirim. Şirketlerim kulübe her alanda sponsor olacak. Gelirlerimiz artacak. Kulüp bir sermaye grubunun altına girmeyecek. UEFA ile görüşerek sorunları aşacağız., ANA SAYFA    PERPA HABERLERİ  
    25.05.2018
    Elektrikli Gemiler Geliyor
        Otomobilde yerli elektrikli araç üretecek şirketler “babayiğit” olarak anılırken, denizin babayiğitleri de yaptıkları çalışmalarla dikkat çekiyor. Türk tersanelerinden çıkan elektrikli gemiler, Norveç fiyortlarında dolaşıyor. Feribotlar, balıkçı gemileri Türkiye’de elektrikli hale getiriliyor.   ELEKTRİKLİ otomobiller gibi yeni bir akım da elektrikli gemiler. Malum dünya ticaretinin büyük bölümü halen gemilerle gerçekleşiyor. Deniz trafiği, dünyadaki karbondioksit (CO2) emisyonlarının yaklaşık yüzde 2.1’ini oluşturuyor. Karayollarında araçları elektrikli sisteme geçirerek çözüm arıyorlar. Denizlerde de aynı yarış başladı. Çünkü dört bir yanımız deniz ve denizlerimizde binlerce dizel motorla çalışan gemi var. Dünyada elektrikli gemi yapabilen 10-15 marka var. Bunlar Siemens, Rolls Royce ve ABB gibi çok büyük firmalar. Ama tamamı Türk olan bir şirket, bu alanda yaptığı çalışmalarla devlerle yarışıyor. Elkon isimli şirket, Norveç fiyortlarında gezen feribotları, kuzey denizlerinde balıkçı gemilerini, büyük gemilere eşlik eden kılavuz gemileri elektrikli hale getiriyor. Dünyanın dört bir yanından gemi siparişi alıyorlar. Elkon Genel Müdürü Ertuğ Yaşar, “Norveç başta olmak üzere gelişmiş ülkeler elektrikli gemiye geçmek için dünya çok ciddi bir irade ortaya koyuyor. Örneğin feribotlar tamamen sıfır karbon salımıyla elektrikli tahrik sistemli olarak yapılabiliyor. Bu feribotları Tesla gibi düşünürseniz, Tesla’nın içindeki elektrik set sistemini ve elektrik sistemlerini biz yapıyoruz” diyor. EN BÜYÜK PAZAR NORVEÇ Elektrikli gemiler, içten yanmalı makineler yerine, elektrik motorlarla çalıştırılıyor, hareket gücü, gemi karada iken şarj edilen bataryalardan elde ediliyor. Dünyada bu teknolojiyi yapan 10-15 firma bulunduğunu anlatan Yaşar, “Elkon da ülkemizde bu teknolojiyi hem Türk, hem de yabancı tersanelerde inşa edilen gemilerde uyguluyor” diyor. Elektrikle çalışan gemilerde talebin genelde Batılı ülkelerden ve özellikle Norveç’ten geldiğini söyleyen Yaşar, şöyle konuşuyor: “Bunun asıl nedeni de emisyonların azaltılması isteği. Tabi elektriği de yenilenebilir kaynaklardan üretme şartı ile… Bizim gemi inşaat sektörümüz daha çok Norveçlilere, İskandinavlara, Kanadalılara, İngilizlere çalışır. Çevremize baktık gördük ki Avrupa’da bizim gibi firmalara iş veren en büyük pazar Norveç. Çok ilginç tabii 5.6 milyonluk bir nüfus, Türkiye’nin 1.5 katı bir yüzölçümü ve Avrupa gemi inşaat sektörünü domine ediyor. Türkiye’de yapılan gemilerin de yüzde 50’si-60’ı Norveç’e yapılıyor. Zaten büyümek amacındayız, odağımıza Norveç’i koymalıyız dedik. Güçlü yönlerimiz olarak mühendislik tarafımız öne çıktı. Türkiye’nin 447. Ar-Ge merkeziyiz. Şu anda özellikle değişik türde balıkçı gemileri, feribotlar; römorkörler, açık deniz (offshore) rüzgâr çiftliği destek gemileri üzerinde çalışıyoruz. Özellikle Norveçli feribot operatörleri için Türk ve yabancı tersanelerde elektrik sevk sistemli feribot projelerinin çalışması hızla sürüyor.”   TÜRK TERSANELERİNDEN FİYORTLARA ELEKTRİKLİ FERİBOT YAŞAR, Norveç’te Karayolları Genel Müdürlüğü’ne tekabül eden kurumun fiyortlardaki feribot trafiğini yönettiğini anlatarak, “Orada 250’nin üzerinde hat var; bir kısmı ticari hat, bir kısmı sosyal hat. Bu hatlarla ilgili ihaleler açılıyor. 2014’ten beri hiçbir ihalede dizel makine kabul edilmiyor. En kötüsü LNG ve ihale şartı şöyle: Tabii ki fiyat ama toplam enerji verimliliği ve 10 yıl boyunca doğaya yapacağınız CO2 emisyonu. Türk tersaneleri bu gemileri yapmaya başladı. Türk tersanelerinde şu an 11 tane böyle gemi var, feribot. 3 tanesi teslim edildi, diğerleri inşa ediliyor. Tersan Tersanesi, Cemre Tersanesi ve Sefine Tersanesi inşa ediyor. Biz Sedef Tersanesi’nde Kanada’ya bir tane hibrit feribot inşa ettik” diyor. BOĞAZ HATLARI TAMAMEN ELEKTRİKLİ OLABİLİR ELEKTRİKLİ gemiler neden yaygınlaşmıyor sorumuza karşılık Yaşar, batarya teknolojisinin henüz Uzakdoğu’dan Avrupa’ya gidiş gibi uzun yolculuklar için yeterli olmadığını vurgulayarak, şunları söylüyor: “Ama kısa sürüş dediğimiz, Çubuklu-İstinye hattı, Beşiktaş-Üsküdar hattı, Kadıköy-Beşiktaş hattı, bunlar tam da bizim yaptığımız işler.Bunlar tamamen sıfır karbon salımıyla, elektrikli tahrik yani elektrik set sistemli olarak yapılabiliyor. Üsküdar-Beşiktaş profiline bakıyoruz, 7 dakika gidiş, 15 dakika duruyor diyelim, güç ihtiyacını hesaplıyoruz. Ne kadar kilovat saat gerekli, bunu ne kadarda şarj ediyoruz, büyük şarj gece edilecek, kısa şarjlar arada edilecek diyoruz ve ona göre uygun bataryayı buluyoruz. Bugün bu teknoloji var ve çalışıyor. CAPEX başta biraz fazla ama OPEX düşük ve artık tamamen yeşil çevreci elektriği yenilenebilir enerji ile getiriyorsunuz. Bize kalsa Boğaziçi gibi dünyanın en güzel suyunda dizelli hiçbir şey çalışmamalı. Deniz hatları, vapurları tamamen elektrikli olabilir.”   Tesla’nın elektrikli otomobilleri ve TIR’larından sonra şimdi de elektrikli kargo gemilerinin üretimi için düğmeye basıldı. Norveçli iki şirket tarafından geliştirilen “Yara Birkeland”ın 2018 yılı içinde  suya indirilmesi planlanıyor. 25 milyon dolarlık maliyeti ve yüksek bakım onarım giderlerinin daha az mürettebat kullanılarak ve yakıttan elde edilecek tasarrufla karşılanacağı belirtildi. Tech Republic’te yayınlanan habere göre Norveç’teki iki şirket, Yara International ASA ve Kongsberg Gruppen ASA dünyanın ilk elektrikli gemilerin üretimi için tasarım ve geliştirme çalışmalarını başlattı.   “Tesla Denizleri” (Tesla of the Seas) olarak adlandırılan proje kapsamında üretilecek ilk gemi olan “Yara Birkeland”, 2018’de fiyort içinde 37 mil uzaktaki bir limana gitmek üzere yola çıkacak. 25 milyon dolara mal olması planlanan geminin diğer teknelere aborda olma manevrasına kadar her şeyi kendi kendine yapması bekleniyor. Maliyetinin ve yerinde onarım masraflarının geleneksel konteyner gemilerine oranla çok daha yüksek olacağı öngörülüyor.   Ancak projeye fon sağlayan kişiler, geminin daha az mürettebat ve yakıt harcamalarındaki tasarrufla şirket masraflarının yüzde 90 oranında azaltılacağına ve maliyeti karşılayacağına inanıyorlar. Öte yandan, Norveç’te kısa mesafeli nakliye operasyonlarında kullanılan 40 bin kamyona da gerek kalmaması ile ek maliyetin ortadan kalkması ve yakıt yoluyla doğaya salınan emisyondaki düşüşün de projeye “ek katkı” sağlayacağı düşünülüyor.   “Yara Birkeland”ın, kısa mesafeli seyirlerin ardından Amsterdam, Antwerp ve Rotterdam gibi daha uzun yolculuklar için geliştirileceği belirtiliyor. Bunun için belirtilen tarih ise 2020. İLK ELEKTRİKLİ GEMİDE ÇİN İMZASI VAR   Norveç’te tasarım aşamasında olan elektrikli gemi konusunda ilk somut adımı ise Çin atmış durumda.    2017’nin Kasım ayında Guanco Tersanesi tarafından inşa edilip suya indirilen 2 bin tonluk elektrikli yük gemisi, İnci Irmağı deltasında seferlerine başladı bile. Gemi, “temiz enerji” kullanmasına rağmen, Çin endüstrisinde halen fazlaca tüketilen kömürleri taşıyor.   Çin malı elektrikli kuru yük gemisi, 2 saatlik şarjla 80 kilometre yol alıyor. Geminin şarj süresi, yükünü boşaltma süresine denk geliyor. Böylece hedefine varıp yükünü boşaltırken, akülerini şarj etmiş, limana geri dönmeye hazır hale geliyor.   ZUMWALT PROJESİ RAFA KALKTI   ABD ise uzun menzilli elektromanyetik ray silahlarının kullanılacağı Zumwalt sınfı bir destroyer inşa etti. Elektrikli USS Zumwalt, güçlü gaz türbinleri kullanıyor ve gerek duyduğu elektriği fosil yakıtlardan üretiyordu.    Ancak, donanma ray silahlarından vazgeçince, destroyere harcanan 4.4 milyar dolar da “zarar” hanesine yazıldı. Ancak kazanılan birikim yine de hayalet gemi ve elektrik motoru teknolojisinin gelişmesine katkı sağladı. Kaynaklar: http://www.turksail.com/genel-haberler/15739-elektrikli-gemiler-2018-de-suya-inecek http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/denizlerin-babayigitleri-40847498 PERPA HABERLER  
    22.05.2018
    Vergi Barışında Son Gün 31 Temmuz
    Maliye Bakanlığı, vergi barışının nasıl uygulanacağına ilişkin düzenlemeleri açıkladı. Buna göre bir şirket barışı seçtiğinde faizi düşecek ve maliyet avantajı sağlayacak. Yapılandırılan borçta eylül ayının sonuna kadar ödeme yapılmazsa avantaj kaybolacak. VERGİ borçlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik yasanın resmileşmesinin ardından Maliye Bakanlığı da uygulamanın nasıl olacağına açıklık getiren ikincil düzenlemeleri hazırladı. Buna göre borçlar için 31 Temmuz 2018 akşamına kadar başvuru yapılabilecek. İlk taksit pazar gününe denk geldiği için 1 Ekim 2018 tarihine kadar ödenecek. Hazırlanan tebliğ taslağında cezaların nasıl yapılandırılacağı örneklerle anlatıldı. 28 Haziran 2017 tarihinde 206 lira trafik cezası alan bir kişi, yapılandırma olmasaydı 113 liralık faiz ödemek zorunda kalacaktı. Bunu yerine yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) katsayısı ile faiz 7.93 liraya düşecek. Böylece toplamda 319 lira yerine 214 lira ödenecek.   PEŞİN ÖDERSE   Vergi ve diğer alacakların yeniden yapılandırılmasına ilişkin yasanın uygulanmasına yönelik hazırlanan tebliğ taslağına göre, borcunu peşin olarak ilk taksit ödeme süresi içinde ödemek isteyenlerin faizlerinin yüzde 90’ı silinecek. Örneğin 108 bin liralık borcu olan bir mükellef borcunu peşin ödemek isterse 20 bin 250 liralık faiz yerine, 2 bin 25 liralık Yİ-ÜFE katsayısına göre borcunu ödeyebilecek. Yapılandırmadan önce 128 bin 250 lira olan borç, yapılandırmadan sonra 108 bin artı 2 bin 25 liradan toplamda 110 bin 25 liraya düşecek. Aynı mükellef yapılandırdığı bu borcunu eylül ayının sonuna kadar ödemezse geç ödeme zammı üstüne eklenecek. Yani bin 795 lira eklenecek. Bu sefer yüzde 50 oranında indirim uygulanacak. 20 bin 250 lira yerine 10 bin 125 liralık Yİ-ÜFE üzerinden borcunu ödeyebilecek.   18 TAKSİTLE ÖDEME 25 Nisan 2017 tarihinde 4 bin 432 lira trafik para cezası olan bir mükellef borcunu 18 eşit taksitte ödemek istediğinde öncelikle vergi dairesine başvuracak. 4 bin 432 liralık borcun faizi, 17 Mayıs 2018 tarihine kadar yüzde 65 oranında artarak 2 bin 880 liraya ulaşıyor. Borcun faizi yapılandırmaya dahil olduğu için 201,66 liraya düşecek. Toplam borç anaparayla birlikte 4 bin 633 lira olacak. Mükellef borcunu 18 taksitle ödeyeceği için 1,15’lik katsayı uygulanacak. Bu durumda borç 5 bin 328 liraya yükselecek. Borcunu 296 lira taksitle ödeyebilecek.   TAKSİTİ KAPATMAK   Aynı mükellef eylül ayında vergi dairesine başvurarak taksit tutarlarını peşin ödemek isterse bu sefer para cezasının aslından yüzde 25, faizinden yüzde 90 indirim yapılacak. Para cezasının aslı 3 bin 324 liraya, faizi ise 20,17 liraya düşecek. Toplamda 3 bin 344 lira ödeyerek borcunu kapatabilecek.   KREDİ KARTI İLE ÖDEME   Yapılandırma borçları kredi kartı ile yapılabilecek. Maliye Bakanlığı, bankalarla gerekli anlaşmaları sağladı. Kredi kartı ile yapılacak ödemeler Gelir İdaresi Başkanlığı’nın www.gib.gov.tr adresi üzerinden yapılabilecek. Bankaların uygulama geliştirmeleri halinde internet siteleri veya şubeleri üzerinden de kredi kartıyla tahsilat yapılabilecek. Kredi kartı ile yapılacak ödemeler tüm taksitlerin veya bir ya da birden fazla taksitin defaten (topluca) ödenmesi ya da taksitin ilgili taksit aylarına yansıtılması suretiyle de ödenmesi şeklinde yapılabilecek. Örneğin, borçlu tarafından kanun kapsamında taksitlendirilmiş alacağın ilk iki taksit tutarının kredi kartı ile aynı gün ödendiği varsayıldığında, banka tarafından taksitler ilgili taksit ayları olan Eylül 2018 ve Kasım 2018 aylarında borçlunun hesap ekstrelerine yansıtılacak ve bu suretle yapılan tahsilat tutarları taksit aylarının son gününü izleyen 20 gün içinde Hazine hesaplarına  aktarılacak.  
    22.05.2018
    Google'ın gizli araştırması
    İngiltere’de yayımlanan Times gazetesi, Google’ın X adındaki gizli araştırma birimi tarafından 2016 yılında hazırlanan sekiz dakikalık bir videonun dışarıya sızdığını bildirdi.   BBC Türkçe’nin Times’ın Salı günkü sayısından aktardığı haberde, “Google, insanların davranışlarını manipüle etmek ve tüm canlıların faydasına olacak sonuçlar elde etmek için bireyler hakkında topladığı devasa büyüklükteki verileri kullandığı bir gelecek tahayyül ediyor” denildi.   Haberde, sekiz dakikalık videoda, Google’ın elindeki verilerin “bir kayıt defteri” olarak tanımlandığı ve bunların pasif kayıtlar olmaktan çıkarılarak, insanların eylemlerini şirketin “değerlerine” uygun bir şekilde etkileyebileceğinin belirtildiği vurgulandı.       Haberde, “Google’ın bir kişi hakkında yeterli bir veriye sahip olmadığı durumlarda da algoritmasının bu kişiye hakkında veri toplamak için cazip bir ürün geliştirmesi öngörülüyor” denildi.   Google ise videonun mevcut ya da ileriye dönük herhangi bir planı yansıtmadığını ve tamamen “bir düşünme deneyi” olduğunu söyledi.   Ancak analistler, bu videoda tarif edilene benzer bir geleceğin olasılık dahilinde olduğunu söylüyor.   The Times, şirketin aralarında “kullanıcı davranışındaki potansiyel hataları tespit eden ve düzelten” bir teknoloji de dahil olmak üzere yaptığı patent başvurularında benzer fikirlerin yer aldığına dikkat çekti. Kaynak: Birgün Gazetesi
    22.05.2018
    Kansere Neden Olan Beslenme alışkanlıklarımız
      İstanbul Sultangazi’de “KANSERE NEDEN OLAN BESLENME ALIŞKANLIKLARIMIZ” konusunda düzenlediği toplantıda Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL’UN konuşması.   “YAĞ” ve “ŞEKER” Eğer hayvan merada %100 yeşillikle besleniyorsa, asla başka yabancı gıda almıyorsa, o tereyağı dünyanın en iyi yağıdır. Zeytinyağından da iyidir. Ama marketten satın aldığınız tereyağı ahırda beslenen, pancar küspesi, mısır silajı veya başka tahıllarla beslenen hayvanların yağıdır… Sizin sağlığınızı korumak için ne yediğinize bakmanız lazım. İşte temel hatalardan biri yağ seçimi.   Biz ayçiçek yağı, mısırözü yağı, margarin veya endüstriyel tereyağı yediğimiz sürece  hasta olmaya mahkumuz.   ZEYTİNYAĞI, TEREYAĞI Elimizde iki tane yağ var şu anda. Bir, zeytinyağı; iki, %100 mera sütünden yapılmış tereyağı. Peki fındık yağını nereye sokacağız? Bu liste içinde bakın fındık yağının yağ asit içeriği, yani temel yağ bileşimi zeytinyağına çok yakındır. Hasta edici bir yağ değildir. Ama zeytini sıkıyorsun, yağını elde ediyorsun. Fındığı eziyorsun, püre haline getiriyorsun, 80 dereceye ısıtıyorsun, eter katıyorsan, yağını öyle elde ediyorsun. Hangisi tercih edilir? Zeytinyağı tabii ki. Yani fındık yağını eve sokmanın bir alemi yok. Ha zeytinyağının tadına hiç tahammül edemiyorsan o zaman rafine zeytinyağı kullanabilirsin. O da işte fındık yağıyla aynı yöntemle elde edilir. Yani piyasa değeri olmayan, çok koyu, kokulu zeytin yağlar fabrikaya gönderilir. Onlar da 70-80 dereceye ısıtılır; sonra da eter katılır; yağ elde edilir. İlk etapta rafine zeytin yağı elde edilir. Hiç kokusu yoktur, hiç tadı yoktur. Eğer bu rafine zeytin yağına, %5 oranında sızma zeytin yağı katarsanız, o zaman riviera tipi zeytinyağı elde etmiş olursunuz. Hani marketlerde görüyorsunuz ya, o fabrika eseri bir yağdır; ayçiçekle filan karışmış değildir. Saf zeytinyağıdır. Ama neden yoksundur biliyor musunuz? Sızma Zeytinyağında var olan antioksidanlardan yoksundur. Çünkü oksitlenme, yani paslanma bütün bizim hastalıkların temelindeki ana unsurdur. Nasıl açık havada bırakırsan demiri yağmurda paslanır, ama biz ne yaparız, antipas diye bir boya süreriz paslanmasın diye.  Vücudumuzun da antipasları vardır. Bunlara biz antioksidan diyoruz. Antioksidanları ağırlıklı olarak sebze-meyvelerden elde ediyoruz. Zeytinyağı antioksidanlardan çok zengindir ve kalp hastalıklarına karşı koruyuculuğu önemli oranda antioksidanlardan dolayı kaynaklanmaktadır. Ama biz onu ısıttığımız zaman, rafine zeytinyağı elde ettiğimiz zaman, bu unsurları geniş ölçüde kaybediyor. O yüzden mümkün mertebe sızma zeytinyağı kullanmalıyız ve çocuklarımıza da bu tadı alıştırmamız lazım. İkinci temel hatamıza geçmeden birincisi olan yağ seçimini özetlersek, daha Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinin Trabzon bölümünde, hamsinin zeytinyağı ile kızartıldığının tarifi vardır. Sen 500 sene önce bu topraklarda bunu biliyordun. Ama biz, dış etkilerle doğruyu unutturulduk ve yanlışlara sürüklendik. İşte o yanlışlıklar bizi hastalıklara sürüklüyor. Zaten dünyada bir tek Akdeniz yöresinde yetişiyor. Şimdi Arjantin’de, Çin’de zeytin ağacı yetiştirilmeye çalışılıyor. Biz toprağındayız. 5.000 yıldır bu topraklarda zeytinyağı kullanılıyor. Ne olur biraz özümüze geri dönelim. TOZ ŞEKER   İkinci büyük hata şeker. Hayatımızda şeker, insanlık tarihi itibarıyla bakarsanız çok yeni bir olgu. Peki şeker bir besin maddesi midir?  Değildir. Çünkü besin maddesini nasıl tanımlıyoruz? İnsanın bedensel ve ruhsal işlevlerini ve çoğalmak için, yani neslini sürdürmek için gerekli maddelere biz besin maddeleri diyoruz. Şeker, insanın herhangi bir işlevini yerine getirmek için gerekli mi? Evet. Beyin glikozla çalışıyor. Omurilik hücreleri glikozla çalışıyor.  Eritrosit dediğimiz alyuvarlar glikozla çalışıyor.  Enerji kaynağı olarak glikozu kullanıyor.  Peki dışarıdan şeker alıp da daha akıllı olan bir insan gördünüz mü? Hani beyin glikozla çalışıyor ya, şeker yediği için daha akıllı olan bir insan gördünüz mü? Veya sperm, enerji kaynağı olarak früktozu kullanıyor. Meyve yiyip de daha müthiş erkek olanı gördünüz mü? Çünkü;   insanın gereksinimi olan glikozu da früktozu da vücut kendisi üretiyor.  Dışarıdan asla alınmasına gerek yok.  Dolayısıyla biz şeker yediğimiz zaman  tamamen sadece damak zevkimiz için yiyoruz.  Asla hiçbir bedensel ihtiyacımız yok. O yüzden şekere boş kalori denir. Yani gereksiz yere aldığımız kalori. E bugün bakın şimdi son bir hafta içinde yediklerinize, ne kadar boş kalori aldınız? Çok… Niye?… Hasta olmak için, Sadece hasta olmanıza katkıda bulundu. Bir de son zamanlarda pancardan elde edilen şeker de bir yana bırakıldı; daha ucuz olsun diye mısırdan elde edilen şeker kullanılmaya başlandı. Fruktozdan zengin mısır şurubu. Ne yazık ki, bizim gıda tüzüğümüzde farklı şekerlerin farklı adlandırılması zorunluluğu yok. Şeker şekerdir mantığıyla ister nişasta bazlı şeker yani mısır nişastasından elde edilmiş şeker olsun ister pancar şekeri ister … şekeri olsun hepsinin üstünde şeker yazılması yeterli. Halbuki mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu, aynı miktar kaloride bile olsa normal şekere göre % 46 daha şişmanlatıcı. Özellikle karın bölgesi yağlanmasına yol açıyor. Bu bilimsel olarak kanıtlandı.                     Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri, Amerika’da bir teknik üniversitenin bir öğretim üyesinin sözünü ödünç alarak size söylemek istiyorum  “Yaşadığımız çağ, akademik kapitalizm.” Yani sermaye sahiplerinin akademisyenleri satın alması sonucu, toplumla paylaşmak istediklerini akademisyenlere söylettirdikleri çağdayız.. Yani satılmış insanların çağı. Satılmış bilim insanlarının çağındayız.   KARACİĞER YAĞLANMASI Üçüncüsü ise karaciğer yağlanması. Ama ne tür bir yağlanma? Alkolizm dışı bir yağlanma. O yüzden biz buna alkol dışı karaciğer yağlanması deniyor. Ve alkol dışı karaciğer yağlanması, özel tipli bir siroza neden oluyor. Atatürk’ün öldüğü siroz hastalığı var ya. Özel bir tipte siroz hastalığı, kriptojenik siroz deniyor buna. Amerika’da son otuz yıl içinde üç kat artan karaciğer kanserinin de kriptojenik siroz sonucu olduğu belirtiliyor. Yani sonuçta Amerika’da son 30 yılda üç kattan fazla görülen karaciğer kanserinin sebebi mısır şurubudur. Bu, bu kadar açıkken bizim bakanlığımız dün yaptığı açıklamada hiçbir bilimsel kanıt sunulamamıştır diyor. Benim 110 tane bilimsel yayın kullanarak yazdığım, on yedi sayfalık raporu da çiğneyerek bunu yapmış. 17 sayfalık rapor gönderdim onlara. 110 tane de literatür ekledim. Ama neoliberalizmdeki iktidarlar sermayenin iktidarıdır; vatandaşın iktidarı değildir. Yurttaşın iktidarı değildir...   Ne olur çocuklarınızı mısır şurubundan uzak tutun. Hem şekerden uzak tutun ama özellikle de yani gofret, bisküvi kek dışardan alacağına az şekerli bir keki evde kendin yap. Yani ambalajlı bir ürün sunmayın çocuklarınıza.   MISIR ŞURUBU Bugün gıda sanayisinde sadece ve sadece aksi belirtilmediği takdirde mısır şurubu kullanılıyor.  Dondurmalarda o kullanılıyor, hazır aldığınız baklavanın şerbeti bile mısır şurubundan. Kartal’da onun fabrikası var Ülker’le Cargill firmalarının ortak kurdukları bir fabrika. Baklava şerbeti bile oradan geliyor. Çocuklarınıza illa tatlı bir şey yedirecekseniz, ne olur evde kendiniz yapın ve olabildiğince az şekerli yapın. Çünkü total olarak da şeker zararlı zaten, yani; insanın  zarar görmeden günde tüketebileceği şeker miktarı 30 gram dolayındadır. 30 gram, 8 kesme şekeri yapar. Ama bu şekerin içinde ne yazık ki meyve de var, bal da var, yani siz kahvaltıda bir tatlı kaşığı bal yediyseniz, hakkınız 7 ye düştü. Bu hakkınızı ağırlıklı olarak meyve olarak değerlendirin. Eğer bugün hiç şeker yememişseniz, bal dahi yememişseniz, çayınıza hiç şeker koymamışsanız, başka hiçbir şeker kaynağı da yoksa, 8 kesme şekerin karşılığı 300 gram portakal veya 300 gram elma veya 400 gram kiraz veya vişne veya 100 gram kadar muz, incir veya üzüm yiyebilirsiniz. Ama sadece 100 gram. Yani mandalina zamanı koy hanım önüme bir kilo mandalinayı ben bunu yiyeyim bu sağlıklı değil. Siz sınırsızca sebze yiyebilirsiniz ama meyve sınırlı yemeniz lazım. Meyvenin fazlası da şişmanlatır. Ve zararlıdır, karaciğer yağlanması yapar….. Yani meyve tek başına bile hem karaciğer yağlanması, hem karın tipi şişmanlık yapabilir. Karın tipi şişmanlığın çok özel bir yeri vardır. Bağırsak çevresindeki iç organların çevresindeki yağlar hormonal etkin yağlardır ve bu hormonal etkin yağlar ne yazık ki kanser oluşumunda da, kalp-damar hastalığı oluşumunda da etkindir. O yüzden eşit bir şişmanlık, yani kollar bacaklar her taraf eşit ama karın büyümemiş. Bu şişmanlığa çok itirazım   KARNIMIZ İNECEK Karın tipi şişmanlık eşittir şeker hastalığı, eşittir kalp hastalığı, eşittir kanser. O yüzden göbekler inecek. Göbekler inmediği sürece sağlıklı olma şansımız yok. Göbekleri indirmek içinde şekerden uzak duracağız. Çünkü en çok karın tipi şişmanlık yapan früktozdur. Bizim yediğimiz pancar şekerinin de yarısı früktozdur. Yediğimiz meyvenin şekerinin de yarısı früktozdur. Biz früktozu azaltmak zorundayız. Karın tipi şişmanlığı, dolayısıyla kalp hastalığı, kanser, inme gibi hastalıklardan kurtulmak istiyorsak karnımız inecek. - Esmer şeker hakkında ne düşünüyorsunuz? - Bakın bütün şekerler esmerdir. Üretim aşamasında karamelize olur. O yüzden esmerdir ama yıkandıkça üzerindeki karamel atılır, rafine edildikçe beyazlaşır. Yani senin dediğin esmer şeker, yediğin beyaz şekerin üretimdeki bir önceki aşamasıdır. Sadece ticari bir tuzak. Daha yüksek fiyata satabilmek için ticari bir tuzak…… Şimdi karaciğer yağlanmasının önemli bir bölümü selim seyredebilir. Yani her hangi bir sorun yaratmadan da insan ömrünü bununla sürdürebilir. Ama bir bölümü yine hatalı beslenmenin devam etmesi koşuluyla, yağlı karaciğer iltihabına dönüşebilir. Alkol dışı yağlı karaciğer iltihaplanmasıdır bu hastalığın adı. Ciddi karaciğer yetersizliği, siroz karaciğer kanseri aşamasıdır. Bazen yağlı karaciğer iltihabı olmadan da sadece yağlı karaciğer aşamasında da bazı hastalıklar çıkabilir ama yağlı karaciğeriniz varsa iki yol var sizin önünüzde; biri nispeten hayatınızı idame edeceğiniz bir yol öbürü de ölümdür. O yüzden ne yapıp yapıp karaciğer yağlanmasını tedavi ettirmelisiniz. Bunun da temelinde şekeri tümüyle sıfırlamanız geliyor. Ancak iki yıl gibi bir süre içinde toparlayabilirsiniz…… Şeker kesmeyi dile getirdiğimiz zaman karaciğer yağlanması açısından, o zaman nişastayı da kesmemiz lazım. Çünkü nişasta, daha ağzımızda çiğnendiğinde tükürükle glikoza dönüşür. Şekerdir; yani nişasta da şekerdir. - Kolesterolün karaciğer yağlanmasıyla bir ilgisi var mı? - Kolesterol olmazsa hayat olmaz. Bütün hormonlarımızın ham maddesi kolesteroldür. O yüzden zaten anne sütünde kolesterol çok yüksektir. Çocuğun hormonlarının üretilmesi için başlangıçta anneden aldığı kolesterole ihtiyacı vardır. Kolesterol masum bir maddedir. Ama oksitlenirse oksikolesterole dönüşür ve damar sertliği yapar. Peki oksitleyen ne? Şeker. kolestrol Yedikten sonra şeker trigliseride dönüşür. Yağdır o ve o trigliseritten kolesterolü oksitleyerek damar sertliği yapar bir. İki; ayçiçeği yağı, mısır özü yağı veya margarinden elde edilen trans yağ asitleri kolesterolü oksitler ve böylece damar sertliği oluşur.   Üç, yapay yemle beslenen hayvanların sütünde de iç yağı vardır. Damar sertliği yapıcı doymuş yağ asitleri vardır, bunlar kolesterolü oksitler ve hasta eder bizleri. Şimdi hayvanın merada otlarsa ayçiçeği yağı mısırözü yağı margarin kullanmazsan şekeri de azaltırsan senin damar sertliği olma şansın kalmıyor. Kolesterolün ne olursa olsun. Ama bu bilgi kolesterol ilacı üreten Amerikan şirketlerinin işine gelmiyor. Yılda sadece kolesterol ilacı satımından 50 milyar dolar elde ediyorlar. İLAÇ  O yüzden de Amerikan tıbbı bize ne emrediyor? Kolesterol ilacı ver diyor. Bakın gazetelere yansıyan bir gerçek var. Nasıl bizim Sağlık Bakanlığımız bir bilimsel kurul kurdu, Amerika’da da böyle bir bilimsel kurul kuruldu ve “Normal kolesterol düzeyi kaçtır?” sorusuna bilim kurulu yanıt versin istendi. Ve de normalin çok altı bir değer, 200 mü kabul ediliyor normal,150 gibi bir değer ileri sürdüler. Sonradan ortaya çıktı ki bilim kurulunda yer alan 9 öğretim üyesinin dokuzu da ilaç şirketlerinden rüşvet almışlar.   - Hocam kızartmalarda ne tip yağ kullanmak gerekir? - Kesinlikle zeytinyağı, kesinlikle. - Peki, zeytinyağının yanma derecesi ayçiçeği yağından yüksek midir? - 240 derece, ayçiçeği yağından çok daha yüksektir. Tava ısısı normal şartlarda 180 dereceyi çok az aşar. O yüzden rahatlıkla zeytinyağını kullanabilirsiniz ama dumanlaşma derecesi diye teknik jargonda adlandırılır sızma zeytinyağını kullandığınız zaman çok daha düşük derecelerde dumanlanma görürsünüz. O su buharıdır ve içindeki bazı organik maddeler yanar, koku maddeleri tat maddeleri yanar. O yüzden o, yağın yandığı anlamında değildir. Ne olur yanılmayın. Yağ yanmıyor. İçindeki bazı koku, renk maddeleri yanıyor. 240 dereceye kadar dayanan bir yağdır…… ŞİŞE SU  Bir dinleyicinin elindeki pet şişeden su içtiğini gören hoca, - Şimdi içtiğiniz su ile neler elde ettiğinizi de gözden geçirelim ve bu günkü toplantıyı kapatalım. O polietilen tereftalat maddesinden üretilmiş yani pet şişenin içindeki stalatlar suyun içine karışmış bulunuyor. Ayrıca o plastiği yumuşatmak için  antimon denen bir ağır metal kullanılmıştır o da suyun içine karışıyor dolayısıyla siz hem stalat, hem de antimon içmiş oldunuz şu anda. Peki, ne yapar bunlar size? Bunlar hormon bozucular diye geçer. Sizin vücudunuzda bir takım hormonal bozukluklar yaratır. Bu hormonal bozuklukların bir bölümü, örnek, östrojen etkisini göstererek 5 yaşında çocukların adet görmesine sebep olur. İki buçuk yaşında bir çocuk getirdiler Lüleburgaz’dan adet görüyor. İki buçuk yaşında. Hamile bir kadın östrojen etki gösteren bir hormonal bozucuyu aldığı zaman, o madde özellikle bu 19 litrelik su bidonlarında onlar polikarbon denen bir plastiktir ve ham madde olarak Bisfenol-A denen bir maddeden üretilir. Bisfenol-A’nın meme kanseri yaptığı 1930 yılından beri bilindiği halde ve 130 tane bilimsel yayın olduğu halde bunun hakkında hala biz o bidonlardan su içmeye mahkum bırakılıyoruz. Bisfenol-A hamile bir kadının karnındaki çocuğun beynindeki cinsiyet ayrım merkezine gittiğinde çocuğun homoseksüel olma olasılığı çok yükseliyor. Meme kanseri riski çok yükseliyor erkekse prostat kanseri riski normal bunla temas etmemiş insana göre 3 kat artıyor. Yani musluk suyu için Allah aşkına. - Arıtıcılar hocam? - Paranız varsa arıtıcı kullanın. Ama paranız yok arıtıcı alamıyorsunuz, musluk suyu için. Musluk suyu İstanbul’da kullandığınız plastik şişedeki su hangisi olursa olsun 100 kat iyidir. MUSLUK SUYU İSKİ’nın her ay İstanbul’daki bütün su havzalarının sağlık raporları internette yayınlanıyor. Biz geçen sene NTV’de bir su programı yapmıştık ve NTV Yıldız Teknik Üniversitesinde piyasadan topladığı suları bakteriyolojik incelemeye gönderdi. Hepsinde mikrop çıktı. Hepsinde istisnasız. Yani siz sağlıklı olsun, temiz olsun çocuğum mikropsuz su içsin diye mikroplu suyu paranızla içiyorsunuz. Bıraktım vazgeçtim mikroptan, kanser yapıyor.  Almanya’da geçen sene ocak ayında Avrupa birliğinin gıda güvenliği merkezi vardır EFSA ocak 2010a kadar Bisfenol_A’nın sağlık sakıncası olmadığını iddia ediyordu. Ama toplum baskısıyla mayıs ayında biz bu işi araştıracağız dediler ve ekim ayında biberonlarda Bisfenol-A’nın kullanımını yasakladılar. Tamam, da biberonda yasakladın e çocuğuna Bisfenol-A’lı su bidonundan su katmıyor musun mamasını hazırlarken? Isı ve zaman etkisiyle plastiğin defalarca kullanılmasıyla Bisfenol-A’nın suya geçiş oranı çok artıyor. Şimdi su ısınmaz ki diyeceksiniz. Arizona’da yapılan bir çalışmaya göre şehirlerarası su nakli sırasında kamyon içerisindeki su 80 dereceye kadar ısındığı saptanmıştır. 80 dereceye ısınan su o plastikten ne kadar madde çözüyor biliyor musunuz? Sizi de sülalenizi de kanser etmeye yeter. Antalya’da yazın açık havada duran suyun derecesi kaç acaba? Banyo bile yapamazsın o kadar sıcak suyla. Ne olur musluk suyu kullanın. Bırakın şu plastikleri. - Hocam bazı yiyecekleri plastik poşetlere koyup buzluğa atıyoruz, bu da sakıncalı mı? - Şimdi bakın naylon folyo polietilen denen bir maddedir ve polietilenin bu güne kadar bir sağlık sakıncası saptanmamıştır. Daha büyük sorun yoğurt kapları. Mesela bazen çay içiyoruz köpük gibi bardaklardan veya uçağa bindiğimizde şeffaf cam gibi çıt diye kırılan plastik bardaklar var hem o polystryne hem köpük gibi olan bardaklar da polystryne onlardan stryne çayımıza geçiyor o da kanser yapıyor.   PLASTİK KAB Şimdi plastik yoğurt kaplarında, ben anlata anlata zannediyorum bazı firmalar artık polipropilen kullanmaya başladı. Kabın altına baktığımız zaman veya yanına baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz. Üç oktan oluşan bir üçgen. Bu geri dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar. 5 numara polipropilendir altında da zaten PP yazar. Yoğurt alırken artık markaya göre değil kullandığı plastiğe göre tercihinizi yapın. Ben her yoğurt almaya gittiğimde maalesef aynı firma farklı marketlere farklı plastik gönderebiliyor. Daha ucuz marketlere adi plastiklerde, lüks semtlerdeki marketlere daha kaliteli plastikte gönderiyor. Ne acı. Yani ayırım yapıyor. - Yani hocam üçgenin içinde 5'mi yazması lazım? - Evet polipropilen - 1,5 litrelik su şişelerinde 1 yazıyor. - Evet, işte o PET polietilen tereftalat, kötü, 1 numara kötü. Evde 19 litrelik bidonların altına bakın. Onda da 7 yazar. 7 diğer plastikler anlamına gelir. Diğer plastiklerin içinde 6-7 farklı plastik vardır bunlardan bir tanesi de polikarbondur onun için üçgenin altında PC kısaltması vardır. Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL PERPA
    22.05.2018
    Arılar Neden Ölüyor?
    Dünyada en fazla kovana sahip 2. ülke olmasına rağmen, bal veriminin dünya ortalamasının altında kaldığı, yanlış arıcılık yöntemleri nedeniyle arıların giderek güçsüz düştüğü Türkiye’de, ekolojik ve bütüncül arıcılığın yaygınlaştırılması için Buğday Derneği olarak harekete geçtik.     “Arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın dört yıl ömrü kalır.” Einstein   AB Erasmus+ desteğiyle yürüttüğümüz “Arıları Yaşatalım” projemizle; ekolojik, doğa dostu ve geleneksel arıcılık yöntemlerinin yaygınlaştırılmasını ve arıcılıkla ilgili tüm paydaşlara bilgi aktarımı yapmayı amaçlıyoruz.     Türkiye’de arıcılığın en önemli sorunları olarak arıcıların teknik bilgi yetersizliği, arı hastalıklarıyla mücadelede yanlış uygulamalar, yoğun ve yanlış sentetik kimyasal tarım ilacı kullanımı, bölgeye has saf arı cinslerinin kaybedilmesi, habitat kaybı, ve küresel iklim değişikliği öne çıkıyor.    Arıcıların teknik bilgi yetersizliği: Türkiye'de son 20 yılda arıcılık yapan kişi ve koloni sayısında büyük bir artış olsa da, arıcılığa yeni başlayan arıcıların deneyim eksikliği ve yerleşmiş bir arıcılık kültürünün olmayışı nedeniyle, Türkiye koloni sayısında dünyada 2. sırada yer almasına rağmen, birim koloni başına bal verimi ile diğer arı ürünleri üretiminde dünya ülkelerinin çok gerisinde yer alıyor. Bal dışındaki ürünlerin üretimi yok denecek kadar azken, balda ilaç ve antibiyotik kalıntılarının çıkması da yine bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor.   Arı Hastalık Ve Zararlıları ile Mücadele Yetersizliği: Arı hastalıklarıyla ve parazitlerle sentetik kimyasal mücadele kısa vadede başarılı gibi gözükse de, hem balda kalıntı bırakıyor, hem de uzun vadede koloniyi zayıflatarak hastalıklara açık hale getiriyor. Sentetik Kimyasal Tarım İlaçları: Bitkisel üretim yapan işletmelerin kullandıkları pestisit ve insektisitler arıların yaşamını tehlikeye sokan ana unsurlardandır. Yanlış ve zamansız ilaç kullanımından ötürü ülkemizde her yıl ortalama 120 bin arı kolonisinin öldüğü tahmin edilmektedir. Saf Arı Cinslerinin Kaybedilmesi: Ülkemizde yaygın olan gezgin arıcılık nedeniyle, arı türleri karışmış, ırka has özelliklerini yitirmiş ve verim kaybına uğramışlardır. Damızlık arı üretiminde cinslerin coğrafi koşullara uygunluğu gözetilmediğinden, gönderildikleri bölgede verim vermeyebilmekte ve gittikleri bölgelerdeki arı cinleriyle karışarak o bölgeye has ırkı da bozabilmektedir. Habitat Kaybı ve Monokültürel Tarım: Betonlaşma, çarpık şehirleşme, doğal alan kaybı, büyük çaplı HES, termik santraller gibi doğal dengeleri değiştiren inşaatlararıların yaşadığı ve beslendiği alanların azalmasına sebep oluyor. Monokültür tarım alanlarına kovan taşınması, arıların pek çok bitkiden polenve nektar alması yerine, tek tür bitkiyle beslenmesine sebep oluyor. Bu durum arıların bağışıklık sistemini düşürdüğü gibi, baldaki enzim kalitesini de olumsuz etkiliyor. Şehirlerde ağaçlandırma yapılırken tek tip ağaç ve bitkilerin ekilmesi, arıların aç kalmasına sebep olabiliyor. Küresel İklim Değişikliği: Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak görülen sıcaklık geçişleri (aşırı soğuk veya aşırı sıcak havalar), mevsim dışı ve sert iklim olayları (dolu, aşırı yağış, kuraklık vb) da arıları olumsuz etkileyen faktörlerden.   Buğday Derneği olarak, çözümlere ulaşmak için ilk olarak sorunları doğru tanımlamak gerektiğini düşünüyoruz. Çözümlerle ilgili bilgilendirmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Arıları kurtarmak için hepimize iş düşüyor.   Buğday Derneği Sitesinden Alınmıştır. PERPA
    21.05.2018
    Perpa Persiad Ormanı Kuruldu
    Perpa Persiad Ormanı Kuruldu. Persiad'ın organize ettiği Perpa Persiad Ormanı kuruldu, Perpalıların, Perpa A ve B Blok yönetimlerinin desteği ile Göktürk'te kuruldu. Persiad'ın organize ettiği Perpa Ormanı projesine, Perpalılar yoğun ilgi gösterdi. Perpa A ve Blok yönetimlerinin de katkısıyla, Göktürk'te 2000 sahil çamı dikildi. Persiad Başkanı Hasan Akdemir, ''Derneğimiz aracılığı ile, Göktürk'te 2000 adt fideden oluşan sahil çamı ormanı oluşturuldu. Üyelerimize, benimde bir ağacım olsun diyenlere, emek verenlere ve destek olanlara teşekkür ederiz. '' Dedi. Perpa Ormanı Kampanya Katılımcıları: ADI SOYADI AĞAÇ SAYISI HASAN AKDEMİR 10 NAZMİ GÖKÇELİ 5 AHMET SARAOĞLU 10 AYTAÇ AKSAKAL 1 ECE ÖZBAKAN 7 OSAN BAŞTA 10 HİSAR BİLGİSAYAR 5 ABBAS BAL 5 NİYAZİ AKSU 1 SERPİL BAYINDIR 2 SİNEM TEKTAŞ 2 BURAK GÜNEŞ 2 CENGİZ TURAN 4 MURAT AKKUŞ 2 KADRİYE AYDOĞAN 1 FİLİZ SOYDAN 1 AHMET ASLAN 20 DURSUN TEK 5 HACI DEMİR 5 YILMAZ BEBEK 2 DERYA KARADİŞ 2 CENGİZ SOLMAZ 2 AZİZ KARAKAYA 5 MUSTAFA SEZEN 5 KADİR BOZKURT 5 HİLMİ ULUGBEY 2 SUNA KASRAT 2 ESMA BİÇER 2 SEZGİN AYDOĞAN 5 KEMAL KARTAL 5 ZÜLFİKAR ERDEMİR 1 SERDAR AYTÜRK 2 YÜCEL KAYAR 10 ARZU TUN 10 UYGUR BOYA POL. 2 MESUT ŞEN 5 AYFER DEMİRCAN 5 HÜSEYİN TOKSÖZ 10 OKTAY ABEŞ 1 İLHAN ALİ AK BAYTAR 10 İRFAN YILMAZ 5 FIRAT ÇOKKUN 10 İLHAN SUVER 10 HÜR YALÇINKAYA 10 KADİR BOZKURT 5 HACI DEMİR 5 SİBEL TUN 3 TUFAN GÜRBÜZ 25 ALİ BAŞER 1 ERDAL TEKNİKEL 25 ÜST KURUL 100 OSAN BAŞTA 20 HATİCE SARI 5 NEVRUZ ASLAN 5 BİNALİ KELEŞ 30 B BLOK YÖNETİMİ 250 A BLOK YÖNETİMİ 250 HASAN SEZGİN 30 NAZLI KEY 3 AYŞE SÜREN KORKMAZ 3 GÜLŞAH TUN TEKİNŞEN 3 NURHAN BEŞİK 5 ARZU YÜKSEL DEMİR 4 ARZU TANYERİ 2 ÖNDER BAYRAM 20  
    Duyurular